h Dolar 8,6422 %-0.12
h Euro 10,1511 %-0.12
h BIST100 1.415,32 %0.56
h Bitcoin 381396 %3.88843
a Öğle Vakti 13:02
İstanbul 13°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
X

Kıyamet alâmetleri 2021

Kıyamet alâmetleri

Kıyamet alâmetleri

Kozmolojik düzenin bozulmasından evvel meydana istikbal olan ve bu sürecin jeolojik vakit ölçüsüyle yaklaştığına işaret eden emareler.

Kıyamet Alâmetleri

Sözlükte “alâmet” mânasındaki şeratın çoğulu olan eşrât ile “vakit dilimi, belirlenmiş zaman” anlamına gelen sâat kelimelerinden oluşan eşrâtü’s-sâa “kıyamet alâmetleri” anlama gelir. Kur’ân-ı Kerîm’de değişik adlarla anılan kıyametin isimlerinden biri “es-sâa”dır. Kur’an’da eşrâtü’s-sâa terkibi yer almamakla beraber bir âyette eşrâtın “sâat”in yerini tutan zamire muzaf olması kanalıyla bu bileşim dolaylı halde oluşturulmuştur (Muhammed 47/18). Kur’ân-ı Kerîm’de “kıyametin kopma zamanı” anlamında kırk yerde geçen sâat kelimesinin yer almış olduğu âyetlerde kıyametin kesinlikle vuku bulacağı emarelir. Onun kopuş zamanı yaklaşmış ve alâmetleri ortaya çıkmıştır. Ansızın gerçekleşecek olan kıyametin kopuş zamanına ilişkin data Allah nezdindedir, dünyadaki davranışlarının karşılığını görmeleri için bunun zamanı insanlardan gizlenmiştir (M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “sâʿat” md.). Kur’an’da kıyamet alâmetlerinin nelerden ibaret olduğuna dair data verilmemiş, bir tek Ye’cûc ve Me’cûc’ün gelişinden (el-Enbiyâ 21/96), dâbbetü’l-arzın çıkışından (en-Neml 27/82), göğün insanları saracak bir duman (duhân) yayacağından (ed-Duhân 44/11-12) ve ayın yarılacağından (el-Kamer 54/1) bahsedilmiştir.

Hadislerde de kıyamet alâmetleri eşrâtü’s-sâa tabiriyle anlatılır. Bu hadislerde belirtildiğine nazaran Hz. Peygamber kıyametin kopuş zamanını bilmediğini söylemiş, sadece kopmasından evvel vuku bulacak bazı olayların onun yaklaştığının alâmetleri sayılacağını haber vermiştir (Buhârî, “Îmân”, 37). Âhir vakit peygamberi ve nihayet nebî olması dolayısıyla kıyamete yakın bir vakit diliminde gönderildiğini açıklayan Resûl-i Ekrem’in (Buhârî, “Ṭalâḳ”, 25, “Riḳāḳ”, 39; Müslim, “Fiten”, 132-135) kıyamet alâmeti olarak zikrettiği rivayet edilen olayların başlıcaları şunlardır: İlmin ortadan kalkıp cehaletin yerleşmesi, sarhoşluk veren içkilerin yaygınlaşması, zinanın alenî hale gelmesi, köle kadının efendisini doğurması, çobanların zenginleşerek yapı yapmakta yarışması, zekât verilecek kimse bulunamayacak kadar servetin çoğalması, aynı davayı güden iki büyük topluluğun birbiriyle savaşması, adam öldürme olaylarının ve fitnelerin fazlalaşması, elli hanıma bir adam düşecek şekilde hanım nüfusunun artması, müslümanların kıldan pabuç giyen, ufak gözlü ve geniş yüzlü insan gruplarıyla savaşması, insanların hayatlarından bıkarak ölülere gıpta etmesi, Allah’ın elçisi bulunduğunu iddia eden otuza yakın yalancı deccâlin türemesi, yeryüzünde Allah yada lâ ilâhe illallah diyen bir kimsenin kalmaması, gece ile gündüzün birbirine eşit hale gelip kopuş zamanının yakınlaşması, Ye’cûc ve Me’cûc Seddi’nin açılması, (Suriye’de bulunan) Busrâ’daki develerin boyunlarını aydınlatacak bir ateşin Hicaz bölgesinden çıkması, depremlerin sıklaşması, güneşin batıdan doğması, dâbbetü’l-arzın zuhur etmesi, doğuda, batıda ve Arap yarımadasında siyah parçalarının batması (Buhârî, “Fiten”, 4-5, 22, 24, “ʿItḳ”, 8, “Cihâd”, 95, “Nikâḥ”, 110; Müslim, “ʿİlim”, 8-10; İbn Mâce, “Fiten”, 25-36; Tirmizî, “Fiten”, 35, 42-43). Hadislerde belirtildiğine nazaran kıyametin kopuşu ansızın vuku bulacak, bu sırada alışveriş yapanlar işlerini bitiremeden, aş yiyenler lokmasını ağzına götüremeden, havuz yaptıran şahıs havuzuna giremeden ve devesinin sütünü sağan kimse bunu misafirine ikram edemeden kıyamet kopacaktır (Buhârî, “Fiten”, 25).

