h Dolar 8,6413 %-0.14
h Euro 10,1544 %-0.14
h BIST100 1.412,29 %0.34
h Bitcoin 380194 %3.89888
a Öğle Vakti 13:02
İstanbul 13°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
X

Adak ne anlama gelir? 2021

Adak ne anlama gelir?

Adak ne demektir?

Adak; dinen yükümlü tutulmadığı halde ilgili kişinin kendi vaadiyle üstüne vâcip kıldığı ibadettir.

Türkçe adak kelimesinin Arapça karşılığı olan nezr (النذر), lugatta “insanoğlunun yerine getirmeyi kendisine borç (vâcip) kıldığı, vaad etmiş olduğu şey” mânasına gelmektedir. Nezr kelimesinin kökünde “vâcip kılmak, lüzumlu kılmak” mânası bulunduğundan İmam Şâfiî, kasten yaralama suçunda ödenmesi ihtiyaç duyulan rejimi (erş) nezr diye adlandırmıştır. Kelimenin kök anlamlarından biri de “uyarıcı ve sakındırıcı mahiyetteki bildiri ve i‘lâm”dır (bk. İNZÂR). Nitekim adak olarak verilen şeye nezîre dendiği şeklinde, ordudaki öncü ve gözcü birliklerine de -düşmanın durumunu bildirmeleri sebebiyle- aynı isim verilmiştir (bk. Tâcü’l-ʿarûs, “nẕr” md.). Sâmî dillerden olan İbrânî-Ârâmî ve kısmen Âsurî dillerinde de adamak ve takdis mefhumlarını ifade etmek suretiyle nezr köküne rastlanmaktadır (bk. J. Pedersen, İA, IX, 240).

Bir fıkıh terimi olarak nezir, “dinen yükümlü olmadığı halde, ilgili kişinin farz yada vâcip türünden bir ibadeti yapacağına dair Allah’a söz vermesi” şeklinde tanım edilmiştir. Kelime, gerek lügat gerekse terim anlamında Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadislerde (bk. Wensinck, el-Muʿcem, “nẕr” md.) geçmektedir. İki âyette (bk. el-Bakara 2/270; el-İnsân 76/7) ad olarak tekil, bir âyette (bk. el-Hac 22/29) çoğul, ayrıyeten iki âyette de Hz. Meryem ve annesine atıfla eylem olarak zikredilmektedir: “İmrân’ın karısı, ‘Rabbim! Ben karnımda olanı bir tek sana hizmet etmek suretiyle adadım, benden kabul buyur; doğrusu her şeyi işiten ve bilen sadece sensin’ demişti” (Âl-i İmrân 3/35). “İnsanlardan birini görecek olursan de ki: Ben rahmâna oruç adadım, bugün hiçbir insanla konuşmayacağım” (Meryem 19/26). Bu iki âyet, daha önceki semavî dinlerde de adağın meşrû bulunduğunu göstermektedir.

Adak, çoğu zaman herhangi bir hususta Allah’ın yardımını temin gayesiyle başvurulan dinî bir davranış olarak şu yada bu şekilde derhal derhal tüm dinlerde görülmektedir. Gerek Ahd-i Atîk ve Ahd-i Cedîd’de, gerekse Grek ve Latin literatüründe peygamberler, krallar, azizler ve başkalarının yapmış olduğu çeşitli adaklarla ilgili misaller çoktur. Yahudilik ve Hıristiyanlık’ta adak, düzgüsel dinî vazifeler haricinde, bir kimsenin ya içten dindarlığın bir nişânesi olarak yada Allah’ın yardımını temin maksadıyla belli bir şeyi yapma yada terketme hususunda Allah’a söz vermesi şeklinde görülmektedir. Kilise hukuku, alelâde adak ile merasimli adak içinde, ikincisinin değiştirilememe özelliğine haiz olması bakımından ayrım gözetir. Ortadevir’da adak, fazla kez zengin kimselerce kilise yada bir azizin türbesinin yaptırılması, onarılması ya da tezyini şeklinde görülmektedir. Hıristiyan dünyasında rastlanan sayısız adak türleri içinde haccetmek, sadaka vermek, hastalar için azizlerin kabirlerinden toprak almak, kilisede mum yakmak, kilise parmaklıklarına bez bağlamak şeklinde fiiller en fazla görülenleridir. Katoliklik’te adakla ilgili yargı ve düzenlemelerin varlığına karşılık Protestanlık adağı resmen tanımamıştır; buna karşın halk içinde adak yaygın şekilde görülmektedir.

