h Dolar 8,6445 %-0.09
h Euro 10,1510 %-0.09
h BIST100 1.410,99 %0.25
h Bitcoin 383090 %4.37406
a Öğle Vakti 13:02
İstanbul 13°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
X

Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti nedir? 2021

Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti nedir?

Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti nedir?

Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti; Mondros Mütarekesi’nden sonrasında istilâcılara karşı kurulan mahallî cemiyetlerin Sivas Kongresi’nde birleştirilmesiyle oluşan siyasî teşkilâttır.

Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti nedir?

30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi’nin yedinci maddesine dayanarak İtilâf devletlerinin Osmanlı topraklarını işgale başlamalarıyla beraber çeşitli yerlerde mahallî direniş teşkilâtları kurulmaya başladı. “Müdâfaa-i Hukuk” ve “Redd-i İlhak” adını taşıyan bu cemiyetler Yunanlılar’ın İzmir’i işgal etmelerinden sonrasında daha da arttı.

Erzurum Kongresi’nde (23 Temmuz 1919) Vilâyât-ı Şarkiyye Müdâfaa-i Hukuk-ı Milliyye Cemiyeti’nin Erzurum şubesi ile Trabzon Muhâfaza-i Hukuk-ı Milliyye Cemiyeti feshedilerek bu iki cemiyetin yerine Şarkî Anadolu Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti kuruldu ve Mustafa Kemal’in başkanlığında dokuz kişilik bir temsil heyeti seçildi. Sivas Kongresi’nde (4-11 Eylül 1919) kabul edilen nizamnâme gereğince, Mondros Mütarekesi’nden sonrasında Osmanlı ülkesinin çeşitli bölgelerinde kurulan, lakin aralarında organik bir bağ bulunmayan tüm millî direnme teşkilâtları Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti adıyla tek bir yönetim altında birleştirildi. Temsil Heyeti’nin aza sayısı da on altıya çıkarıldı.

Mustafa Kemal’in Temsil Heyeti adına 11 Eylül 1919’da Sivas valiliğine müracaat etmesiyle cemaat resmen kurulmuş oldu. Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti Hey’et-i Temsîliyyesi, cemiyetin en yüksek yönetim organı ve çeşitli yerlerde kurulmuş olan müdâfaa-i hukuk ve redd-i ilhak cemiyetleri de bunun birer şubesi sayıldılar. Ana amacı Osmanlı Devleti’nin dağılma tehlikesine karşı “İslâm halifeliği ve Osmanlı saltanatının varlığını korumak” (Nizamnâme, md. 3) olan Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti’nin Sivas Kongresi’nde tesbit edilen nizamnâmesine gore, Hey’et-i Temsîliyye vatanın bütününü temsil edecek (md. 7/VII), eğer Osmanlı hükümeti İtilâf devletlerinin baskısıyla anayurdun bir parçasını bırakmak zorunda duracak olursa, Temsil Heyeti mukaddes halifelikle Osmanlı saltanatına olan bağlılığını sürdürerek vatanı Rum ve Ermeni ayakları altında çiğnetmemek için hemen geçici bir yönetim kuracak, kongrenin almış olduğu kararları Türk milletine, İstanbul hükümetine ve yabancı devletlere duyuracaktı. Bu şekilde Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti, vatanın bütünü adına konuşmak ve iş görmek yetkisine haiz meşrû ve millî bir teşkilât haline geldi.

Temsil Heyeti ilk iş olarak İstanbul ile kesik olan irtibatı tekrardan oluşturmak için faaliyete başladı. Düşmanla iş birliği yaparak kongreyi basmaya teşebbüs eden Damad Ferid Paşa hükümetinin istifasında ısrar etti. O anne kadar kendisine yanlış data verilen padişah, Mustafa Kemal ile telgraf başlangıcında sekiz saat devam eden bir konuşma icra eden (25 Eylül 1919) Abdülkerim Paşa’dan Temsil Heyeti’nin gerçek niyetini öğrenince Damad Ferid’i iktidarda tutmaktan vazgeçti. 2 Ekim 1919’da Damad Ferid kabinesi lağvedilerek yerine Ali Rızâ Paşa hükümeti kuruldu. Millî Savaşım taraftarlarından Mersinli Cemal Paşa Harbiye, Sâlih Paşa Bahriye, Hâdi Paşa Ticaret ve Ziraat nâzırlıklarına, Cevat Paşa da Erkân-ı Harbiyye-i Umûmiyye reisliğine getirildiler.

