h Dolar 8,6731 %0.07
h Euro 10,1827 %0.07
h BIST100 1.391,91 %-1.94
h Bitcoin 372239 %-9.13256
a İmsak Vakti 05:18
İstanbul 20°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
X

Haşir ne anlamına gelir? 2021

Haşir ne anlamına gelir?

Haşir ne demektir?

Haşir; kıyamet gününde diriltilecek olan mükelleflerin hesaba çekilmek suretiyle bir araya toplanması anlamına gelir.

Haşir

Sözlükte “bir topluluğu bulunmuş olduğu yerden güç kullanarak çıkarıp bir alanda toplamak” mânasına gelen haşir (haşr) kelimesi, kıyamet gününde tekrardan diriltilen (ba‘s) tüm varlıkların hesaba çekilmek suretiyle bir meydana sevkedilip toplanmasını ifade eder. Toplanılacak yere mahşer, mevkıf yada arasât denir. Buna gore haşir, kıyamet halleri içinde ba‘stan sonrasında ikinci merhaleyi oluşturur ve “hesap görüldükten sonrasında aden yada cehenneme sevkedip dağıtmak” anlamındaki neşirin karşıtı olur. Geleneksel inanca gore tüm ümmetler kendi peygamberinin önderliğinde haşredileceği, en önde de ümmetiyle beraber Hz. Muhammed bulunacağı için ona “Hâşir” adı da verilmiştir (Lisânü’l-ʿArab, “ḥşr” md.).

Kur’ân-ı Kerîm’de haşir, biri “dünyadaki sürgün” mânasında olmak suretiyle iki kez geçmekte, ayrıyeten aynı kökten türeyen ad ve eylem şeklindeki müştakları da kırk bir âyette yer almıştır (bk. M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “ḥaşr” md.). Bunların büyük bir kısmında âhiretteki haşrin tasviri yapılır. Kur’an’ın, sadece rableri huzurunda toplanacaklarından korkanlara yarar vereceği hususuna da işaret edilen bu âyetlerde belirtildiğine gore başta insanoğlu ve cinler olmak suretiyle şeytanlar, melekler, hatta tapınılan putlar bile hesaba çekilmek için haşredilecektir (Âl-i İmrân 3/158; el-En‘âm 6/51, 72, 128; Sebe’ 34/40; el-Ahkāf 46/6). Yeryüzü yarılacak, insanoğlu hızlıca kabirlerinden çıkarak çekirgeler şeklinde kendilerini çağırana doğru koşacaklar (Kāf 50/44; el-Kamer 54/7-8); her insanın yanında biri ameline şahitlik etmek, diğeri de onu mahşere götürmekle görevli iki melek bulunacaktır (Kāf 50/21). İlâhî buyruklara isyan etmekten sakınan müttakiler, rahmânın huzuruna süvari elçiler ve konuklar şeklinde yüzleri parlak ve neşeli durumda haşredilirken kâfirler, zalimler ve Kur’an’dan yüz çeviren mücrimler gözleri korkudan göğermiş, zincire vurulup katrandan gömlek giydirilmiş, kederli ve siyah yüzlerini ateş bürümüş olarak kör, sağır ve yüzükoyun bir halde cehennem yoluna sevkedilecekler, hesap vermeleri için cehennemin çevresinde diz çöktürülmüş bir halde bekletilecekler, sonunda da cehenneme atılacaklardır (İbrâhîm 14/49-50; el-İsrâ 17/97-98; Meryem 19/68, 85-86; Tâhâ 20/102, 124-126; el-Furkān 25/34; Abese 80/38-42).