Eski Çin’de prensler ve yüksek devlet memurlarının, ittifak yada sulh antlaşmalarının onaylanması şeklinde mühim vakalar vesilesiyle merasimli adakta bulunmaları yaygın bir âdetti. Prensler tarafınca sığır yada domuz, memurlar tarafınca köpek, halk tarafınca da tavuk kurban edilir ve kanı adak adayanların dudaklarına sürülürdü. Çin’de sık görülen bir adak çeşidi de dostlar içinde meydana getirilen ve kanların karıştırılmasıyla onaylanan ebedî kardeşlik adağıydı. Bunun kan akrabalığına denk bir bağ oluşturduğuna inanılırdı. Çin’de yaygın başka bazı adak çeşitleri ise şiddetli hastalık vb. hallerde bir tanrı yada tapınağa armağan sunmak, oruç tutmak yada haccetmek şeklinde fiillerdi. Mâbed tarafındaki mukaddes ağaca bez bağlamak, dağları ziyaret etmek, mum yakmak vb. birçok adak çeşidinin yaygın olduğu Japonya’da mâbedlerde özel adak bölgeleri vardır. Dinî yaşamın mühim bir kısmını adakların oluşturduğu Hindistan’da da belli başlı adaklar içinde en mühimleri, belirli günlerde hiçbir şey yememek yada bazı yiyeceklerden kaçınmak suretiyle meydana getirilen perhiz ve oruç tutmaktır. Eski şamanist Türkler’de de suyu kutsama, ağaca bez bağlama, yatırları ziyaret etme ve kurban kesme şeklinde adaklara rastlanmaktadır.

İslâmiyet’in ortaya çıkması sıralarında adak Araplar’da da günlük hayatta sıkça görülmekteydi. Genellikle, sürüdeki hayvanların 100’e yetişmesi, bir adam çocuk sahibi olma ve harp kazanma şeklinde nimetlere erişme yada bir hastalıktan ya da bir tehlikeden kurtulma gayesiyle kurban adanırdı. Bunun yanında, bazı vakalar gerçekleşinceye kadar bazı davranışlarda bulunmamak şeklinde bir nevi yemin mânasına adaklar da sıkça görülmekteydi. Meselâ bir şahıs yada kabileden öç alıncaya yada o kabileden şu kadar adam öldürünceye ya da bir kuraklık halinde yağmur yağıncaya kadar et, yağ vb. şeyler yememe, şarap içmeme, cinsî ilişkide bulunmama, koku sürünmeme, eğlenmeme şeklinde adak-yeminlerde bulunulurdu. İtikâfta bulunmak, oruç tutmak da başka belli başlı adaklar içinde görülmektedir.

Bir dinden diğerine yada bir toplumdan başka topluma yer yer değişik uygulamalar görülmekle beraber esasta büyük bir benzerliğin göze çarptığı adak meselesi, temelde insanoğlu içinde ortak bazı dinî-psikolojik sâiklerden meydana gelmektedir. İslâmiyet, şu yada bu din ya da toplumdaki adak anlayış ve uygulamalarıyla bazı benzerlikler görülse bile, başka birçok mevzuda olduğu şeklinde bu mevzuda da bazı sınırlamalar getirerek kendine özgü bir anlayış ortaya koymuştur. İslâm Ansiklopedisi’ne “nezir” maddesini yazan J. Pedersen, Araplar’ın adak mevzusundaki örf ve âdetlerini uzun uzadıya anlatırken, oldukça sathî bir halde ve yer yer anlamından saptırarak temas etmiş olduğu adakla ilgili İslâmî hükümleri de bu âdetlerle karışık halde vermekle, söz mevzusu âdetlerden hangilerinin İslâm tarafınca tasvip edilmiş olduğu, hangilerinin edilmediği hususunda tereddütler uyandırmış ve İslâm’da adak mevzusunun anlaşılmasını güçleştirmiştir.