Yeni kabinenin açıklanmasından sonrasında ilk adımı atan Mustafa Kemal, Ali Rızâ Paşa’dan Erzurum ve Sivas kongrelerinde alınan kararlar doğrultusunda devinim edilmesini istedi. Ancak iki yan içinde milletin temsili mevzusunda ihtilâf çıktı. Harbiye Nâzırı Cemal Paşa, devletin dışarıya karşı itibarını tekrardan sağlamak için millî iradeye ve Hey’et-i Temsîliyye’ye dayanacağını, sadece Hey’et-i Temsîliyye’nin içeride ve dışarıda milletin tek temsilcisi görüntüsünü bırakarak hükümete muavin durumunda kalması icap ettiğini bildirdi. Mustafa Kemal de bunu müspet karşılayarak 6 Ekim 1919’da merkezî hükümetle millî teşkilât içinde tam bir anlaşmaya varıldığını ilân etti. Her iki yan aralarındaki anlaşmazlıkları çözmek için bir araya gelmeye karar verdiler. Toplantıya İstanbul hükümeti adına Bahriye Nâzırı Sâlih Paşa, Hey’et-i Temsîliyye adına da Mustafa Kemal, Hüseyin Rauf ve Bekir Sâmi beyler katıldılar. 20 Ekim 1919’da Amasya’da başlamış olan toplantı üç gün sürdü. Başlıca mevzu Sivas Kongresi bildirisi oldu. Bildiride yer edinen sınırların tesbitinin sağlanması gereği kabul edildi. İşgalcilerin Kilikya’da tampon bir devlet oluşturmak istedikleri belirtilerek bu toprakların hiçbir şekilde Türkiye’den ayrılmasının kabul edilemeyeceği, Aydın ilinin de aynı şekilde ülkenin bölünmez parçası olduğu, Edirne ve Meriç arasının hiçbir şekilde terkedilemeyeceği ilkesi kabul edildi. Görüşmeler sonunda bazı saklı maddeler taşıyan beş protokol düzenlendi. İmzasız olan beşinci protokol sulh konferansına gidebilecek kişilerin adlarını gösteriyordu.

Sâlih Paşa bu protokolleri hükümetine danışmadan imzaladığı için 25 Ekim’de İstanbul’a dönünce merkezî hükümetle Hey’et-i Temsîliyye içinde tekrardan anlaşmazlıklar görülmeye başladı. Sâlih Paşa, İtilâf devletlerinin baskısı yüzünden Amasya protokolünü olduğu benzer biçimde kabul etmeye hükümetini ikna edemiyordu. En mühim ihtilaf seçilecek olan meclisin toplanma yeri ile ilgiliydi. Merkezî hükümet meclisin İstanbul’da, Hey’et-i Temsîliyye ise Anadolu’da toplanmasını istiyordu. Hey’et-i Temsîliyye’nin tüm ikazlarına karşın sonunda meclisin İstanbul’da toplanması kararlaştırıldı. Anlaşma gereğince meclis görevlerini tam bir güvenlik içinde yerine getirebileceği zamana kadar Hey’et-i Temsîliyye çalışmalarını sürdürecekti. Paris Barış Konferansı Türkiye için menfi bir karar alırsa hemen millî iradeye başvurulacaktı. Fakat bu tarihten başlayarak İstanbul’la Sivas (27 Aralık’tan sonrasında Ankara) arasındaki ilişkiler sürekli iniş çıkışlar gösterdi. Bu arada Anadolu’da meydana getirilen seçimler bu ilişkileri bir kat daha sarstı. Şu sebeple milletvekilliklerinin çoğunluğunu milliyetçiler kazanmıştır. Osmanlı Meclis-i Meb‘ûsanı 12 Ocak 1920 günü yetmiş iki mebusun iştirak etmesi ile İstanbul’da açıldı. Hüseyin Rauf başkanlığındaki milliyetçi grup, Ankara ile İstanbul arasındaki anlaşmazlıkları düzeltmek için çalışmaya başladı. İlişkiler müspet yönde gelişti ve 28 Ocak 1920 günü Meclis-i Meb‘ûsan, Sivas Kongresi’nde belirlenen “misâk-ı millî”yi resmen kabul etti. Harbiye Nâzırı Cemal Paşa’nın teşebbüsü ile Sultan Vahdeddin, 4 Şubat 1920 tarihindeki irâde-i seniyye ile, “idâreten tardolunan” Mustafa Kemal’in nişan ve madalyalarını sona vererek onun askerlikten çekilmiş bulunduğunu ilân etti. Diğer taraftan padişah milliyetçi milletvekillerinden Mazhar Müfid’i kabulü esnasında, “Hey’et-i Temsîliyye benim tâc-ı saltanatımın pırlantasıdır. Allah sizden râzı olsun; yurt ve milleti, saltanat ve hilâfeti kurtardınız” diyordu.