Hadis şerhleriyle “fiten” ve “melâhim” türü kitaplarda kıyamet alâmetleri ile ilgili çeşitli rivayetler Hz. Peygamber’e atfedilir. Bu rivayetlerde ahlâkî bozuluşa, dinî-içtimaî hadiselere ve doğa vakalarına ilişkin oldukça detaylı bilgilere yer verilir. Nakledilen metinlere nazaran kıyamet alâmetleri şöyleki gelişecektir: Kur’an’ın önemi insanoğlu tarafınca unutulacak, namaz kılınmayacak, emanete riayet edilmeyecek, nema helâl sayılacak, seviyesiz ve şahsiyetsiz kişiler yönetici olacak, ebeveyne isyan edilip beyler hanımların emrine girecek, toplumlar geçmişlerine lânet okuyacak, akşam mümin olarak yatan şahıs sabah kâfir olarak kalkacak, yöneticiler insanlara zulmedecek, şerrinden korkulan kimselere saygınlık edilecek, ticareti dürüst olmayan gruplar ele geçirecek, mescidler süslenmekle beraber ibadete ehemmiyet verilmeyecek, erkekler erkeklerle, bayanlar da hanımlarla yetinecek, bayanlar toplumsal konum açısından ön plana çıkarılacak ve erkekler bayanlara benzemeye çalışacak, açıklık yayılacak, hayâsızlık çoğalacak, cihad ve irşad faaliyetleri terkedilecek, bir tek din dışı ilimler öğrenilecek, yazgı inkâr edilecek ve yıldız falına inanılacak, liderliğe elverişli kimseler azalacak, âni ölümler çoğalacak, cahiller, bununla birlikte dürüst olmayan zâhid ve sûfîler türeyecek, akrabalık bağları kesilecek, yalancılar onay edilip doğru konuşanlara saygınlık edilmeyecek, kitapların sayısı artacak, yağmurlar ve yıldırımlar çoğalacak, madenler yok olacak (İbn Kesîr, I, 21, 178-179; Berzencî, s. 70-75; Hammûd b. Abdullah et-Tüveycirî, II, 78, 293; Yûsuf b. Abdullah el-Vâbil, s. 179-235). Bir çok zayıf yada uydurma olan, toplumdaki dinî, içtimaî ve siyasî gelişimleri yansıtan bu rivayetlerde belirtilen alâmetlerin sayısı yetmişi aşkındır. Kıyametin kopma zamanını beyan eden herhangi bir âyet yada sahih hadis bulunmamakla beraber âhir vakit peygamberinin gelişiyle kâinatın nihayet vakit dilimine girdiğini göz önünde bulundurarak kıyametin kopuşunun ashaptan başlayarak başlayabileceği düşünülmüş ve III. (IX.) yüzyıldan başlayarak hadislerde zikredilen kıyamet alâmetlerine inanılması itikadî bir ilke haline getirilmiştir (Ebû Abdullah İbn Mende, II, 911).