Kur’ân-ı Kerîm’de adağı teşvik eden yada yasaklayan herhangi bir yargı yoktur. Daha evvel de belirtildiği şeklinde, Hz. Meryem ve annesine atıfla iki adak vakası zikredilmekte ve bazı âyetlerde de (bk. el-Hac 22/29; el-İnsân 76/7) meydana getirilen adakların yerine getirilmesinin lüzumuna işaret edilmektedir. Bu ise, esasen başka birçok âyette (bk. en-Nahl 16/91; el-İsrâ 17/34) zikredildiği suretiyle ahde vefa gösterilmesi gerektiğine dair umumi İslâmî kuralın bir gereğidir. Hz. Peygamber’in, Allah’a itaat kabilinden olan adakların yerine getirilmesini emretmesine karşılık (bk. Buhârî, “Eymân”, 31; Nesâî, “Eymân”, 29, 41), adak adamayı yasakladığı ve adağın ilâhî takdiri değiştirmeyeceğine işaretle, “Adak hiçbir şeyi değiştirmez (bir başka rivayette, hiçbir yarar sağlamaz), sadece adakla cimrinin malı azaltılmış olur” (Buhârî, “Eymân”, 26, “Ḳader”, 6; Müslim, “Neẕr”, 2) söylediği rivayet edilmektedir. Bazı âlimler bunu ve adağı yasaklayan benzeri başka hadisleri zâhirî mânasıyla anlarken başka bazı âlimler te’vil yoluna gitmişlerdir. Bunlara nazaran söz mevzusu hadislerdeki yasak, ilgili kişinin yapmakla yükümlü olmadığı bir ibadeti yapacağına dair Allah’a söz verip onu üstlendikten sonrasında sözünden dönmekten sakınması gerektiğine ve adağın mânevî mesuliyet getiren bir iş olduğuna işaret etmektedir. Aksi halde, adak adamak anlam ifade etmeyen ve geçersiz bir şey olurdu. Oysa birçok âyet ve hadiste adakların yerine getirilmesi emredilmiştir. Bu hadislerden anlaşılan bir başka husus da adağın insana bir yarar sağlamayacağı ve bir ziyanı gidermeyeceği, şu demek oluyor ki adakla ilâhî takdirin değişmeyeceği gerçeğidir. Bunun ters bir düşünceyle adak adamak, İslâm inancıyla bağdaşmadığından yasaklanmıştır (bk. Tâcü’l-ʿarûs, “nẕr” md.; Şevkânî, VIII, 271).

Konuyla ilgili âyet ve hadislere dayanan fıkıh âlimleri, adak adamanın dinî hükmü hususunda değişik görüşler ileri sürmüşlerdir. Hanefîler’e nazaran adak, ister mutlak ister muallak olsun, mubahtır. Ancak adamak yada adamamak mevzusunda dinî bir yükümlülük söz mevzusu değildir. Mâlikîler’e nazaran mutlak adak müstehaptır; lakin devamlılık arzederse (meselâ her pazartesi oruç tutmayı adamak şeklinde), mekruh olur. Muallak adak ise Bâcî’ye nazaran mekruh, İbn Rüşd’e nazaran mubahtır. Mâlikî mezhebinde tercih edilen görüş ikincisidir. Şâfiî ve Hanbelîler’e nazaran ise adak adamak tenzîhen mekruhtur. Bunlara nazaran adak yasağıyla ilgili hadisler, adakların yerine getirilmesini emreden naslar göz önüne alınırsa, harama değil de kerahete delâlet eder. Diğer taraftan, Resûlullah’ın ve önde gelen ashabının adakta bulunmayışları, adağın müstehap olmadığının bir başka delili sayılmıştır. Sonuç olarak, adak İslâmiyet’te umumiyetle sevaba vesile olan bir davranış sayılmamış, sadece adanınca da yerine getirilmesi hususunda duyarlılık gösterilmesi istenmiştir.

