h Dolar 8,5524 %0.04
h Euro 10,0852 %0.04
h BIST100 1.351,59 %-0.86
h Bitcoin 327892 %11.30271
a Öğle Vakti 13:16
İstanbul 26°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
X

Hz. Osman (r.a.) kimdir? 2021

Hz. Osman (r.a.) kimdir?

Hz. Osman (r.a.) kimdir?

İlk Müslümanlardan, Hulefâ-yi Râşidîn’in üçüncüsü olan Hz. Osman (r.a.) kimdir?

Hz. Osman (r.a.) kimdir?

Fil Vak‘ası’ndan altı sene sonrasında Tâif’te dünyaya geldi. Kureyş’in en varlıklı tüccarlarından olan babası Affân Câhiliye devrinde öldü. Annesi Ervâ bint Küreyz, Resûlullah’ın halası Ümmü Hakîm Beyzâ bint Abdülmuttalib’in kız evladıdır. Mensup olduğu Emevî (Ümeyye) kabilesinin soyu Abdümenâf b. Kusay’da Hz. Peygamber’in nesebiyle birleşir. Resûl-i Ekrem’den altı yaş küçüktür. Gençliğinde babasının yanında ticaretle uğraşan Osman, İslâm öncesinde Mekke’nin mühim tüccarları arasına girdi. İslâmî davetin ilk safhasında Hz. Ebû Bekir’in delâletiyle Resûlullah’ın yanına giderek müslüman oldu ve ilk on müslüman içinde yer aldı. Eşraftan olması dolayısıyla İslâm’ı kabul edişi Kureyş içinde yankı yapmış oldu. Amcası Hakem b. Ebü’l-Âs onu bağlayıp dininden dönene kadar bağlarını çözmeyeceğini söyleyince şiddetle karşı koydu. Kararlılığını görüp bağlarını çözmek zorunda kalan amcasından sonrasında anası de fazla uğraştı, sadece onu dininden döndüremedi. Osman kısa bir süre sonrasında Hz. Peygamber’in kızı Rukıyye ile evliliğe ilk adımını attı. İslâmiyet’in 5. senesinde (615) hanımıyla beraber ilk kafilede Habeşistan’a hicret etti. Habeşistan’da doğan ve hicretin 4. senesinde (625) vefat eden oğlu Abdullah dolayısıyla kendisine Ebû Abdullah künyesi verildi. Bir sene sonrasında Habeşistan’dan Mekke’ye döndü ve peşinden Medine’ye hicret etti.

Hz. Peygamber tarafınca Mekke döneminde Abdurrahman b. Avf ile kardeş meydana getirilen Osman, Medine’de evinde konuk kalmış olduğu ensardan Evs b. Sâbit ile kardeş ilân edildi. Resûl-i Ekrem, Medine’de muhacirlere konut yapmaları için yer tahsis ettiğinde ona Mescid-i Nebevî’nin kendisinin girip çıkmış olduğu kapısının karşısına düşen arsayı verdi. Bedir Savaşı’na giderken Osman’ı hasta olan kızının başlangıcında Medine’de bıraktı. Zafer müjdesinin Medine’ye ulaşmış olduğu gün Rukıyye öldü. Hz. Peygamber, Bedir’e katılanlardan sayarak ganimetten pay verdiği Hz. Osman’ı ondan sonra başka kızı Ümmü Külsûm ile evlendirdi. 9 (630) senesinde onun da vefatı üstüne evlenecek başka kızı olsaydı onu da vereceğini söylemiş oldu.

Zâtürrikā‘ ve Zûemer gazvelerine çıkıldığında Medine’de Resûl-i Ekrem’e vekâlet eden Hz. Osman, Hudeybiye Antlaşması öncesinde onun elçisi olarak Mekke’ye gitti. Kureyş liderlerinin istediği takdirde Kâbe’yi ziyaret edebileceğini söylemeleri üstüne Hz. Peygamber’e izin verilmediği sürece kendisinin de ziyaret etmeyeceğini bildirdi. Kâbe ziyaretine müsaade edilmesini sağlamak için görüşmelerini ısrarlı bir halde sürdürdü. Dönüşünün gecikmesi üstüne kendisini bekleyen müslümanlar içinde öldürülmüş olduğu şâyiası yayılınca Resûl-i Ekrem ashabından müşriklere karşı muharebeye girmek şartıyla biat aldı. Biat esnasında, “Osman Allah ve resulünün emrini yerine getirmek için gitmiştir” deyip sağ elini sol elinin üstüne koyarak onun adına biat ettiğini gösterdi. Hz. Osman, Tebük Seferi hazırlıkları esnasında ordunun teçhizi için başlatılan yardım kampanyasında en büyük yardımı yapmış oldu. Bu sırada Hz. Peygamber’in, “Bugünden sonrasında yapacakları Osman’a ziyan vermez” söylediği rivayet edilmiştir (Tirmizî, “Menâḳıb”, 19; Ahmed b. Hanbel, I, 516). Resûl-i Ekrem’in vahiy kâtiplerinden olan Osman, Ebû Bekir zamanında onun kâtipliğini ve müşavirliğini yapmış oldu. Onun Hz. Ömer’i halef belirleme etmesi hususunda müspet görüş belirtti. Hz. Ömer’in de danışmanları içinde yer aldı. Onun Suriye yolculuğuna çıkmasına ve Mısır fethine izin vermesine karşıcılık ederken fethedilen arazilerin fâtihler içinde bölme edilmeyip fey olarak sahiplerinin elinde bırakılması görüşünü destekledi.

Hz. Ömer, Mescid-i Nebevî’de ağır bir halde yaralanınca aşere-i mübeşşereden hayatta olan amcasının oğlu ve eniştesi Saîd b. Zeyd dış altı kişiyi (Osman, Ali, Abdurrahman b. Avf, Sa‘d b. Ebû Vakkās, Talha b. Ubeydullah, Zübeyr b. Avvâm) üç gün içinde aralarından birini halife seçmek suretiyle görevlendirmişti. Hz. Ömer’in vefatından evvel başlamış olan, sadece onun ikinci bir talimatıyla ölümünden sonraya ertelenen toplantı Talha b. Ubeydullah’ın Medine haricinde bulunması sebebiyle beş kişiyle başladı. Müzakerelerin ilk safhasında Abdurrahman b. Avf, aralarından birinin halifelik hakkından feragat edip en fazla istenen şahsı halife seçmek suretiyle hakemlik yapmasını önerdi. Diğer üyelerin kabul etmediği bu göreve kendisi talip oldu ve onların onaylamasıyla çalışmalarına başladı. Şûra üyelerinin her biriyle uzun görüşmeler yapmış oldu. Ayrıca Medine’de bulunan göçmen ve ensarın ileri gelenleri, hac dönüşü oraya uğrayan valiler, kumandanlar ve kent dışından gelen kabile reisleriyle görüştü. Üç gün devam eden bu görüşmelerin peşinden dördüncü gün sabah namazından sonrasında kararını açıklamak suretiyle halkı Mescid-i Nebevî’de topladı. Evvel Hz. Ali’yi, peşinden Hz. Osman’ı çağırıp ikisinden de Allah’ın kitabına ve resulünün sünnetine uyma, ayrıyeten ilk iki halifenin siyasetini takip etme hususunda güvence istedi. Hz. Ali’nin “gücümün ve bilgimin yettiği kadar” şeklindeki cevabına karşılık Hz. Osman’ın tereddütsüz cevabı üstüne Hz. Osman’ı halife ilân ettiğini açıklayıp ona biat etti. Daha sonrasında Hz. Ali ve mescidde bulunanlar da biat etti.