Kıyamet alâmetleri ortaya çıkış zamanı, önemi ve mahiyeti dikkate alınarak değişik tasniflere tâbi tutulmuştur. Ortaya çıkış zamanına nazaran kıyamet alâmetleri zuhur edip nihayetlenen ırak (geçmiş) alâmetler, zuhur etmekte olan ve artarak devam eden orta alâmetler, zuhurunun derhal peşinden kıyametin kopacağı yakın alâmetler olmak suretiyle üç gruba ayrılır. Uzak alâmetler içinde Resûl-i Ekrem’in vefatı, Kudüs’ün fetih edilmesi, Hz. Ömer ve Osman’ın öldürülmesi, Cemel Vak‘ası, Sıffîn Savaşı, Hz. Hüseyin’in öldürülmesi, Fâtımî ve Karâmita fitneleri, ayrıyeten belli yerlerde vuku bulmuş bazı depremler zikredilir. Bunların sonuncusu haricinde hiçbiri hadislerde kıyamet alâmeti olarak yer almamıştır. Orta alâmetler içinde ahmak ve alçakların dünyanın en mutlu insanları olması, fenalık ve fuhşun yayılması, çocuğun ebeveynine isyan etmesi, oyun ve çalgı aletlerinin ortaya çıkması, fâsıkların toplumun efendisi haline gelmesi, gasp olaylarının çoğalması, sıla-i rahimin kesilmesi benzer biçimde ferdî ve içtimaî alanda bozuluşun vuku bulacağına ilişkin vakalar yer alır. Bunların bir kısmı hadislerde zikredilen alâmetlerle örtüşüyorsa da bir çok lafız olarak erken çağ hadis literatüründe yer almamaktadır. Zuhurunun peşinden kıyametin kopacağı haber verilen yakın alâmetler içinde da mehdînin gelişi, deccâlin çıkışı, Hz. Îsâ’nın gökten inişi, Ye’cûc ve Me’cûc’ün, dâbbetü’l-arzın ortaya çıkması, güneşin batıdan doğması ve insanları toplanma yerine sevkeden bir ateşin yerden çıkışı benzer biçimde hârikulâde vakalar zikredilir. Bunlar da çoğu zaman Resûl-i Ekrem’e atfedilen hadislere dayandırılır. Bu gruplandırma Berzencî tarafınca yapılmış ve sonraki bazı müelliflerce de benimsenmiştir (el-İşâʿa li-eşrâṭi’s-sâʿa, s. 3, 70, 87).

Kıyamet alâmetleri önemine nazaran ufak ve büyük diye de sıralanmıştır. Ufak alâmetlere dinî yaşamın zayıflayıp kötülüklerin yayılmasına dair vakalar iç edilirken büyük alâmetleri kıyametin kopmasından kısa bir süre evvel meydana istikbal hârikulâde vak‘alar oluşturur (M. Selâme Cebr, s. 20; Yûsuf b. Abdullah el-Vâbil, s. 77, 239). Mahiyetleri dikkate alınarak meydana getirilen taksime nazaran kıyamet alâmetleri ahlâkî ve fizikî olarak da gruplandırılır. Ferdî ve içtimaî açıdan bozuluşu gerçekleştiren vakalar ahlâkî alâmetleri; güneşin batıdan doğması, sık sık vuku kabul eden depremler, duhân benzer biçimde hadiseler de fizikî alâmetleri teşkil eder (M. Ahmed Abdülkādir, s. 50-56).

Dinî yaşamın zayıflamasına dair ahlâkî alâmetlerin bir kısmı sahih hadislerle durağan(durgun) olduğundan bu mevzuda âlimler içinde mühim sayılabilecek bir görüş ayrılığı yoktur. Hadislerde sözü edilmeyen, lakin literatürde kıyamet alâmetleri içinde sayılan toplumsal değişimle ilgili vakaları içeren rivayetlerin o devirde yaşayan müellifler tarafınca uydurulmuş olması kuvvetle muhtemeldir. Resûl-i Ekrem’in müslümanları uyardığı ve kıyamet alâmeti olarak zikrettiği ahlâkî bozuluş ve dinî yaşamın yozlaşması esasen ferdin ve toplumun helâk olması anlamında bir kıyamet alâmeti olup kâinattaki kozmolojik düzenin yıkılması mânasına gelmez. Aksi takdirde sözü edilen yıkılışın bugüne dek gerçekleşmesi gerekirdi. Bundan dolayı ahlâkî bozuluş kategorisindeki alâmetlerin Asr-ı saâdet’ten başlayarak sıkça vuku bulmuş olduğu şüphesizdir.