Adağın Şartları

Bir adağın dinen geçerli olabilmesi için bazı şartların yerine getirilmesi gerekir. Adak sadece onu ifade eden bir sözle olur. Yazı, işaret yada mücerret niyetle olmaz. Hanefîler’e nazaran, gerek adakta bulunma gerekse adanan şeyi atama mevzusunda, yeminde olduğu şeklinde, latife ile ciddilik aynıdır. Rıza ve yaşlı da koşul değildir. Şâfiî’ye nazaran ise rıza koşul olup ikrah (baskı) altında meydana getirilen adak geçersizdir. Mâlikîler’e nazaran de adağın yaşlı yada hiddet halinde olup olmamasının önemi yoktur. Adak adayanın, başka ibadetlerde olduğu şeklinde, müslüman ve yükümlü (âkıl bâliğ) olması şarttır. Buna nazaran bir kimsenin müslüman olmadan evvel yapmış olduğu adakla çocuğun ve delinin adakta bulunmasının bir hükmü yoktur.

Adağın geçerli olabilmesi için adanan şeyde bulunması ihtiyaç duyulan şartlar şunlardır: 

1. Adanan şeyin gerçekte mümkün, dinen de makbul ve meşrû olması gerekir; ters halde adak geçersizdir. Meselâ “gece oruç tutmak adağım olsun” yada kadının “hayız ve nifas halimde oruç tutmak adağım olsun” demesi şeklinde. 

2. Adanan şeyin Allah rızasına vesile olacak bir davranış, bir yakarma çeşidi olması gerekir. Günah olan bir şeyi adamak, tüm âlimlere nazaran haram olup geçersizdir. Nitekim Allah’a isyan mevzusunda adak adanamayacağı hadiste belirtilmiştir (bk. Müslim, “Neẕr”, 8). Bu şekilde bir adağın yerine getirilmesi icmâen câiz değildir. Ancak bu durumda, Hanefî ve Hanbelîler’e nazaran, yemin kefâreti ödemek gerekir (bk. Ebû Dâvûd, “Eymân”, 12). Diğer mezheplere nazaran ise adak sahih olmadığından hiçbir şey gerekmez. 

3. Adanan şey, farz yada vâcip türünden bir yakarma olmalıdır. Buna nazaran namaz, oruç, hac, sadaka, itikâf, kurban, umre şeklinde ibadetler adak mevzusu olabilir. Bunlar haricinde, sevaba vesile teşkil eden davranışlar olmakla, beraber bizzat maksut birer yakarma olmayan hasta ziyareti, cenazenin arkasından gitme, abdest alma, Kur’an’a dokunma, gusletme, mescide girme vb. şeyleri adamak sahih değildir. Şâfiî ve Hanbelîler’e nazaran ise tüm müstehap fiiller adak mevzusu olabilir. 

4. Adanan malın adama esnasında ilgili kişinin mülkiyetinde bulunması yada adağın mülke ya da mülk sebebine izâfe edilmesi gerekir. Kişinin haiz olmadığı şeyi adayamayacağı Hz. Peygamber tarafınca belirtilmiştir (bk. Müslim, “Neẕr”, 8; Tirmizî, “Nüẕûr”, 3). İslâm âlimleri haiz olunmayan bir malı sadaka olarak adamanın geçersiz sayılacağı hususunda görüş birliğine varmışlardır. Bundan dolayı bir kimse mâlik olduğundan çok bir malı adarsa, adak sadece haiz olduğu mal ölçüsünde geçerli olur. Hanefîler Tevbe sûresinin yetmiş beşinci âyetine dayanarak, “Satın alacağım, miras kanalıyla elde edeceğim şeyi adadım” şeklinde mülk edinme sebebine yada “Gelecekte haiz olacağım şeyi adadım” şeklinde mülke izâfede bulunularak meydana getirilen adağın geçerli olacağını kabul etmişlerdir. Yukarıda zikredilen olay dayanan Şâfiîler’e nazaran ise bu şekilde bir adak geçersizdir. 

5. Adanan şey, ilgili kişinin yapmakla yükümlü olduğu bir yakarma olmamalıdır. Adanan şey zaman namazları, zekât, ramazan orucu, farz olan hac şeklinde farz-ı ayn yada cenaze namazı ve cihad şeklinde farz-ı kifâye; vitir namazı, fıtır sadakası, kurban şeklinde vâcib-i ayn yada ölüleri yıkama, selâma karşılık verme şeklinde vâcib-i kifâye bir iş olursa adak geçersizdir. Ancak, bu amellerden nâfile olarak ifası mümkün olanlar adak kanalıyla vâcip hale dönüştürülebilir. 