Hz. Osman’ın halifeliği döneminde (644-656) İslâm orduları İran içlerine doğru ilerleyişini sürdürdü. Horasan’a etkili ve devamlı akınlar onun zamanında başladı ve bölgenin büyük kısmı fethedildi. Esterâbâd, Hemedan ve Kirman alınarak İran kurtarılışı mühim seviyede tamamlandı. İran’a meydana getirilen seferler Bahreyn üstünden deniz yöntemiyle da sürdürüldü. İran’ın güneydoğusunda Belûcistan’ın kıyı bölgesine kadar ulaşıldı. Merv şehrine kaçmak zorunda kalan Sâsânîler’in nihayet hükümdarı III. Yezdicerd’in öldürülmüş olduğu 31 (651) senesinde tüm İran İslâm hâkimiyetine girmiş bulunuyordu. Bu senenin ortalarından sonrasında Ahnef b. Kays, Kirman üstünden Horasan’a girerek Tohâristan’a kadar uzanan toprakları ele geçirdi. Onu gönderen Basra Valisi Abdullah b. Âmir de Nîşâbur’u aldı. Bugünkü Afganistan sınırları içinde kalan Belh, Herat, Bûşenc ve Tûs şeklinde şehirler kısa süre içinde zaptedildi. Makdisî’ye bakılırsa bölge halkı da süratli bir halde İslâm’a girdi (Aḥsenü’t-teḳāsîm, s. 293). Diğer tarafta İrmîniye, Gürcistan, Dağıstan ve Azerbaycan’ın kurtarılışı tamamlandı; Arrân bölgesi ve Tiflis fethedildi. Hz. Osman, Erdebil merkez olmak suretiyle Azerbaycan’ın çeşitli şehirlerine birlikler yerleştirdi.

Öte taraftan Kuzey Afrika fetihlerine devam edildi. 24 (645) senesinde Vali Amr b. Âs’ın Medine’de bulunmuş olduğu bir sırada Bizanslılar’ın işgal etmiş olduğu İskenderiye onun tarafınca sona alındı (25/646). Amr’ın yerine Mısır’a vali belirleme edilen Abdullah b. Sa‘d b. Ebû Serh, Trablusgarp’tan İfrîkıye’ye (Tunus ve civarı) kadar ilerledi ve bölgenin mühim merkezlerinden Sübeytıla civarında meydana getirilen muharebede büyük bir zafer kazanmıştır. Daha sonrasında fetihlerini Nil vadisi doğrultusunda güneye kaydıran Abdullah, Nûbe üstüne yürüdü ve bugün Sudan topraklarında bulunan Dongola’ya kadar ilerledi. Makarra (Makuria) Krallığı ile bir antlaşma imzalayıp bu devleti egemenliği altına aldı (Ramazan 31 / Nisan-Mayıs 652).

Suriye ve Mısır valilerinin kıyı şehirlerindeki Bizans’tan kalma tersanelerden yararlanarak oluşturdukları deniz gücü yardımıyla mühim deniz zaferleri kazanıldı. Kıbrıs’ın kurtarılışı hususunda Hz. Ömer’i ikna edemeyen Suriye Valisi Muâviye b. Ebû Süfyân, Hz. Osman’dan almış olduğu izinle 28 (648-49) senesinde Kıbrıs’a bir sefer düzenleyerek talibi sulh yöntemiyle vergiye bağladı. Ertesi sene Suriye sahillerine yakın Ervâd (Cyzikus) adası alındı. 32’de (652-53) Sicilya ve Rodos üstüne seferler düzenlendi. Aynı sene içinde İskenderiye’ye hücum eden Bizans birliği sona püskürtüldü. 33 (653-54) senesinde Kıbrıs idarecilerinin vergiyi ödememeleri sebebiyle 500 gemilik donanmayla ikinci Kıbrıs seferi gerçekleştirildi ve harp yöntemiyle fethedilen adaya 12.000 asker yerleştirildi. Yine bu yıllarda Hulefâ-yi Râşidîn sürecinin en büyük deniz savaşı yapılmış oldu. 200 gemilik İslâm birliği, İskenderiye açıklarında (bazı rivayetlere bakılırsa Antalya’nın Finike ilçesi açıklarında) II. Konstans kumandasındaki 500 parçalık Bizans birliğine karşı “Zâtüssavârî” adıyla malum büyük bir zafer kazanarak Bizans’ın Doğu Akdeniz’deki hâkimiyetine nihayet verdi (31/652 yada 34/655).

Fetihler neticesinde gerçekleşen zenginleşmeyle beraber toplumda lüks ve refahın arttığı Hz. Osman’ın halifelik süreci, başarı göstermiş geçen sükûnet devri (644-649) ve halifenin öldürülmesiyle sonuçlanan İslâm tarihinin ilk büyük fitnesinin yaşandığı kargaşalık süreci (650-656) olarak iki safhaya ayrılır. İlk altı sene içinde yönetimden bazı şikâyetler görülse de bunlar probleme dönüşmemiştir. Hz. Osman’ın bu yıllarda halk tarafınca sertliğiyle malum Hz. Ömer’den daha fazla sevindirilmiş olduğu söylenmektedir. Fakat ikinci devrin başlarından başlayarak yönetimden ağırbaşlı şikâyetler başladı ve önceki olumsuzluklar da bunlara eklendi. Etkileri günümüze kadar gelen kanlı fitne hareketi bu şikâyetlerle başlayıp Hz. Osman’ın öldürülmesi ve peşinden Cemel ve Sıffîn savaşlarıyla devam etmiştir. Kaynaklar, Hz. Osman’ı hedef alan ve dahil savaşlar sürecini başlatan isyanı fazla detaylı şekilde, sadece birbiriyle çelişen ve neredeyse içinden çıkılmaz bir yığın rivayetle aktarmıştır. Müslümanların fırkalara bölünmesinin temelini teşkil eden bu ilk fitne bununla beraber İslâm tarihinin en ihtilâflı meselesi olma hususi durumunu taşımaktadır. Bu konudaki rivayetlerin büyük kısmı ilk İslâm tarihçilerinden Ebû Mihnef, Vâkıdî ve Seyf b. Ömer’e ulaşır. Şîî olan Ebû Mihnef’in haberlerinde Osman açıkça suçlanmış, Talha isyancılar içinde gösterilmiş, Ali ise bazı icraatları dolayısıyla Osman’ı eleştirmekle beraber ona yardım etmeye çalışan ve onu korumak için çaba sarfeden bir durumda gösterilmiştir. Vâkıdî’nin rivayetlerinde de Hz. Osman’a fazla ağır hakaretler yöneltilmiş ve ashabın büyükleri Osman’a karşı yürütülen hareketle direkt ilişkilendirilmiştir. Belâzürî onun rivayetlerinin sertliğini daha da arttırmıştır. Bu iki rivayet zincirine karşılık Seyf b. Ömer’e dayanan rivayetlerin ortak özelliği fitne vakasında Hz. Osman’ın ve başka sahâbîlerin suçsuz kabul edilmesidir. Fitneyi körükleyen saklı el müslümanları bölmeye çalışan İbn Sebe’dir. Seyf’in rivayetleri bununla beraber vakaya tanık olan ve güvenilir râviler yöntemiyle aktarılan en eski üç rivayetle büyük seviyede ahenk göstermektedir (Yûsuf el-Iş, s. 34-35, 65).