Üstünde tartışılan aslolan kıyamet alâmetleri büyük alâmetler olarak kabul edilen hârikulâde vakalar ve kozmik değişikliklerdir. Kıyametin kopuşu öncesinde gerçekleşeceğine inanılan başlıca hârikulâde vakalar deccâlin ortaya çıkışı, mehdînin zuhuru, Hz. Îsâ’nın gökten inmesi, Ye’cûc ve Me’cûc’ün görünmesi, Hicaz bölgesinde büyük bir ateşin çıkışı, gökten insanları bürüyen bir dumanın inmesi ve dâbbetü’l-arzın yerden çıkmasından ibarettir. Bunlardan dâbbetü’l-arz, duhân, Ye’cûc ve Me’cûc mevzusu Kur’an’da zikredilmektedir (yk.bk.). Mehdî, deccâl ve nüzûl-i Îsâ inançları ise bir tek Hz. Peygamber’e atfedilen rivayetlere dayanır.

“Yer hayvanı” anlamına gelen dâbbetü’l-arzla ilgili âyetlerde belirtildiğine nazaran ilâhî yargı gerçekleşince yerden bir dâbbe (devinim eden varlık) çıkarılacak ve insanların Allah’ın âyetlerine inanmadıklarını söyleyecektir (en-Neml 27/82). Mahiyeti mevzusunda herhangi bir data bulunmadığından dâbbetü’l-arzın çıkacağına inanmakla yetinmek bu konudaki en isabetli tutumdur (Yûsuf b. Abdullah el-Vâbil, s. 412-415). Hadislerde kıyamet alâmetleri içinde geçen, Hz. Îsâ’nın nüzûlü ve ölümünden sonrasında çıkacağına inanılan dâbbetü’l-arzın ilgili âyetlere bakılırsa kıyametin kopma sürecinde gerçekleşeceği ihtimali akla gelmektedir.

Kur’an’da bildirildiğine nazaran kıyamet gününde insanları bürüyen ve elem veren bir duman yukarıdan aşağıya doğru inecek, insanoğlu inanç ettiklerini söyleyerek Allah’tan bu azabı kaldırmasını isteyeceklerdir (ed-Duhân 44/10-12). Müfessirlerin bir kısmı, bunu Resûl-i Ekrem zamanında Mekke’de vuku bulmuş bir olay olarak kabul ederken bir kısmına nazaran de kıyametin kopmasından evvel yada kopma sürecinde gerçekleşecek bir alâmettir (meselâ bk. İbn Kesîr, I, 173; ayrıyeten bk. DUHÂN).

“Tutuşup yanmak” (yada “tuzlu olmak”) anlamındaki “ecc” kökünden türeyen Ye’cûc ve Me’cûc ile ilgili Kur’an’da verilen data oldukça azdır: “Ye’cûc ve Me’cûc’ün önündeki engeller kaldırılıp her tepeden indikleri ve gerçek vaad (kıyamet) yaklaştığı vakit inkârcıların gözleri donup kalacaktır” (el-Enbiyâ 21/96-97). Ye’cûc ve Me’cûc vakasının gerçekleştiğini, bunların İslâm ülkelerini işgal eden Moğollar bulunduğunu veya da I ve II. Dünya savaşlarından ibaret bulunduğunu ileri sürenlerin yanı sıra bu olayın hemen hemen gerçekleşmediğini ve Hz. Îsâ’nın nüzûlünden sonrasında meydana geleceğini savunanlar da mevcuttur (a.g.e., I, 152-153; Abdülkerîm Âl-i Şemseddin, II, 292-293).