İstanbul ile Ankara’nın arasının düzelmesi işgalcilerin hoşuna gitmedi. Tekrar Damad Ferid’i iş başına getirmek için Ali Rızâ Paşa hükümeti aleyhine yoğun bir faaliyete giriştiler. Ali Rızâ Paşa 3 Mart 1920’de çekilme etmek mecburiyetinde bırakıldı. Bu sırada Damad Ferid de yine sadrazam olmak için İngilizler’le sıkı temas halinde bulunuyordu. Padişah ise Damad Ferid’in sadârete gelmesiyle İstanbul’la Anadolu arasındaki münasebetlerin tamamen kopmasından kaygı ediyordu. Bundan dolayı sadârete Ali Rızâ Paşa kabinesinin Bahriye Nâzırı Sâlih Paşa’yı belirleme etmek mecburiyetinde bırakıldı. Padişahın Ankara ile münasebetlerini kesmemesi ve milliyetçilerin işgal güçlerine karşı başlattıkları askerî direniş, İtilâf devletlerinin Londra’da toplanarak İstanbul’u resmen işgale karar vermelerine yol açtı (10 Şubat 1920). İstanbul Limanı’nda demirli bulunan işgal kuvvetleri 16 Mart 1920’de İstanbul’u işgale başladılar. Meclis-i Meb‘ûsan’ın işgalciler tarafınca basılarak dağıtılması üstüne Mustafa Kemal Paşa, Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti’ni kurarken verdiği sonucu uygulamaya ve idareyi ele alarak milleti silâha sarılmaya çağırdı. İstanbul’daki Sâlih Paşa kabinesi işgalcilerin baskıları sonunda 3 Nisan 1920 günü çekildi. Padişah 5 Nisan’da Damad Ferid’i yine sadârete getirmek mecburiyetinde bırakıldı.

Damad Ferid’in ilk işi, “fitne ve fesat” olarak nitelendirdiği ve isyan saydığı Millî Savaşım’yi çökertmek için bir beyannâme neşretmek oldu. Şeyhülislâm Dürrîzâde Abdullah Efendi de aynı gün değindiği fetvada, “padişahın emri olmadan asker toplayanların ve Osmanlı memleketinin muvâsala, münâkale ve muhâberesini kesenlerin öldürülmelerinin şer‘an câiz bulunduğunu” ilân etti. Hey’et-i Temsîliyye de karşı faaliyete girişerek Ankara müftüsü Börekçizâde Mehmed Rifat Efendi başta olmak suretiyle 153 müftünün imzaladığı bir fetva ile şeyhülislâmın fetvasını etkisiz hale getirmeye çalıştı (16 Nisan 1920). Öte taraftan İstanbul’dan gelen mebuslarla Anadolu’da tekrardan meydana getirilen seçimlerde derhal hepsi Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti talibi olan yeni milletvekilleri 23 Nisan 1920 günü Büyük Millet Meclisi üyesi olarak Ankara’da toplandı. Hey’et-i Temsîliyye başkanı Mustafa Kemal rey birliği ile meclis başkanlığına seçildi. Böylece Hey’et-i Temsîliyye’nin o güne kadar birleştirici ve yönetim edici görevi Büyük Millet Meclisi’ne geçti. Hükümetin dayandığı Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti ise tüm teşkilâtıyla iktidar partisi haline geldi.