Hz. Osman’ın öldürülmesiyle sonuçlanan olayların seyri şöylece özetlenebilir: Halifeliğinin ilk yıllarından başlayarak Hz. Osman’ın yada valilerinin bazı uygulamaları çeşitli grupların şikâyetlerine neden olmuş, bu şikâyetler halifeliğinin ikinci yarısında daha da artmış ve özellikle halifeliğinin nihayet yıllarında, âni zenginleşmenin peşinden yaşanmış olan ekonomik krizden en çok etkilenen garnizon şehirleri Kûfe, Basra ve Fustat’ta (Mısır) uygun bir ortam bulmuştur. Hz. Osman’ın ve valilerinin bazı icraatlarını propaganda amacıyla kullanan muhaliflerin tenkitlerinin başlangıcında Hz. Osman’ın mühim devlet görevlerine akrabalarını belirleme etmesi geliyordu. Hz. Osman, muhtemelen idarede birlik ve beraberliği daha basit sağlama arzusuyla (Seyyid Süleyman Nedvî, s. 57; İA, IX, 429) mühim valiliklere ve devlet kâtipliği görevine yakın akrabalarını belirleme etmişti. Muâviye b. Ebû Süfyân’ı Suriye umumi valisi yapmış, Humus, Kınnesrîn ve Filistin vilâyetlerini de ona bağlayarak yetkilerini genişletmişti. Kûfe valiliğine evvel anne bir kardeşi Velîd b. Ukbe b. Ebû Muayt’ı, peşinden tekrar akrabalarından Saîd b. Âs’ı getirmişti. Mısır valiliğine Amr b. Âs’ın yerine sütkardeşi Abdullah b. Sa‘d b. Ebû Serh’i, Basra valiliğine Ebû Mûsâ el-Eş‘arî’nin yerine dayısının oğlu Abdullah b. Âmir’i belirleme etmişti. Amcasının oğlu Mervân b. Hakem’i de devlet kâtipliğine getirmişti. Bu tayinler neticesinde devletin tüm idarî kademeleri bazılarının liyakati tartışılan Ümeyyeoğulları’nın eline geçmiş oluyordu. Hz. Ali ve başka ileri gelen sahâbîlerin de eleştirdiği bu uygulama, halifenin valilere karşı beklenen sertlikte davranmaması ve onlara mühim mal bağışlarında bulunması sebebiyle şikâyetleri daha da yoğunlaştırdı. Kureyş içinde Emevî-Hâşimî rekabetini gündeme getirirken Kureyş dışındaki kabile liderleri tarafınca Kureyş’in tahakkümü olarak görüldü ve kabilecilik hareketini körüklemek için kullanıldı.

Hz. Osman yönetimine karşı ilk ağırbaşlı karşıcılık Bekr, Rebîa, Ezd, Kinde, Temîm, Kudâa şeklinde fetihlerde büyük yararlılık gösteren kuvvetli kabile mensuplarının bir arada yaşamış olduğu Kûfe’de ortaya çıktı. Valilerin bazı söz ve uygulamaları kabile liderlerinin iddiasını güçlendirdi. Vali Velîd b. Ukbe, 30 (650-51) senesinde bir cinayetin fâillerine kısas uygulaması yüzünden katillerin yakınlarının düşmanlığına hedef oldu. Valiyi içki içmekle itham eden bu şahıslar tuttukları şahitlerle iddialarını halifenin huzurunda kanıtlama ettiler ve ona had vurulup görevden alınmasını sağladılar. Yeni vali Saîd b. Âs da bir mecliste, “Sevâd-ı Irak Kureyş’in bahçesidir” sözüyle Hz. Osman’ın temsil etmiş olduğu Kureyş hâkimiyetini hedef alan kabilecilik hareketini körükledi. Meclistekilerden Eşter en-Nehaî, “Allah’ın bizlere kılıçlarımızla kayra etmiş olduğu bu araziler nasıl ne şekilde Kureyş’in çiftliği oluyor?” diyerek bir münakaşa başlattı. Tartışmalar devam etti ve vakalar büyüyünce elebaşıları halkı isyana teşvik yüzünden Hz. Osman’ın talimatıyla ıslah için Dımaşk’a Muâviye’nin yanına gönderildi (33/653-54). Kabilecilik fitnesini sürdürmeye devam eden ve ondan sonra Humus’a sürgün edilen bu kişiler halifeden izin alıp yine Kûfe’ye döndüler. Ancak halife aleyhindeki faaliyetlerini daha da hızlandırdılar. Bu devinim Irak’ın ikinci büyük merkezi Basra’da da yankı bulmuştu. Fitneden minimum etkilenen merkezlerden olan Suriye’de ise ilk müslümanlardan Ebû Zer, Muâviye’nin bazı harcamalarını ve müslümanların gereksinim fazlası mallarını Allah yolunda sarfetmeyip biriktirmelerini şiddetle eleştirmesiyle zenginler aleyhine bir hareketin başlamasına yol açmıştı. Ebû Zer, Muâviye’nin şikâyeti üstüne Hz. Osman tarafınca Medine’ye çağrıldı. Hilâfetin dünyevî bir iktidar haline gelmesinden kaygı eden Ebû Zer tenkitlerini devam ettirince kendi isteğiyle Rebeze’ye gönderildi (Buhârî, “Zekât”, 4; İbn Sa‘d, IV, 227), onun zorla göndermiş olduğu de söylenmektedir.