6. Yeme, içme, konuşma şeklinde mubah bir fiili işleme yada terketme mevzusunda meydana getirilen bir adak da geçersizdir. Zira Allah rızası için meydana getirilen ibadetlerden başka şeyin adak mevzusu olamayacağı hadiste belirtilmiştir (bk. Ebû Dâvûd, “Talâk”, 7; Nesâî, “Eymân”, 30).

Türbelerde mum yakma, bez bağlama, horoz kesme, şeker ve helva dağıtma şeklinde halk içinde görülen adak âdetlerinin de dinde yeri olmadığını belirtmek gerekir.

Adağın Çeşitleri

Adaklar, umumi olarak bir şarta bağlanıp bağlanmamalarına nazaran mutlak ve muallak olmak suretiyle iki bölüme ayrılmış olduğu şeklinde bunların da kendi aralarında bazı kısımları vardır.

Mutlak Adak

Herhangi bir şarta bağlanmadan Allah rızası için meydana getirilen adaktır. “Allah için şu kadar gün oruç tutacağım”, “kurban keseceğim”, “namaz kılacağım” şeklinde ifadelerle meydana getirilen adaklar bu türe girer. Adağın günü belirtilmişse buna belirli adak, belirtilmemişse belgisiz adak denir.

Muallak (Mukayyet) Adak

Bir nimete kavuşmak, bir felâketi savmak için yada herhangi bir olayın meydana gelmesi koşul koşularak meydana getirilen adaktır. “Hastam iyileşirse”, “sınıfımı geçersem”, “falan kimse gelirse” şeklinde. Bu adak da iki kısma ayrılır: a) Gerçekleşmesi istenen bir şarta bağlanan adak. Yukarıdaki örneklerde görüldüğü şeklinde bu tür adakta, adak adayan kimse şartın gerçekleşmesini ve Allah rızası için adamış olduğu ibadeti yapmayı arzulamaktadır. b) Gerçekleşmesi istenmeyen bir şarta bağlanan adak. “Falan işi yaparsam”, “falanla konuşursam”, “yalan söylersem” şeklinde. Bu tür adakta aslolan maksat adak ve yakarma olmayıp bir işi yapmış olup yapmama mevzusunda ilgili kişinin kendi iradesini denetim etmesidir. Bu özelliği bakımından bu kısma giren adaklar bir nevi yemin sayılmaktadır. Genel olarak Şâfiî ve Hanbelî âlimler, bu iki tür adaktan birincisine nezrü’t-teberrür (nezrü’t-tâ‘a), ikincisine de nezrü’l-lecâc ve’l-gazab adını verirler. Adaklar ister mutlak ister muallak olsun, adanan şey ismen belirtilmemişse (“Allah için adağım olsun” şeklinde) buna da müphem adak denir.

Adağın Hükmü

Adağın yerine getirilip getirilmemesinin hükmü mezheplere nazaran değişim gösterir. Hanefîler bu mevzuda adağın mutlak yada muallak olmasını değil, adanan şeyin açıkça belirtilip belirtilmemesini temel almışlardır. Adanan şey ismen belirtilmişse, adak ister mutlak ister muallak olsun, yerine getirilmesi vâciptir. Adak müphem ise, niyet edilen şeyin ifası vâcip olur. Herhangi bir niyet söz mevzusu değilse yemin kefâreti ödemek gerekir. Adak mutlak ise derhal, muallak ise koşul gerçekleşince kefâret ödenir. Müphem adak mevzusunda fukahanın bir çok bu görüştedir; sadece İmam Şâfiî’ye nazaran müphem adak geçersizdir. Mâlikîler’e nazaran, adak ister mutlak ister muallak olsun, gereğini yerine getirmek vâciptir. Şâfiî ve Hanbelîler’e nazaran ise mutlak adağın ifası vâciptir. Muallak adağa ulaşınca, eğer nezrü’t-teberrür ise yerine getirilmesi vâcip olur. Nezrü’l-lecâcda ise adakta bulunan kimse muhayyerdir; koşul gerçekleşince dilerse adağı yerine getirir, dilerse yemin kefâretini öder.