Haşrin kötüsünden Allah’a sığınan ve fakirler zümresi içinde haşredilmeyi niyaz eden (Müsned, V, 329; Tirmizî, “Zühd”, 37) Hz. Peygamber’in hadislerinde haşrin kısımları, şekilleri, inanç ve amelleri değişik olan insanların haşir esnasındaki durumları ile ilgili çeşitli bilgiler verilmektedir. Bu hadislerden anlaşıldığına gore kıyamet alâmetlerinin ilki yada sonuncusu olarak çıkacak bir ateş insanları doğudan batıya sevkedecektir ki (Müsned, IV, 6; V, 3; VI, 463; Buhârî, “Enbiyâʾ”, 1) bu dünyada vuku bulacak olan bir haşir kabul edilir (İbn Kesîr, I, 227, 228). Asıl haşir ise kıyametin kopmasından sonrasında diriltilecek yaratıkların kabirlerinden çıkması ile gerçekleşecek olan haşirdir. İlgili hadislerde haber verildiğine gore insanoğlu, üstünde dağ, taş şeklinde yol gösterici hiçbir alâmetin bulunmadığı, kepeksiz un şeklinde bembeyaz ve dümdüz bir alanda haşredilecektir (Buhârî, “Riḳāḳ”, 44). Kabirden ilk kez Resûl-i Ekrem çıkacak, onu Ebû Bekir ve Ömer takip edecek, sonrasında Medine ve Mekke’de bulunanlar Peygamber’le beraber mahşer yerine varacaklardır (İbn Kesîr, I, 262). Haşir esnasında insanoğlu yalınayak, çıplak ve sünnetsiz olacak, lakin o günün dehşetinden erkekler ve bayanlar birbirlerine bakamayacak, izdihamdan ve yaklaştırılan güneşin hararetinden dolayı dökülen terler ağızlara ve kulaklara kadar terfi edecektir (Buhârî, “Enbiyâʾ”, 8, “Zekât”, 52). Cennet elbiselerinden ilk kez Hz. İbrâhim ile Hz. Peygamber’e, peşinden başka peygamberlere ve müminlere giydirilecek ve bunlar haşrin zorluklarından kurtulacaktır (Kurtubî, s. 237). İnsanlar inançlarına ve amellerine gore çeşitli şekillerde haşredilir. Kötülüklerden sakınanlar eyerleri altından olan emsalsiz binekler üstünde haşredilir ve müstakbel hayatlarını özlerler. Bazıları ikişer, üçer, dörder, onar kişilik gruplar halinde develer üstünde mahşer yerine götürülür. Bazıları da kavurucu güneş altında yaya olarak haşrolunur. Kâfirlere erişince bunların liderleri yüzükoyun, ötekiler yürüyerek mahşere sevkedilir (Müsned, I, 155; Buhârî, “Riḳāḳ”, 45; Müslim, “Cennet”, 59; Beyhakī, s. 648; Kurtubî, s. 226, 237). İlâhî emirler karşısında büyüklük taslayanlar zerreler şeklinde küçültülmüş olarak mahşere götürülecek (İbn Kesîr, II, 8), başkasının arazisini haksız yere alanlar da bu arazinin toprağını mahşer yerine kadar sırtında taşımaya mahkûm edilecektir (Müsned, IV, 173). Mahşer yerine gelen insanların gözleri gökyüzüne çevrilmiş halde kırk sene bekleyecekleri, sonunda Hz. Peygamber’in şefaatiyle hesaba çekilme işleminin başlamış olacağı da hadislerde verilen bilgiler içinde yer alır (İbn Kesîr, I, 267).

Haşir, muhtemelen “insanları bulundukları yerden çıkarmak” şeklindeki lügat anlamından hareketle bazı kelâmcılar tarafınca yer yer ba‘s ile eş anlamlı bir terim olarak kullanılmıştır (Âmidî, s. 121; Tehânevî, I, 293-294). Ancak Halîmî, Kurtubî, İbn Kesîr, Aynî ve daha başka birçok âlim, haşri ba‘stan sonrasında gerçekleşecek merhaleyi ifade eden bir terim olarak kabul etmişlerdir. Bu görüş, kıyamet hallerini tasvir eden naslara daha uygun düşmektedir. Haşir terimini umumi anlamıyla kıyamet yada meâd yerine kullanan âlimler, onun muhtevasını kıyametteki tüm merhaleleri kapsayacak şekilde geniş düşünmüş ve buna gore açıklamalar yapmışlardır (Halîmî, I, 417-418; krş. Şa‘rânî, II, 158-159). Haşir mevzusuna ilişkin bilgiler yalnız âyet ve hadislere bağlı olduğundan bu hususta İslâm âlimleri içinde değişik görüşlere derhal derhal asla rastlanmamaktadır. İlgili nasların yorumu esnasında daha fazla hayvanların haşri, birbiriyle çelişir şeklinde görünen bazı nasların telifi, ilâhî huzura haşredilişten doğan mekân problemi ve haşrin cismanî mi ruhanî mi olduğu mevzularında değişik yaklaşımlar göze çarpmaktadır.