Fitnenin başka mühim merkezi Mısır’da da Hz. Osman ve Vali Abdullah b. Sa‘d b. Ebû Serh’e karşı şiddetli bir karşıcılık başlatılmıştı. Muhalefetin liderliğini, babasının vefatı üstüne Hz. Osman’ın himayesinde büyüyen ve istediği valilik görevine belirleme edilmeyince Mısır’a giderek oraya yerleşen Muhammed b. Ebû Huzeyfe ile Hz. Ali’nin himayesinde büyüyen Muhammed b. Ebû Bekir yapıyordu. Valilikten azledildikten sonrasında Filistin’e çekilen Amr b. Âs’ın da Mısır’daki muhalefeti gizlice desteklediği rivayetleri vardır. Hz. Osman zamanında Hicaz’da ortaya çıkan Abdullah b. Sebe’nin Basra, Kûfe ve Suriye’de bir süre kaldıktan sonrasında Mısır’a gelmesiyle muhalefetin birinci merkezi Fustat oldu. Bu dönemden başlayarak Abdullah b. Sebe tarafınca organize edilmiş olduğu anlaşılan Kûfe, Basra ve Mısır’daki muhalif gruplar, onun direktifiyle birbirlerine gönderdikleri mektuplarda Hz. Osman’ı ve valilerini ağır bir halde eleştiriyorlar, onların din kurallarını çiğneyip zulme başvurduklarını ileri sürerek halkı yönetime karşı isyana çağırıyorlardı. Halkın huzurunda okunan bu mektuplar Medine’ye de gönderiliyordu. Öte taraftan Abdullah b. Sebe’nin, Hz. Ali’nin Resûl-i Ekrem’in vasîsi olduğu iddiasını ortaya atarak halifeliğin onun hakkı bulunduğunu, bu hakkı gasbeden Hz. Osman’ın yerine onun geçirilmesi icap ettiğini ileri sürdüğü rivayet edilmektedir.

Muhaliflerin halkı tahrik için kullandıkları başka şikâyet mevzuları şunlardı: Hz. Osman’ın mühim devlet görevlerine belirleme etmiş olduğu yakınlarına devlet hazinesinden büyük miktarlarda bağışta bulunması, Kureyş ileri gelenlerinin Medine’den ayrılıp fethedilen bölgelerdeki şehirlere yerleşmelerine ve geride bıraktıkları arazilerin göç ettikleri yerlerdekilerle değiştirilmesine izin vermesi, oralarda fazla oranda mülk edinmelerine göz yumması, bazı sahâbîlere fethedilen şehirlerde iktâlar vermesi, Kur’ân-ı Kerîm’i istinsah ettirdikten sonrasında başka Kur’an nüshalarını yaktırması, Kureyş adına kabilecilik icra eden bazı valilere ses çıkarmaması, Hz. Peygamber tarafınca Tâif’e sürülen amcası Hakem b. Ebü’l-Âs’ın Medine’ye dönmesine izin vermesi, kendisini eleştiren Ebû Zer el-Gıfârî, Abdullah b. Mes‘ûd ve Ammâr b. Yâsir şeklinde sahâbîleri çeşitli şekillerde cezalandırması, Medine civarındaki bazı arazileri beytülmâl develeri için koruluk haline getirmesi, hac için Mekke’de bulunmuş olduğu sırada farz namazları mukimler şeklinde kılması, Mescid-i Nebevî inşaatında evvelinde kullanılmayan bazı malzemeleri kullandırması, Resûl-i Ekrem’den intikal eden hilâfet mührünü Bi’rierîs’e düşürmesi. Ayrıca halife, ganimetlerin mühim bir kısmını yakınlarına tahsis etmek ve başka akrabalarından bazılarına haksız yere mal ve toprak vermekle de itham ediliyordu.

Dedikodular artınca Hz. Osman müfettişler göndererek vilâyetlerdeki durumu öğrenmek istedi. Mısır’da muhalifler tarafınca yanıltıldığı bildirilen Ammâr b. Yâsir dış müfettişler müspet haberlerle döndüler. Söylentilerin devam etmesi üstüne 33 (654) senesi hac dönüşünde valilerini Medine’ye çağırarak onlarla bir toplantı yapmış oldu. Söylenenlerin bir düzen bulunduğunu, dolayısıyla kaygı edilecek bir vaziyet bulunmadığını söyleyen valilerinin çözüm tekliflerini aldıktan sonrasında (muhaliflerin cihadla meşgul edilmesi, elebaşılarının öldürülmesi, işin valilere bırakılması, mal karşılığında gönüllerinin alınması) fitnenin elebaşılarının askere alınmasını, Kûfe’deki bazı şahısların tahsisatlarının kesilmesini emretti. Ayrıca vakalara Allah’ın emirleri çerçevesinde çözüm arayacağını belirtti; valilerine de insanları fitneden ırak tutmaya çalışmalarını ve itidalli davranmalarını tavsiye etti. Fitne hareketinin tehlikeli bir durum aldığını gören Muâviye b. Ebû Süfyân’ın bu sırada Hz. Osman’ı fitne ateşi sönünceye kadar Suriye’ye götürmek istediği, Osman’ın bunu reddetmesi üstüne kendisini korumak için Suriye’den asker göndermeyi öneri etmiş olduğu, sadece halifenin Medineliler’i rahatsız etmemek için bunu da kabul etmediği bildirilmektedir.

İlk mühim kafa kaldırı valilerin yerlerine dönüşleri esnasında Kûfe’de oldu. Sürgünden dönenlerden Eşter en-Nehaî ve arkadaşları, Cerea denilen yerde toplanıp Kûfe’ye dönmekte olan Vali Saîd b. Âs’ın yolunu keserek şehre girmesini engellediler. Hz. Osman’dan onu görevden alıp yerine Basra’nın eski valisi Ebû Mûsâ el-Eş‘arî’yi belirleme etmesini istediler. Hz. Osman vakaları yatıştırmak için bu teklifi kabul etti. Ancak Kûfe’nin merkezî yönetimin kontrolünden çıkmasına neden olan bu vaziyet başka merkezlerdeki muhaliflere de cesaret verdi. Ortaklaşa devinim ettikleri malum ve Seyf b. Ömer rivayetine bakılırsa İbn Sebe tarafınca yönlendirilen Mısır, Kûfe ve Basra’daki gruplar, Hz. Osman’ı ve valilerini açıktan eleştirmeye başladılar. Bazı hatalarını abartmanın yanı sıra onlara haksız isnatlarda bulunmaktan çekinmediler. Ayrıca Hz. Ali, Zübeyr, Talha ve Hz. Âişe başta olmak suretiyle ashabın büyüklerinin ağzından mektuplar yazarak onları da bu işin içinde göstermeye çalıştılar. Tüm şehirlere gönderilen ve halkı cihad için Medine’ye çağıran bu mektuplar büyük yankı uyandırdı. Mektuplar Medine’de de tesirini gösterdi ve Hz. Osman’a yönelik kişisel kırgınlıklar Medine’deki muhaliflerin sayısını arttırdı.