Adak hükmünün ne vakit ve ne şekilde durağan(durgun) olacağı hususu, adağın mutlak ve muallak olmasına, istikbal bir zamana bağlanıp bağlanmamasına, bir mekânla mukayyet yada adanan şeyin bedenî yada malî bir yakarma olup olmamasına nazaran değişmektedir. Adak herhangi bir koşul yada zamana bağlanmamışsa (mutlak adak), adanır adanmaz borç terettüp eder ve bu borcu derhal yerine getirmek müstehap olur. Bir şarta bağlanan adağın (muallak adak) yerine getirilmesi ise o koşul gerçekleşince vâcip olur. Koşul gerçekleşmeden evvel adak yerine getirilirse geçersizdir; meydana getirilen yakarma ise nâfile sayılır; koşul gerçekleşince tekrardan ifası lâzımdır. Bu, adağın gerçekleşmesi istenen bir şarta bağlanması (nezrü’t-teberrür) halindedir. Adak, gerçekleşmesi istenmeyen bir şarta bağlanmışsa (nezrü’l-lecâc), koşul gerçekleşince adanan şeyin yerine getirilmesi yada yemin kefâreti ödeme içinde muhayyerlik söz mevzusudur.

Yerine Getirilmesi Gelecek Bir Zamana Bağlanan Adak

Ebû Hanîfe ve Ebû Yûsuf’a nazaran, “Falan gün … adağım olsun” şeklindeki bu tür adakta vakit kaydına saygınlık edilmeyip daha evvel de yapılabilir. İmam Muhammed, sadaka şeklinde malî ibadetlerde aynı görüşü paylaşmakla birlikte, oruç ve namaz şeklinde bedenî ibadetlerde belirtilen zaman gelmedikçe adak hükmünün durağan(durgun) olmayacağı görüşündedir. Şâfiî ve Hanbelîler’in görüşü de aynı doğrultuda olup onlara nazaran bu ibadetleri zamanından evvel ifa etmek geçersizdir. Belli bir zamana bağlanan adak özürsüz olarak tehir edilirse günaha girilmiş olur. Vakti belirlenmeyen adaklarda ise, eğer herhangi bir niyet de söz mevzusu değil idiyse, âlimlerin çoğunluğuna nazaran, zaman içinde mukayyet olmayan mutlak vâcipte olduğu şeklinde, bu adağı şahıs dilediği vakit yerine getirebilir. Ancak yerine getirmeden ölürse günahkâr olur. Bazı âlimler ise bu tür adağın derhal yerine getirilmesi gerektiği görüşündedirler.

Mekânla Mukayyet Adak

Adağın mutlak yada muallak oluşuna nazaran yukarıda zikredilen hükümler geçerli olmakla beraber, mekân şartına riayet edilip edilmeyeceği mevzusunda değişik görüşler vardır. Ebû Hanîfe ve talebeleri Ebû Yûsuf ve Muhammed’e nazaran, mekân şartına saygınlık edilmeden başka bir yerde de ifası mümkündür. Aynı şekilde, Hanfeîler’e nazaran adakta belirli bir malı yada fakiri tayine de saygınlık edilmez; aynı tür ve oranda başka bir mal ile başka fakirlere ödeme yapılabilir. Mâlikîler’e nazaran, bilhassa Mescid-i Harâm, Mescid-i Nebevî ve Mescid-i Aksâ başta olmak suretiyle, herhangi bir mekânda namaz ve itikâf adanmışsa bu şarta uyulması gerekir. Hanbelîler’e nazaran ise bu üç mescidden birinde namaz, oruç ve itikâf adanmışsa mekân şartına riayet edilir. Bunun dışındaki yerlerde, kurban adağı dış, mekân şartına saygınlık edilmez. Şâfiîler’e nazaran sadaka adağında mekân şartına uyulur, oruçta mekânın önemi yoktur. Namazda ise yalnız üç mescidden birinde adak adanmışsa mekân kaydına riayet gerekir.