Hz. Peygamber’e atfedilen rivayetlerden hareketle kıyametin büyük alâmetleri içinde zikredilen hârikulâde vakalara dair benimsenen inançlara nazaran âhir zamanda deccâl isminde olan enteresan bir insan ortaya çıkacak, ulûhiyyet niteliklerine benzer özelliklere haiz olup ilâhlık iddiasında bulunacak ve büyük bir fitne kopararak insanları hak yoldan saptıracaktır (Buhârî, “Fiten”, 26-27; Müslim, “Fiten”, 100-110; Nevevî, XVIII, 58). Deccâlin peşinden Sünnîler’e nazaran aslolan adı Muhammed b. Abdullah, Şiîler’e nazaran ise Muhammed b. Hasan olan ve Ehl-i beyt soyundan gelen mehdî zuhur ederek deccâli öldürdükten sonrasında İslâm dinini kısa sürede yayıp yeryüzünde başat kılacak ve tüm kötülükleri ortadan kaldırıp adaleti tesis edecektir (İbn Kesîr, I, 24-32). Mehdînin zuhurunun peşinden Hz. Îsâ âdil bir yargıcı ve yönetici olarak gökten inecek, haçı kırıp domuzu öldürecek, vergiler koyup zenginlik sağlayacak, mehdînin arkasında namaz kılıp ona yardım edecek (İbn Mâce, “Fiten”, 33; İbn Kesîr, I, 52, 145-146), aynı dönemde ortaya çıkarak yeryüzünü fesada boğacak olan Ye’cûc ve Me’cûc onun yapacağı yakarma yardımıyla Allah tarafınca aniden helâk edilecektir (Hammûd b. Abdullah et-Tüveycirî, III, 174).

Kâinatta yargı devam eden kozmolojik düzenin bozulmaya başladığının bir işareti olarak kıyametin kopmasından evvel vuku bulacak kozmik olayların başlangıcında ayın yarılması ve güneşin batıdan doğması gelir. Kur’an’da kıyametin yaklaştığını ve ayın yarıldığını ifade eden beyan, bazı âlimlere nazaran kıyametin kopmaya başlamasından derhal önceki durumu tasvir eder (Ebû Abdullah el-Halîmî, I, 430). Hz. Peygamber, rabbinin bazı alâmetleri geldiği ve bu andan başlayarak inanç etmenin hiç kimseye yarar vermediği güne dikkat çekilen âyette (el-En‘âm 6/158) güneşin batıdan doğmasının kastedildiğini açıklamıştır (İbn Kesîr, I, 164-170). Hadislerde sözü edilen büyük yer çöküntüleri, insanları doğudan batıya sevkedecek ateşin yerden çıkması, yıldırım ve yağmurların olağan üstü bir yoğunlukta çoğalması ve insanları öldüren bir rüzgârın oluşması benzer biçimde kozmik vakaları başka galaksiler bir yana yerküresinin de iç bulunmuş olduğu samanyoluna bağlı güneş sisteminde meydana istikbal büyük değişim ve oluşumların yansımaları olarak görmek mümkündür. Kıyamet alâmetlerinin hangi sıraya nazaran vuku bulacağı meselesi de tartışılmış ve bunun için değişik sıralamalar yapılmıştır (a.g.e., I, 164, 171; Berzencî, s. 180-182; Seffârînî, Ehvâlü’l-ḳıyâme, s. 106; M. Selâme Cebr, s. 96-98).

Hadislerde dinî yozlaşmayı ve ahlâkî bozuluşu haber veren olayların kâinatın kozmik düzeninin yıkılışına işaret eden emareler olmaktan fazla ferdi ve toplumu yok oluşa götürmüş olan birer alâmet bulunduğunu kabul etmek daha isabetli bir yargı olmalıdır. Resûl-i Ekrem’e atfedilen rivayetlere dayanılarak kıyamet alâmetleri içinde zikredilen ve Kur’an’da haklarında data bulunmayan deccâlin çıkışı, mehdînin zuhuru ve Hz. Îsâ’nın gökten inişine dair inançlara erişince, Selefiyye dışındaki Sünnîler’in de kabul etmiş olduğu epistemolojik anlayışa nazaran İslâm akaidi açısından bunlara inanma mecburiyeti yoktur. Zira bunlar Kur’an’la durağan(durgun) olmadığı benzer biçimde mütevâtir hadislerle de teyit edilmiş değildir. Her şeyden evvel nüzûl-i Îsâ inancına dayanak teşkil eden rivayetlerdeki bilgiler Hz. Îsâ’nın doğal bir halde öldürüldüğünü beyan eden âyetlerle çelişmekte (Âl-i İmrân 3/55; el-Mâide 5/117), ayrıyeten Resûl-i Ekrem’in peşinden peygamber gelmeyeceği ve her insanoğlunun belli bir süre yaşadıktan sonrasında öleceği gerçeğine aykırı düşmektedir. Nüzûl-i Îsâ’nın hıristiyanlara ilişkin bir inanç bulunduğunu dikkate alarak Kur’an’la uyuşmayan bu tür âhâd rivayetlerin tedvin döneminde hıristiyanlardan İslâm akaidine intikal etmiş olabileceği ihtimalini de göz ardı etmemek gerekir (bk. ÎSÂ). Deccâl inancı mevzusundaki nihayet araştırmaların ortaya koyduğuna nazaran bu rivayetlerde tutarsız bilgiler vardır (Reşîd Rızâ, IX, 450-466), sahih olanların ise deccâlin ulûhiyyet niteliklerine haiz hârikulâde bir insan değil kötülüğü temsil eden bir tip olduğu tarzında yorumlanması gerekir (bk. DECCÂL).