35 senesinin Receb ayında (Ocak 656) Mısır’dan bir kurul validen şikâyet için Medine’ye geldi. Hz. Osman onları bizzat yada Hz. Ali’nin de içinde bulunmuş olduğu kalabalık bir heyetle beraber dinledi. Kendisine yöneltilen ithamlara yanıt verdi, ayrıca bazı icraatlarının hata bulunduğunu kabul etti. Ganimet mallarının taksimiyle ilgili isteklerini uygun görüp sona dönmelerini sağlamış oldu. Şevval ayında (nisan) Mısır, Kûfe ve Basra’dan sayıları 600-1000 içinde gösterilen üç grup, hacı kafileleri içinde bölgeye geldi. Mekke yerine Medine’ye yönelen bu gruplar kent haricinde üç ayrı mevkide konakladı. Gönderdikleri iki temsilciyle Medine’de kendilerine karşı koyabilecek bir askerî birliğin bulunup bulunmadığını öğrenmek istediler. Bunlar Hz. Ali, Talha, Zübeyr ve Resûl-i Ekrem’in hanımlarıyla görüşerek valiler ile alakalı şikâyetlerini aktardılar ve onlardan kendilerini halifenin huzuruna çıkarmalarını istediler. Teklifleri reddedilince sona döndüler. Ardından Mısırlılar’ın Hz. Ali’ye, Basralılar’ın Talha’ya, Kûfeliler’in Zübeyr’e heyetler yollayıp halifelik teklifinde bulundukları, sadece üçünün de bu teklifi şiddetle reddettiği bildirilmektedir. Bu sırada gelişmelerden kaygı eden Hz. Ali oğlu Hasan’ı göndererek halifeyi haberdar etti. Aynı günlerde ashabın başka büyükleri de oğullarını halifeyi korumak suretiyle yolladılar.

Hz. Osman’ı halifelikten indirmekte emin olan âsiler, onu korumak için çaba sarfetmek için toplanan Medineliler’in dağılmasını sağlamak ve âni bir baskınla şehirde kontrolü ele geçirmek için bir plan yaptılar ve bulundukları mevkileri terkederek memleketlerine doğru yola çıktılar. Bazı rivayetlerde ise onların halife ile görüşerek Mısır valiliğine Muhammed b. Ebû Bekir’i belirleme ettirdikten sonrasında Medine’den ayrıldıkları belirtilmektedir. Fakat üç grup halinde değişik istikametlere gittikleri halde şevval ayının nihayet günlerinde (Nisan sonları) ansızın sona döndüler ve tekbirlerle Medine’ye girip Hz. Osman’ın evini kuşattılar. Dönüş sebebi olarak da Hz. Osman tarafınca eski Mısır valisine yazılan ve liderlerinin ölümle cezalandırılmasını emreden bir mektubu ele geçirdiklerini söylediler. Hz. Osman’ın bu şekilde bir name yazmadığını belirtmesine karşın evinin çevresinde mevzilendiler ve yansız kalan Medineliler’e dokunmayacaklarını ilân ettiler. Sözü edilen ve geriye dönüşlerini haklı göstermek için uydurdukları anlaşılan bu mektubun halifenin bilgisi haricinde kâtibi Mervân tarafınca yazıldığı rivayetleri de vardır. Hz. Osman bu vaziyet karşısında gizlice haber göndererek valilerinden yardım istedi.

Halifenin öldürülebileceğini asla düşünmeyen Medineliler’in bir çok muhasaranın ilk günlerinden başlayarak evlerine kapanıp zorunlu kalmadıkça dışarı çıkmadı. Şehirde sayıları oldukça artmış olan köleler ve işi olmayan kuvvetsiz bedevîler de isyancılara katılmıştı. Âsiler, yirmi günle iki ay içinde bir süre devam etmiş olduğu söylenen muhasaranın nihayet on gününe kadar Hz. Osman’ın mescide çıkıp imamlık yapmasına göz yumdular. Bu günlerde Hz. Osman kendisine yöneltilen tüm ithamlara yanıt verdi ve birçok meselede onları ikna etmeyi başardı. Bu konuşmalarından birinde Hz. Ali’nin tavsiyesine uyup âsilerin şikâyet etmiş olduğu bazı uygulamalarının hata bulunduğunu kabul etti, bundan sonrasında Allah’ın kitabı ve Hz. Peygamber’in sünnetine uygun devinim edeceğine söz vererek sükûneti sağlamış oldu. Ancak buna karşı çıkan Mervân’ın onun izniyle yapmış olduğu konuşma ortalığı tekrardan karıştırdı. İsyancılar kuşatmanın nihayet on gününde Hz. Osman’ın evinden çıkmasına izin vermediler. Ona halifeliği bırakmasını, ters takdirde öldürüleceğini söylediler. Bu tarihten başlayarak evine su gönderilmesini yasakladılar. Mervân’ın konuşmasına fazla öfkelenip bir kenara çekilen Hz. Ali ve Ümmü Habîbe’nin su ulaştırma teşebbüslerini de sert bir halde engellediler. Âsilerin yalnız kendisini öldürmek istediklerini anlayan ve halifeliği bırakmayı da reddeden Hz. Osman o sırada evinde olup kendisini korumak için çaba sarfetmek isteyenleri tehlikeye atmak istememiş, onlardan silâh kullanmamaları için kati söz almıştı. İçeride 700 ilgili kişinin bulunmuş olduğu, izin verilmesi durumunda isyancılara üstünlük sağlayabilecekleri ihtimalinden bahsedilmektedir (İbn Sa‘d, III, 71). Hz. Peygamber’in hadisi dolayısıyla bir musibetten sonrasında şehid edileceğini bilen Hz. Osman (Buhârî, “Feżâʾilü aṣḥâbi’n-nebî”, 5-7, “Edeb”, 119; Tirmizî, “Menâḳıb”, 19), rüyasında Resûl-i Ekrem’in yarın beraber iftar edeceklerini söylemesinin de etkisiyle (Ahmed b. Hanbel, I, 497) âsilere boyun eğmeyi reddedip ölümü beklemeyi tercih etti.