Bir kimse adağını yerine getirmeden ölürse, zorunlu olmamakla birlikte, velileri onun adına adak borcunu ödeyebilirler. Hanbelîler’e nazaran hac, oruç, sadaka, itikâf şeklinde bedenî ve malî ibadetlerde niyâbet geçerlidir; sadece namaz başkası adına kılınamaz. İmam Şâfiî’nin bir görüşüne nazaran oruçta da niyâbet olmaz; her gün için bir fukara doyurulur. İmam Mâlik’e nazaran hiçbir bedenî ibadette niyâbet geçerli değildir. Hanefîler de, malî yönü bulunan hac dış, bedenî ibadetler mevzusunda bu görüştedirler. İbn Hazm ise namaz da iç olmak suretiyle velilerin adağı yerine getirmekle yükümlü olduğu görüşündedir. Üstünde malî bir adak borcu olarak ölen kimsenin bu borcunun malından ödenmesi hususunda Mâlikî ve Hanefîler vasiyette bulunmasını koşul koşarlar. Diğer âlimlere nazaran vasiyet etmese de malından ödenmesi gerekir.

Adak yalnız Allah rızası için yapılır. Başka herhangi bir kimse adına adakta bulunmak haramdır. Adanan namaz, oruç, hac, vb. bir yakarma düzgüsel bir yakarma şeklinde ifa edilirken adak kurbanı, udhiyye yada nâfile olarak kesilen başka kurbanlardan değişik hükümlere tâbidir. Adak adayanın kendisi, eşi, evlatları ve torunları, anne ve babası, dede ve nineleri adak kurbanının etinden yiyemezler; yedikleri takdirde karşılığını fakirlere sadaka olarak vermeleri gerekir (bk. KURBAN).


BİBLİYOGRAFYA

Buhârî, “Eymân”, 31, “Ḳader”, 6.

Müslim, “Neẕr”, 2, 8.

Ebû Dâvûd, “Eymân”, 12, “Ṭalâḳ”, 7.

Tirmizî, “Nüẕûr”, 3.

Nesâî, “Eymân”, 27-28.

İbn Hazm, el-Muḥallâ (nşr. Ahmed Muhammed Şâkir), Kahire, ts. (Mektebetü dâri’t-türâs), VII, 2 vd.

Şîrâzî, el-Müheẕẕeb, I, 249-252.

Kâsânî, Bedâʾiʿ, V, 81 vd.

İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, I, 360-361.

İbn Kudâme, el-Muġnî (Herrâs), IX, 2 vd.

Kurtubî, el-Câmiʿ li-aḥkâmi’l-Ḳurʾân (nşr. Ebû İshâk İbrâhim), Kahire 1958, IV, 65-69; IX, 97-98.

Tâcü’l-ʿarûs, “nẕr” md.

Şevkânî, Neylü’l-evṭâr, VIII, 270-288.

İbn Âbidîn, Reddü’l-muḥtâr, Bulak 1272, III, 66-72.

Wensinck, el-Muʿcem, “nẕr” md.

Hikmet Tanyu, Ankara ve Çevresinde Adak ve Adak Yerleri, Ankara 1967, s. 19-21, 40-48, 326 vd.

Vehbe ez-Zühaylî, el-Fıḳhü’l-İslâmî ve edilletüh, Dımaşk 1405/1985, III, 38, 468-487.

E. E. Ellis, “Vow”, The New Bible Dictionary, Leicester 1962, s. 1313.

“Vows”, DCR, s. 645.

J. Pedersen, “Nezir”, İA, IX, 239-241.

Müellif: Ahmet {Özel}

Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi
 

Kaynak: Diyanet Haber

Haber Kaynağı – Diyanethaber

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Amr b. Cemûh kimdir? 2021

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Sperrmüll Berlin

İstanbul escort Tuzla escort Acıbadem escort Bostancı escort Bağdat caddesi escort Erenköy escort Suadiye escort Küçükyalı escort Şerifali escort Kurtköy escort Sultanbeyli escort Göztepe escort Kayaşehir escort Çapa escort Bahçelievler escort Fatih escort Fındıkzade escort Beşiktaş escort escort girl dubai escort girls berlin seks hikayeleri sex hikayeleri sex izle sikiş kısa link