Kur’ân-ı Kerîm’de haşr terimi hayvanlara da nisbet edilmiştir (bk. el-En‘âm 6/38; et-Tekvîr 81/5). Bu tür âyetlerle aynı mevzuya dair hadislerin yorumunu meydana getiren âlimlerin bir kısmı hayvanlara izâfe edilen haşrin ölümden ibaret bulunduğunu, hayvanların ölüm sonrasında bir yaşamı ve sorumluluğunun bulunmadığını söylerken bazıları, daha fazla kelimenin umumi lügat anlamından ve bir kısım rivayetlerden hareketle hayvanların da kıyamette diriltilmesini mümkün görmüşlerdir (Taberî, VII, 119-120; XXX, 43; Âlûsî, VII, 145-146; Reşîd Rızâ, VII, 396-400). Ancak hayvanların yükümlü ve görevli olmadığı, ayrıyeten hesaba sığmayacak kadar fazla olan hayvanların haşredilmesinin hikmetten ırak görünmesi gerçeği karşısında İbn Abbas’ın da yer almış olduğu birinci gruptaki âlimlerin fikri daha isabetli görünmektedir.

Kıyameti tasvir eden bazı âyetlerde kâfirlerin ve Kur’an’dan yüz çevirenlerin kör, sağır ve dilsiz olarak haşredileceği belirtilirken (el-İsrâ 17/97; el-Mürselât 77/35-36) bir kısmında bunların da hepimiz şeklinde konuşacaklarının bildirilmesi ilk bakışta tutarsız şeklinde görünürse de bu husus, ba‘s ve haşirle başlamış olacak olan kıyamet hallerinin değişik merhaleleriyle ilgili bir durumdur. Bu merhalelerin bir kısmında var olan bir halin diğerinde değişmesi mümkündür (Halîmî, I, 420-421). Kur’ân-ı Kerîm’de âhiret hayatından söz edilirken nihaî dönüşün Allah’a olacağı, her insanın O’na rücû edeceği sık sık tekrarlanır (bk. M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “rucûʿ”, “maṣîr” md.leri). Bu tür ifadeler, haşrin “Allah’ın huzuruna varış” mânasını da taşıdığını gösterir. Bu ise mekândan münezzeh olan Allah’a bir yer yada makam nisbet edilmiş olduğu intibaını doğurur. Ancak hâlik ile mahlûk arasındaki münasebet ulûhiyyet açısından dünyada ne ise âhiret hayatında da odur. Bununla beraber Kur’ân-ı Kerîm’de de ifade edilmiş olduğu şeklinde (Kāf 50/22) kıyamette şahıs ile gayb âlemine dair bazı gerçekler arasındaki perde kalkar ve insan huzûr-i ilâhîde bulunduğunun şuuruna varır. Şu halde buradaki değişiklik hâlikte değil mahlûkta meydana gelir. Ezelî ve ebedî olan, zamandan, mekândan ve değişiklikten münezzeh bulunan Allah ise daima aynı sıfatları taşır.

İslâm filozoflarından İbn Sînâ ile İbn Rüşd mutluluğu aklî lezzete erme, azap ve ıstırabı da bundan yoksun kalma şeklinde açıklayarak haşrin cismanî değil ruhanî olacağını ileri sürmüşlerdir. İslâm âlimleri ise haşrin cismanî olacağı görüşündedir. Kıyameti tasvir eden âyet ve hadislerde insanların göz, yüz, kafa, ayak şeklinde organlarından bahsedilmesi, aden ve cehennem hayatıyla ilgili olarak sadece bedenle yerine getirilebilecek fonksiyonlardan söz edilmesi, haşrin cismanî olarak gerçekleşeceğine ilişkin açık delillerdir. Bu cismanî tasvirlerin simgesel ifadeler şeklinde kabul edilmesi, bâtınî yöntemi çağrıştıran aşırı bir te’vil olur ki bunun vahyin amacıyla bağdaştırılması mümkün görünmemektedir. Naslarda yer edinen ifadelerle hem etkili bir tasvir yapılmak hem de âhiretin tıpa tıp dünyaya benzemediği anlatılmak istenmiştir. Gazzâlî’nin de belirttiği şeklinde (ed-Dürretü’l-fâḫire, s. 51-57) insanoğlunun görmediği enteresan vakaları inkâr etmesi onun tabiatında bulunan bir özelliktir. Bundan dolayı haşrin cismanîliği ve başka âhiret halleri ilk bakışta kişiye acayip şeklinde görünürse de insan us yürütme enerjisini kullanarak nasların haber verdiği bu hususları mümkün görür ve onları onay edebilir (haşr-i cismânî için ayrıyeten bk. BA‘S).