Âsiler, hac mevsiminin sona ermesi dolayısıyla Mekke’den fazla sayıda insanoğlunun Medine’ye geleceğini düşünerek ve eyaletlerden gönderilen askerî birliklerin yaklaştığının duyulması üstüne acil ettiler. Muhasaranın nihayet gününde genç sahâbîlerin savunduğu evin kapısını yaktılar. Akşam saatlerinde bitişikteki evden içeriye giren birkaç Mısırlı, Kur’an okumakta olan Hz. Osman’ı öldürdü (18 Zilhicce 35 / 17 Haziran 656). Meşhur rivayetlere bakılırsa Hz. Osman o sırada seksen iki yaşındaydı. Bu arada ona kalkan olmak isteyen hanımı Nâile bint Ferâfisa’nın parmakları da kesilmişti. Ardından evini ve beytülmâli yağmalayan âsiler Hz. Osman’ın defnedilmesini de engellediler. Bu sebeple halifenin cenazesi, hanımı Nâile’nin gayretleriyle sadece akşam-yatsı içinde fazla azca şahıs tarafınca gizlice kaldırılabildi. Hatta cenazenin üç gün sonrasında defnedilebildiği de rivayet edilmiştir. Cenazeye Hz. Osman’ın iki hanımının yanında üç-on yedi içinde adamın katılmış olduğu ve onun Cennetü’l-bakī‘ bitişiğindeki Haşşükevkeb denilen yere defnedildiği bildirilmektedir. Bu yer Muâviye zamanında mezarlığa iç edilmiştir. Öte taraftan Suriye’den gönderilen yardım birliklerinin Vâdilkurâ’ya, Kûfe ve Basra’dan gönderilenlerin de Rebeze’ye geldiklerinde ölüm haberini duyup geriye döndükleri belirtilmektedir.

Cem Hz. Osman (r.a.) kimdir? 2021

Hz. Osman’la valileri aleyhindeki şikâyet mevzuları bunların sadece isyanın zâhirî sebepleri olduğu izlenimi vermektedir. Bu sebeple bazı tarihçiler isyanı daha ziyade siyasal, ekonomik ve toplumsal değişikliklere bağlamıştır. Fetihlerin duraklamasıyla beraber ganimet geliri azalınca garnizon şehirlerinde yaşayan muharip sınıfın geçimi tertipli vergi gelirlerine bağlı hale gelmiş ve asker maaşlarının ödenmesinde sorun başlamıştı. Birdenbire zenginleşmenin kaçınılmaz sonucu olan iktisadî bunalım, yönetimi tutum halletmeye ve askerlerin maaşlarını azaltmaya zorunlu etmişti (İA, IX, 429). Bu sırada fetih ordularında çoğunluğu, şehitlik yada gazilik yerine yalnız ganimet için cephelere koşan askerler teşkil ediyordu. Bu sıkıntılar karşısında onlar önceki ganimetlerin nereye gittiğini, kendi hakları saydıkları fethedilmiş arazilerin durumunu sorgulamaya başladılar. Öte taraftan valilerin yanı sıra ashabın ileri gelenlerinden ufak bir grubun büyük servetler edinmesi kıskançlıklara yol açtı. Bu gelişmeler Câhiliye süreci kabilecilik anlayışını tekrardan ortaya çıkardı. İbn Haldûn, Bekr, Abdülkays, Rebîa, Ezd, Kinde, Temîm, Kudâa şeklinde fetihlerde büyük rol oynamış Arap kabilelerinin Câhiliye damarlarının kabardığını, yönetimi elinde tutan muhacirler, ensar ve başka Hicaz halkına karşı bir devinim başlattıklarını anlatmaktadır (el-ʿİber, II/2, s. 138). İsyanın Hz. Osman’ın devralıp değiştiremediği gelişmelerin bir sonucu bulunduğunu belirten Dûrî de isyanın birinci derecede kabilelerin Kureyş’e isyanını sembolize etmiş olduğu görüşündedir (İlk Dönem İslâm Tarihi, s. 104). Kureyş’i hilâfeti tekeline almakla suçlayan kabile reisleri, vergi gelirinin büyük kısmının hâlâ Medine’ye gönderilmesine karşı çıkarak müslümanların malı saydıkları fey gelirlerinin eyaletlerde dağıtılmasını istiyordu. Bu olumsuzluklar Hz. Ali’nin Resûl-i Ekrem’in vasîsi olduğu, onun hakkını gasbeden Hz. Osman’ın halifelikten uzaklaştırılıp hakkın sahibine verilmesi iddiasını kalkan edinen Abdullah b. Sebe ve Kureyş yönetiminden kurtulmak isteyen bazı kabile reislerinin fitne ateşini tutuşturmasıyla bir isyana dönüştü. Bazı tarihçiler, Abdullah b. Sebe şeklinde müslümanları birbirine düşürmek isteyen arka niyetli şahıslar olmadan bu şekilde bir hareketin gerçekleşebileceğinin pek mümkün olmadığı sonucuna varmıştır (Yûsuf el-Iş, s. 64).

Hz. Osman, Ümmü Külsûm’ün 9 (630) senesinde vefatından sonraki yıllarda altı evlilik daha yapmış oldu. Hanımlarından üçü (Nâile bint Ferâfisa, Remle bint Şeybe, Ümmü’l-Benîn bint Uyeyne) şehid edilmiş olduğu sırada hayatta bulunuyordu. Bu evliliklerinden dokuz oğlu, altı yada yedi kızı oldu. Hz. Osman’ın en ünlü vasfı engin bir hayâ duygusuna haiz olmasıydı. Resûl-i Ekrem onun ile ilgili, “Kendisinden meleklerin hayâ etmiş olduğu bir kimseden ben hayâ etmeyeyim mi?” (Müslim, “Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 26); “Her peygamberin cennette bir refiki vardır. Benim cennetteki refikim de Osman’dır” (Tirmizî, “Menâḳıb”, 19; İbn Mâce, “Muḳaddime”, 11) demiştir. Cennetle müjdelenen on sahâbîden kabul edilen Hz. Osman, Tebük ordusunu donatmadaki öncülüğü ve Rûme Kuyusu dolayısıyla ayrıyeten cenneti hak etmiştir (Buhârî, “Feżâʾilü aṣḥâbi’n-nebî”, 7). Süyûtî onun fazileti ile alakalı kırk hadisi Tuḥfetü’l-ʿaclân fî feżâʾili ʿOs̱mân adlı eserinde toplamıştır. İbn Habîb es-Sülemî Menâḳıbü ʿOs̱mân b. ʿAffân, Abdullah b. Ahmed b. Hanbel Feżâʾilü ʿOs̱mân b. ʿAffân, Radıyyüddin Ahmed b. İsmâil et-Tâlekānî Ḳurbetü’d-dâreyn fî menâḳıbi Ẕinnûreyn adıyla birer yapıt yazmışlardır. Ayrıca Maḳtelü ʿOs̱mân ismiyle çeşitli eserler kaleme alınmıştır (bazıları için bk. DİA, XXVII, 455). Ebû Bekir Ahmed b. Ali el-Mervezî’nin Müsnedü ʿOs̱mân b. ʿAffân adlı bir kitabından bahsedilmektedir (Süyûtî, Tenvîrü’l-ḥavâlik, I, 85). Hadis kaynaklarında Osman’ın büyük bir musibetle karşılaştıktan sonrasında şehid edileceğine ve bunu kendisinin de bildiğine dair rivayetler aktarılmıştır (Buhârî, “Feżâʾilü aṣḥâbi’n-nebî”, 5-7, “Edeb”, 119; İbn Mâce, “Muḳaddime”, 11; Tirmizî, “Menâḳıb”, 19).