Damad Ferid Paşa milliyetçileri yok etmek için, başta Anzavur İsyanı olmak suretiyle İzmit, Bolu ve Trabzon’da millî direnişe karşı başlamış olan hareketlerden de yararlanmak amacıyla İngilizler’den yardım talep etti. Kuvâ-yi İnzibâtiyye adıyla bir teşkilât kurarak Anadolu’daki hareketi bastırmaya yöneldi. İstanbul’da Nemrut Mustafa Paşa başkanlığında kurulan askerî mahkeme, Mustafa Kemal Paşa ile dostlarını (Kâzım Karabekir Paşa dış) gıyaben ölüme mahkûm etti (11 Mayıs 1920). Karar padişah tarafınca da imzalandı (24 Mayıs 1920) ve sadrazam tarafınca bir genelge ile halka duyuruldu. Damad Ferid’in bu tutumu, Millî Mücadeleciler’i İstanbul yönetiminden iyice uzaklaştırdı. Büyük Millet Meclisi de Ankara’da kurduğu İstiklâl Mahkemesi’nde Damad Ferid ve dostlarını vatana ihanet suçundan gıyaben ölüme mahkûm etti (5 Temmuz 1920). Tamamı Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti mensubu olan Birinci Büyük Millet Meclisi milletvekilleri, 18 Temmuz 1920’de Erzurum ve Sivas kongrelerinde tesbit edilen ve İstanbul’daki nihayet Osmanlı Meclis-i Meb‘ûsan’ınca da kabul edilen misâk-ı millîye sadık kalacaklarına dair yemin içtiler. Fakat zaman içinde düşünce ayrılıkları yüzünden gruplaşmalar oluşmaya başladı. Mustafa Kemal işe el koyarak Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Grubu adıyla bir grup kurdu. Misâk-ı millî esasları içinde bir program hazırlayarak tüm milletvekillerinin fikirlerini sordu. 10 Mayıs 1921 günü grup ilk resmî toplantısını yapmış oldu. Toplantıya katılan 133 mebus Mustafa Kemal’i başkanlığa seçti. Tartışmalar sonunda grup tüzüğü kabul edildi ve grup tam bir parti disiplini içinde çalışmaya başladı. 16 Temmuz 1922’de meydana getirilen tüzük değişikliğiyle yönetim heyetine, bununla beraber tüm Müdâfaa-i Hukuk teşkilâtının merkez heyeti vazife ve yetkisi tanındı. Bu grup haricinde kalan milletvekillerine ise “ikinci grup” adı verildi.

İstiklâl Savaşı kazanıldıktan sonrasında siyasî parti kurmaya kabul eden Mustafa Kemal Paşa, Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Grubu’nu yeni partiye esas yaparak 9 Eylül 1923’te Halk Fırkası’nı kurduğunu deklare etti. Buna dair karar bu tarihte açıklanmakla beraber Halk Fırkası’nın resmen kuruluşu 11 Eylül 1923’te gerçekleşti.


BİBLİYOGRAFYA

Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti, Sivas 1335, s. 1-8.

Gazi Mustafa Kemal, Nutuk, Ankara 1927, s. 19.

Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbimiz, İstanbul 1962, s. 210-214.

Y. Hikmet Bayur, Türkiye Devletinin Dış Siyasası, Ankara 1973, s. 43-44.

Salâhi R. Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika, Ankara 1973, I, 113-147, 205-214.

Uluğ İğdemir, Sivas Kongresi Tutanakları, Ankara 1969.

Bekir Sıtkı Baykal, Heyet-i Temsiliye Kararları, Ankara 1974.

Alev Er, “Millî Mücâdele’de Siyasal Kuruluşlar”, TCTA, IV, 1136.

Müellif: Azmi Süslü

Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi
 

Kaynak: Diyanet Haber

Haber Kaynağı – Diyanethaber

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Bir İslam Düşmanlığı Projesi: İslamofobi 2021

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Sperrmüll Berlin

İstanbul escort Tuzla escort Acıbadem escort Bostancı escort Bağdat caddesi escort Erenköy escort Suadiye escort Küçükyalı escort Şerifali escort Kurtköy escort Sultanbeyli escort Göztepe escort Kayaşehir escort Çapa escort Bahçelievler escort Fatih escort Fındıkzade escort Beşiktaş escort escort girl dubai escort girls berlin seks hikayeleri sex hikayeleri sex izle sikiş kısa link