Buhârî ve Müslim benzer biçimde hadis âlimleri eserlerinde mehdî hakkında rivayetlere yer vermemişlerdir. Mehdînin zuhuruna ilişkin Tirmizî ve Ebû Dâvûd rivayetlerini nakleden râvilerin güvenilir olmadığı cerh ve ta‘dîl âlimlerince belirtilmiştir (Mustafa M. et-Tayr, LII/9 [1980], s. 1644). Ayrıca mehdînin insanların hidayete ermesini sağlayacak hârikulâde bir güce haiz kılınması, peygamberlerin bile tâbi olduğu sünnetullahı ortadan kaldıran bir anlayıştır (Reşîd Rızâ, IX, 459-460, 501-504). Mehdî inancının oluşmasında Ehl-i beyt’e mensup imamlara meydana getirilen eziyetlerin ve müslümanlar içinde meydana gelen üzücü olayların tesirinin bulunmuş olduğu kabul edilmektedir. Bu inancın ilk kez Şîa’da görülmesi bunun bir delili sayılmalıdır. Ayrıca bazı rivayetlere dayandırılan deccâl, mehdî ve nüzûl-i Îsâ benzer biçimde hârikulâde olayların Kur’an’ın kati açıklamasına nazaran kıyametin ansızın vuku bulacak olması gerçeğiyle bağdaşmadığını söylemek gerekir.

Kıyamet alâmetlerini mevzu edinen eserlerin bazıları şunlardır: Şemsüleimme el-Halvânî, Ṣıfatü eşrâṭi’s-sâʿa; Abdurrahman es-Sehâvî, el-Ḳanâʿa fîmâ yaḥsünü’l-iḥâṭa bihî min eşrâṭi’s-sâʿa (Riyad 1987); Sehâvî, el-Ḳanâʿa fîmâ temessü ileyhi’l-ḥâce min eşrâṭi’s-sâʿa (Keşfü’ẓ-ẓunûn, II, 1079, 1356, 1392); Ebû Amr ed-Dânî, es-Sünenü’l-vâride fi’l-fiten ve ġavâʾilihâ ve’s-sâʿa ve eşrâṭihâ (Riyad 1995); Muhammed Hicâzî el-Kalkaşendî, Sevâʾü’ṣ-ṣırâṭ fî beyâni’l-eşrâṭ (Îżâḥu’l-meknûn, I, 52; II, 29); Muhammed el-Berzencî, el-İşâʿa li-eşrâṭi’s-sâʿa (Beyrut, ts.); Seffârînî, Min ʿalâmâti’l-ḳıyâmeti’l-kübrâ el-Mesîḥ ve eşrâṭü’s-sâʿa (Beyrut 1407); Mahmûd Atıyye Muhammed Ali, Feḳad câʾe eşrâtühâ (Demmâm 1996); Yûsuf b. Abdullah el-Vâbil, Eşrâṭü’s-sâʿa (Demmâm 1995); Hammûd b. Abdullah et-Tüveycirî, İtḥâfü’l-cemâʿa bimâ câʾe fi’l-fiten ve’l-melâḥim ve eşrâṭi’s-sâʿa (Riyad 1414); Mustafa Ebü’n-Nasr eş-Şiblî, Ṣaḥîḥu eşrâṭi’s-sâʿa (Cidde 1994); Sıddîk Hasan Han, el-İzâʿa limâ kâne ve mâ yekûnü beyne yedeyi’s-sâʿa (Kahire 1379); Mustafa el-Adevî, eṣ-Ṣaḥîḥu’l-müsned min eḥâdîs̱i’l-fiten ve’l-melâḥim ve eşrâṭi’s-sâʿa (Riyad 1991).