Cem Hz. Osman (r.a.) kimdir? 2021

Geceleri ibadetle, gündüzleri oruçla geçiren Hz. Osman nazik ve utangaç bir tabiata haiz olmanın yanı sıra nihayet aşama cömertti. Medine’ye hicretten sonrasında içme suyu sıkıntısı yaşandığı bir sırada 35.000 dirheme satın almış olduğu Rûme Kuyusu’nu vakfetmesi, Tebük Seferi hazırlıklarında en büyük yardımı yapması, Hz. Ebû Bekir zamanındaki bir kıtlık esnasında 1000 deve yükü buğday, kuru üzüm ve zeytinyağı ile dönen kervan malının tamamını muhtaç durumdaki müslümanlara dağıtması, Talha b. Ubeydullah’ta olan 50.000 dirhem alacağını bağışlaması onun cömertlik ve hayır duygusunu açıkça göstermektedir. Civardaki bölgeleri satın alıp Mescid-i Harâm’ı genişleten ve Harem’in sınır taşlarını yenileten Hz. Osman, Mescid-i Nebevî’yi tekrardan inşa ettirirken kendi malından 10.000 dirhem harcamıştı. Akrabalarına da kendi malından büyük miktarlarda yardım yapmış olduğu bilinmektedir.

Cem Hz. Osman (r.a.) kimdir? 2021

Hz. Osman ilmî bakımdan da temayüz etmişti, hatta hac menâsiki mevzusunda en bilgili sahâbî olduğu açıklanmıştır (Süyûtî, Târîḫu’l-ḫulefâʾ, s. 149). Kur’an’ı ezberleyen ve Hz. Peygamber’in sağlığında fetva veren birkaç sahâbî içinde yer alır (M. Abdülhay el-Kettânî, I, 184-185, 196). Kıraat farklarının neden olduğu tartışmaları önlemek için Hz. Ebû Bekir zamanında mushaf halinde toplanan Kur’ân-ı Kerîm’i beş yada yedi nüsha olarak çoğaltıp Mekke, Basra, Kûfe, Şam, Yemen ve Bahreyn’e birer nüsha gönderdi, “imam mushaf” denilen nüshayı da Medine’de bıraktı. Hadisleri tam olarak rivayet eder, bu hususta fazla titiz davranırdı. Onun ile ilgili bir şahıs, “Ashap içinde hadisleri Hz. Osman’dan daha tam ve güzel şekilde rivayet eden birini görmedim, sadece o hadis rivayetinden çekinen bir zattı” demiştir (İbn Sa‘d, III, 57). Resûl-i Ekrem’den 146 hadis rivayet etmiştir (Süyûtî, Târîḫu’l-ḫulefâʾ, s. 149). Hz. Osman, Resûlullah’ın iki kızıyla evlenmiş olduğundan “zü’n-nûreyn” (iki nur sahibi) lakabıyla ünlü olmuştur. Ayrıca “esnâf-ı mühr-künan”ın pîri sayılmaktadır. Topkapı Sarayı Müzesi’ndeki kılıçlardan beşi ona nisbet edilir.


BİBLİYOGRAFYA

Wensinck, el-Muʿcem, VIII, 336-338.

Buhârî, “Ṣalât”, 62, “Zekât”, 4, “Veṣâyâ”, 33, 198, “Feżâʾilü aṣḥâbi’n-nebî”, 5-7, “Menâḳıbü’l-enṣâr”, 46, “Feżâʾilü’l-Ḳurʾân”, 2-3, “Edeb”, 119, “Fiten”, 17, “Ahḳâm”, 43.

Müslim, “Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 26-29.

İbn Mâce, “Muḳaddime”, 11.

Tirmizî, “Menâḳıb”, 19, 33.

Seyf b. Ömer, el-Fitne ve Vaḳʿatü’l-Cemel (nşr. Ahmed Râtib Armûş), Beyrut 1406/1986, s. 33-87.

İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt, III, 53-84; IV, 227.

Halîfe b. Hayyât, et-Târîḫ (Ömerî), s. 156-180.

Ahmed b. Hanbel, Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe (nşr. Vasiyyullah b. Muhammed Abbas), Mekke 1403/1983, I, 497, 503-527.

İbn Şebbe, Târîḫu’l-Medîneti’l-münevvere, III, 952-1147; IV, 1148-1315.

Belâzürî, Ensâb (Zekkâr), VI, 99-254.

Ya‘kūbî, Târîḫ, II, 162-177.

Taberî, Târîḫ (Ebü’l-Fazl), IV, 227-426.

Makdisî, Aḥsenü’t-teḳāsîm, s. 293.

İbn Abdülber, el-İstîʿâb, III, 69-85.

Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, el-ʿAvâṣım (nşr. Muhibbüddin el-Hatîb), Beyrut 1407, s. 68-146.

İbn Asâkir, Târîḫu Dımaşḳ (Amrî), XXXIX.

İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, III, 79-200.

a.mlf., Üsdü’l-ġābe, III, 480-492.

İbn Ebü’l-Hadîd, Şerḥu Nehci’l-belâġa (nşr. M. Ebü’l-Fazl İbrâhim), Kahire 1385/1965, II, 129-161; III, 11-69.

Muhibbüddin et-Taberî, er-Riyâżü’n-naḍire fî menâḳıbi’l-ʿaşere, Beyrut 1405/1984, III, 5-103.

Takıyyüddin İbn Teymiyye, Minhâcü’s-sünne (nşr. M. Reşâd Sâlim), Riyad 1406/1986, IV, 322-342; VI, 239-299.

Nüveyrî, Nihâyetü’l-ereb, XIX, 402-513.

Muhammed b. Yahyâ b. Ebû Bekir el-Endelüsî, et-Temhîd ve’l-beyân fî maḳteli’ş-şehîd ʿOs̱mân b. ʿAffân (nşr. Hilmî Ferhât Ahmed), Kahire 1423/2002.

Zehebî, Târîḫu’l-İslâm: ʿAhdü’l-Ḫulefâʾi’r-râşidîn, s. 303-482.

İbn Kesîr, el-Bidâye, VII, 144-222.

İbn Haldûn, el-ʿİber, II/2, s. 138.

İbn Hacer, el-İṣâbe, II, 462-463.

Süyûtî, Tenvîrü’l-ḥavâlik, Kahire 1969, I, 85.

a.mlf., Târîḫu’l-ḫulefâʾ (nşr. M. Muhyiddin Abdülhamîd), Kahire 1371/1952, s. 147-166.

a.mlf., Tuḥfetü’l-ʿaclân fî feżâʾili ʿOs̱mân (nşr. Âmir Ahmed Haydar), Beyrut 1411/1991.

Abdülmelik b. Hüseyin el-İsâmî, Semṭü’n-nücûmi’l-ʿavâlî fî enbâʾi’l-evâʾil ve’t-tevâlî (nşr. Âdil Ahmed Abdülmevcûd – Ali M. Muavvaz), Beyrut 1419/1998, II, 514-551.