BİBLİYOGRAFYA

Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “ḥaşr” md.

Lisânü’l-ʿArab, “ḥşr” md.

Tehânevî, Keşşâf, I, 293-294.

M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “ḥaşr”, “rucûʿ”, “maṣîr” md.leri.

Mustafavî, et-Taḥḳīḳ, II, 240-241.

Müsned, I, 155; IV, 6, 173; V, 3, 329; VI, 329, 463.

Dârimî, “Büyûʿ”, 7.

Buhârî, “Enbiyâʾ”, 1, 8, “Zekât”, 52, “Riḳāḳ”, 44, 45.

Müslim, “Cennet”, 58, 59.

Tirmizî, “Zühd”, 37.

Taberî, Câmiʿu’l-beyân (Bulak), VII, 119-120; XXX, 43.

Makdisî, el-Bedʾ ve’t-târîḫ, II, 226-227, 229, 230-231.

Halîmî, el-Minhâc, I, 379, 417-421.

Beyhakī, el-Esmâʾ ve’ṣ-ṣıfât, s. 648.

Gazzâlî, ed-Dürretü’l-fâḫire (nşr. M. Abdülkādir Ahmed Atâ), Beyrut 1407/1987, s. 51-57.

Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, el-ʿAvâṣım (Tâlibî), s. 124.

Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb, II, 122-123; XI, 195.

Âmidî, el-Mübîn, s. 121.

Kurtubî, et-Teẕkire fî aḥvâli’l-mevtâ ve ümûri’l-âḫire, Beyrut 1405/1985, s. 226, 231-237, 248, 280.

Beyzâvî, Ṭavâliʿu’l-envâr, İstanbul 1305, s. 438, 443.

a.mlf., Envârü’t-tenzîl (Şeyhzâde, Ḥâşiye içinde), İstanbul 1282, III, 452.

İbn Kesîr, en-Nihâye (Zeynî), I, 227, 228, 262, 267; II, 7-8.

Teftâzânî, Şerḥu’l-Maḳāṣıd, II, 159, 160.

Aynî, ʿUmdetü’l-ḳārî, Kahire 1392/1972, XIX, 65.

Tecrid Tercemesi, XII, 207-210.

Şeyhzâde, Ḥâşiye ʿalâ Tefsîri’l-Ḳāḍî el-Beyżâvî, İstanbul 1282, II, 56; III, 332.

Şa‘rânî, el-Yevâḳīt ve’l-cevâhir, Kahire 1378/1959, II, 158-159.

Keşfü’ẓ-ẓunûn, II, 1926.

Âlûsî, Rûḥu’l-meʿânî, VII, 145-146.

Îżâḥu’l-meknûn, I, 54.

Reşîd Rızâ, Tefsîrü’l-Menâr, IV, 198; VII, 396-400.

Muhammedî er-Reyşehrî, Mîzânü’l-ḥikme, Kum 1362-63 hş./1403-1405, VII, 101, 106-107.

İsmail Hakkı İzmirli, “Âhiret”, İTA, I, 168-169.

Müellif: Süleyman Toprak
Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi
 

Kaynak: Diyanet Haber

Haber Kaynağı – Diyanethaber

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Teşrik tekbirleri başlıyor 2021

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Sperrmüll Berlin

İstanbul escort Tuzla escort Acıbadem escort Bostancı escort Bağdat caddesi escort Erenköy escort Suadiye escort Küçükyalı escort Şerifali escort Kurtköy escort Sultanbeyli escort Göztepe escort Kayaşehir escort Çapa escort Bahçelievler escort Fatih escort Fındıkzade escort Beşiktaş escort escort girl dubai escort girls berlin seks hikayeleri sex hikayeleri sex izle sikiş kısa link