BİBLİYOGRAFYA

M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “sâʿat” md.

Buhârî, “Îmân”, 37, “Tefsîr”, 2/6, “Menâḳıb”, 51, “Fiten”, 4-5, 22-25, 26-27, “ʿItḳ”, 8, “ʿİlim”, 21, “Ṭalâḳ”, 25, “Cihâd”, 95, “Nikâḥ”, 110, “Riḳāḳ”, 39.

Müslim, “ʿİlim”, 8-10, “Fiten”, 100-110, 132-135.

İbn Mâce, “Fiten”, 25-36.

Tirmizî, “Fiten”, 35, 42-43.

Ebû Abdullah İbn Mende, Kitâbü’l-Îmân (nşr. Ali b. Muhammed el-Fükayhî), Beyrut 1406/1985, II, 911.

Halîmî, el-Minhâc, I, 341-342, 430.

Nevevî, Şerḥu Müslim, XVIII, 58.

İbn Kesîr, en-Nihâye (Ebû Abye), I, 21, 24-32, 52, 145-146, 152-153, 164-171, 173, 178-179.

Keşfü’ẓ-ẓunûn, II, 1079, 1356, 1392.

Berzencî, el-İşâʿa li-eşrâṭi’s-sâʿa, Kahire 1393 → Beyrut, ts. (Dârü’l-kütübi’l-ilmiyye), s. 3-27, 70-75, 87, 90, 91, 112, 122-123, 143, 144, 152, 156, 160, 177, 180-182, 189-190.

Seffârînî, Ehvâlü’l-ḳıyâme ve ʿalâmâtühe’l-kübrâ, Beyrut 1406/1986, s. 106.

a.mlf., Levâmiʿu’l-envâri’l-behiyye, Beyrut, ts. (el-Mektebetü’l-İslâmiyye), II, 65, 142.

Îżâḥu’l-meknûn, I, 52, 86; II, 29.

Reşîd Rızâ, Tefsîrü’l-Menâr, VIII, 211; IX, 450-466, 501-504.

M. Ahmed Abdülkādir, ʿAḳīdetü’l-baʿs̱ ve’l-âḫire fi’l-fikri’l-İslâmî, İskenderiye 1986, s. 50-56.

M. Selâme Cebr, Eşrâṭü’s-sâʿa ve esrârühâ, Kahire 1413/1993, s. 13-14, 20-23, 25-30, 65-70, 92-99, 101-107.

Hammûd b. Abdullah et-Tüveycirî, İtḥâfü’l-cemâʿa bimâ câʾe fi’l-fiten ve’l-melâḥim ve eşrâṭi’s-sâʿa, Riyad 1414, II, 78, 292-293, 374-375; III, 12-13, 137-138, 172-188, 237-241.

Abdülkerîm Âl-i Şemseddin, el-ʿAḳlü’l-İslâmî, Beyrut 1414/1994, II, 292-293.

Yûsuf b. Abdullah el-Vâbil, Eşrâṭü’s-sâʿa, Riyad 1415/1995, s. 41-42, 57, 73-74, 77-176, 179-235, 239, 245-265, 315, 318, 378-392, 407-415.

Mübârek el-Berrâk, eż-Żaʿîf ve’l-mevżûʿ min aḫbâri’l-fiten ve’l-melâḥim ve eşrâṭi’s-sâʿa, Kahire 1416/1996, s. 38-39, 54, 58, 62-65.

Mustafa M. et-Tayr, “el-Mehdî ve’l-Ḫumeynî fî naẓari’l-İslâm”, ME, LII/9, Kahire 1980, s. 1644.

— 

Müellif: Yusuf Şevki Yavuz

Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi

Kaynak: Diyanet Haber

Haber Kaynağı – Diyanethaber

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Peynir yapımında kullanılan mayaların dinî hükmü nedir? 2021

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Sperrmüll Berlin

İstanbul escort Tuzla escort Acıbadem escort Bostancı escort Bağdat caddesi escort Erenköy escort Suadiye escort Küçükyalı escort Şerifali escort Kurtköy escort Sultanbeyli escort Göztepe escort Kayaşehir escort Çapa escort Bahçelievler escort Fatih escort Fındıkzade escort Beşiktaş escort escort girl dubai escort girls berlin seks hikayeleri sex hikayeleri sex izle sikiş kısa link