Ahmed Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiyâ ve Tevârîh-i Hulefâ, İstanbul 1978, I, 425-494.

Mahmûd el-Gazzâvî, Maḳtelü ʿOs̱mân b. ʿAffân, Kahire 1936.

Tâhâ Hüseyin, el-Fitnetü’l-kübrâ: ʿOs̱mân, Kahire 1959-61.

J. Wellhausen, İslâmın En Eski Tarihine Giriş (trc. Fikret Işıltan), İstanbul 1960, s. 102-121.

Abbas Mahmûd el-Akkād, Ẕü’n-Nûreyn ʿOs̱mân b. ʿAffân, Kahire, ts. (Nehdatü Mısr).

M. Hüseyin Heykel, ʿOs̱mân b. ʿAffân, Kahire 1968.

Nebîh Âkıl, Târîḫu ʿaṣri’r-Resûl ve’l-ḫulefâʾi’r-râşidîn, Dımaşk 1400-1401/1980-81, s. 269-293.

Fethî Seyyid er-Reşîdî, ʿOs̱mân b. Affân ve siyâsetühû fi’l-ḥükm, Kahire 1981.

Mahmûd Şelebî, Ḥayâtü ʿOs̱mân, Beyrut 1981.

W. Montgomery Watt, İslâm Düşüncesinin Teşekkül Devri (trc. Ethem Ruhi Fığlalı), Ankara 1981, s. 11-14, 91-92, ayrıyeten bk. İndeks.

Muhammed Rızâ, Ẕü’n-Nûreyn ʿOs̱mân b. ʿAffân, Beyrut 1402/1982.

M. Revvâs Kal‘acî, Mevsûʿatü fıḳhi ʿOs̱mân b. ʿAffân, Mekke 1404/1983.

M. Sâdık Arcûn, el-Ḫalîfetü’l-müfterâ ʿaleyh ʿOs̱mân b. ʿAffân, Cidde 1983.

E. Rabbath, La conquête arabe sous les quatre premiers califes (11/632-40/661), Beyrouth 1985, II, 491-698.

Hasan İbrâhim, İslâm Tarihi, II, 26-37.

Raif G. Khoury, ‘Abd Allāh ibn Lahī‘a (97-174/715-790): Juge et grand maître de l’école egyptienne, Wiesbaden 1986, s. 181-199, 211-217, 244, 280-282.

Kutb İbrâhim Muhammed, es-Siyâsetü’l-mâliyye li- ʿOs̱mân b. ʿAffân, Kahire 1986.

Azîz Seyyid Câsim, et-Taḳī ʿOs̱mân b. ʿAffân, Bağdad 1988.

Yûsuf el-Iş, ed-Devletü’l-Ümeviyye, Dımaşk 1988, s. 32-100.

Abdülkādir Selmân el-Muâzîdî – M. Câsim Hammâdî el-Meşhedânî, ʿOs̱mân b. ʿAffân Ẕü’n-nûreyn, Bağdad 1989.

Nâsır b. Ali Âiz Hasan eş-Şeyh, ʿAḳīdetü Ehli’s-sünne ve’l-cemâʿa fi’ṣ-ṣaḥâbeti’l-kirâm, Riyad 1990, II, 647-671.

Nâdiye Hüsnî Sakr, es-Sebeʾiyye: Aḫṭarü’l-ḥarekâti’l-heddâme fî ṣadri’l-İslâm, Kahire 1411/1991, s. 1-32.

Abdülazîz ed-Dûrî, İlk Dönem İslâm Tarihi (trc. Hayrettin Yücesoy), İstanbul 1991, s. 92-104.

Muhammed b. Muhammed el-Avâcî, Ḫilâfetü ʿOs̱mân b. ʿAffân, Medine 1992.

Hişâm Cuayt, el-Fitne (trc. Halîl Ahmed Halîl), Beyrut 1993, s. 55-121.

Muhammed Emhazûn, Taḥḳīḳu mevâḳıfi’ṣ-ṣaḥâbe fi’l-fitne, Riyad 1415/1994, I, 227-253, 284-487; II, 5-55.

Murat Akarsu, Hilafetine Kadar Hz. Osman (yüksek lisans tezi, 1994), AÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü.

a.mlf., Hz. Osman’ın Hilafeti (doktora tezi, 2001), AÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Mahmûd Şâkir, el-Emîn Ẕü’n-nûreyn, Beyrut 1997.

Ahmed el-Harûf, Şehîdü’d-dâr ʿOs̱mân b. ʿAffân, Amman 1997.

M. Âbid Câbirî, İslâm’da Siyasal Akıl (trc. Vecdi Akyüz), İstanbul 1997, s. 283-388, 420-451.

Ali Rıza Ayar, Hz. Osman ve Hz. Ali Dönemlerinde Devlet-Halk Münasebetleri (doktora tezi, 1997), Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Adnân M. Milhim, el-Müʾerriḫûne’l-ʿArab ve’l-fitnetü’l-kübrâ, Beyrut 1998, s. 11-175.

Me’mûn Garîb, Ḫilâfetü ʿOs̱mân b. ʿAffân, Kahire 1998.

Muhammed b. Abdullah el-Gabbân, Fitnetü maḳteli ʿOs̱mân b. ʿAffân, Riyad 1419/1999, I-II.

Adem Apak, İslâm Siyaset Geleneğinde Amr b. el-Âs, Ankara 2001, s. 113-132.

a.mlf., Hz. Osman Süreci Devlet Siyaseti, İstanbul 2003.

Hasan Keskin, Hz. Osman’ın Devlet Politikası ve Valileri (yüksek lisans tezi, 2001), Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

M. Abdülhay el-Kettânî, Hz. Peygamber’in Yönetimi: et-Terâtîbu’l-idâriyye (trc. Ahmet {Özel}), İstanbul 2003, I, 184-185, 196.

Seyyid Süleyman Nedvî, Hazreti Osman (trc. Emine Yarımbaş – M. Sait Konar), İstanbul 2005.

M. Hinds, “The Murder of the Caliph ‘Uthmân”, IJMES, III (1972), s. 450-469.

Sabri Hizmetli, “Tarihî Rivayetlere Bakılırsa Hz. Osman’ın Öldürülmesi”, AÜİFD, XXVII (1985), s. 149-177.

G. Levi Della Vida, “Osman”, İA, IX, 427-431.

a.mlf. – [R. G. Khoury], “ʿUthmān b. ʿAffān”, EI2 (İng.), X, 946-949.

Ethem Ruhi Fığlalı, “Abdullah b. Sebe”, DİA, I, 133-134.

a.mlf., “Ali”, a.e., II, 371-374.

Şeyma Güngör, “Maktel”, a.e., XXVII, 455.

Müellif: İsmail Yiğit

Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi
 

Kaynak: Diyanet Haber

Haber Kaynağı – Diyanethaber

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Akika kurbanı nedir? 2021

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.