h Dolar 8,6412 %-0.14
h Euro 10,1488 %-0.14
h BIST100 1.412,86 %0.38
h Bitcoin 379563 %3.50224
a Öğle Vakti 13:02
İstanbul 13°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
X

Malazgirt Zaferi’nin zamanı nedir? 2021

Malazgirt Zaferi’nin zamanı nedir?

Malazgirt Zaferi'nin tarihi nedir?

1071’de Bizans’la meydana getirilen ve Türkler’e Anadolu’nun kapılarını açan alan savaşının zamanı nedir?

1071’de Bizans’la meydana getirilen ve Türkler’e Anadolu’nun kapılarını açan alan savaşının zamanı nedir?

Büyük Selçuklu Devleti’nin kuruluşunu elde eden Dandanakan Savaşı’ndan (431/1040) sonrasında Merv şehrinde toplanan büyük kurultayda cihan hâkimiyeti mefkûresi doğrultusunda tesbit edilen fetih planları çerçevesinde Selçuklular özellikle garp yönünde büyük fetih hareketlerine başladılar. Anadolu’nun bir Türk yurdu haline getirilmesi uğruna meydana getirilen bu mücadeleler esnasında Selçuklu kuvvetleri Sivas’a kadar ileri hareketlerine devam etmişler ve buradaki Bizans kaleleri ve müstahkem mevkilerini geniş çapta tahrip etmişlerdir. Anadolu’daki Selçuklu istilâ ve fetih hareketlerinin hızla devam etmiş olduğu sıralarda Bizans’ta imparator olan IV. Romanos Diogenes, gittikçe artan Türk fetihlerini durdurmak amacıyla çeşitli milletlerden meydana getirmiş olduğu bir orduyla Mart 1068’de Anadolu’da Selçuklu kuvvetlerine karşı harekâta başladı ve Maraş’a kadar gitti. Ancak kati bir başarı kazanamadan sona döndü. Yeniden başlamış olan Selçuklu akınlarına karşı sevkettiği kuvvetlerin yenilmesi üstüne imparator, Sivas ve Malatya’ya iki ordu gönderilmiş olduğu şeklinde kendisi de üçüncü bir orduyla bizzat harekete geçerek Harput yörelerine kadar ilerledi. Fakat Selçuklu kuvvetlerinin Orta Anadolu’nun merkezi durumundaki Konya başta olmak suretiyle birçok kent ve kasabayı fethetmeleri karşısında hiçbir başarı elde edemeden İstanbul’a geri dönmek mecburiyetinde kaldı (1069). İmparatorun 1070 senesinde saraydaki karşıcılık sebebiyle başşehirden ayrılamadığı için en güvenilir kumandanları emrinde gönderilmiş olduğu ordular da başarıya ulaşmış olamadı. Bunun üstüne Romanos Diogenes, direkt İran’a ulaşıp merkezlerini ele geçirmek suretiyle Selçuklu problemini kökünden çözmek için Ayasofya Kilisesi’nde düzenlenen büyük bir törene katıldıktan sonrasında 13 Mart 1071 günü öncekilerden daha kuvvetli bir orduyla yola çıktı. Çeşitli kaynaklarda 600.000’e varan rakamlar verilmekle beraber 200.000 şahıs civarında olduğu tahmin edilen bu ordu Balkanlar’daki Peçenek, Uz, Kıpçak ve Hazar Türkleri ile İslav, Alman, Bulgar, Frank, Ermeni ve Gürcüler’den oluşturulmuş ve en kuvvetli silâhlarla donatılmıştı. Öte taraftan Fâtımî Veziri Nâsırüddevle el-Hamdânî’nin davetiyle, lakin aslına bakarsak evvel beri tasarladığı fetih amacıyla Horasan’dan Mısır’a doğru devinim eden Selçuklu Sultanı Alparslan da Halep önlerine gelmiş bulunuyordu. Halep’i bir süre kuşattıktan (Şâban 463 / Mayıs 1071) sonrasında şehri elinde tutan Mirdâsî Emîri Mahmûd’un, huzura çıkıp itaat arzetmesi üstüne Alparslan Mısır’a gitmek suretiyle Halep’ten ayrıldı. Yolda Romanos Diogenes’in elçisi kendisine yetişip imparatorun Menbic, Ahlat ve Malazgirt’in iadesini istediğini, ters takdirde bir orduyla harekâta başlayacağını bildirdi. O sırada başka kaynaklardan, Bizans imparatorunun fazla evvel harekâta başladığını ve kalabalık bir orduyla Erzurum yönünde ilerlemekte bulunduğunu haber alan sultan, elçiyi sert bir cevapla sona gönderdikten sonrasında Mısır seferini yarıda kesip Doğu Anadolu’ya yöneldi ve yiyecek sıkıntısı sebebiyle bir kısım ihtiyar askeri terhis ederek Urfa üstünden Diyarbekir yöresine vardı. Silvan’da iken imparatorun Malazgirt Kalesi’ni zaptedip halkını kılıçtan geçirdiğini öğrenince Erzen-Bitlis Boğazı yöntemiyle Ahlat’a doğru yola çıktı. Aynı günlerde imparator da Gürcistan’ı tekrardan ele geçirmek ve bilhassa ordusuna yiyecek sağlamak için 20.000 kişilik bir kuvveti kuzeydoğuya gönderirken arkasını itimat altına almak amacıyla 30.000 kişilik bir kuvveti de Ahlat üstüne sevketmişti. Alparslan Ahlat’a yaklaşırken bu ikinci güç Selçuklu atlıları tarafınca durduruldu ve sona çekilmek zorunda bırakıldı. Sultanın Ahlat’a geldiği haberi duyulunca imparator bunun doğruluğunu tesbit için Nikephoros Bryennios kumandasında yeni bir birlik gönderdi. Bu birlik de Ahlat Selçuklu Garnizonu kumandanı Emîr Sunduk tarafınca bozguna uğratıldı. Sunduk, imparatorun Basilakes (Vasilakes) Magistros kumandasında gönderilmiş olduğu kuvveti de yenilgiye uğrattı. Basilakes tutsak alındığı şeklinde bununla beraber taşımakta olduğu büyük haç da Selçuklu kuvvetlerinin eline geçti. Sultan bu haçın zafer alâmeti sayılarak Bağdat’taki halifeye gönderilmesi için o sırada Hemedan’da bulunan Vezir Nizâmülmülk’e ulaştırılmasını emretti. Böylece büyük karşılaşmadan evvel meydana getirilen öncü savaşlarının tamamı Selçuklular tarafınca kazanılmış oldu.

Çeşitli milletlerden oluşması sebebiyle birlikten yoksun 200.000 kişilik Bizans ordusuna karşılık Selçuklu ordusu hepsi aynı ideale hizmet eden ortalama 50.000 kişiden ibaretti. Alparslan’ın bununla beraber Gevherâyin, Afşin, Savtegin, Sunduk ve Ay Tegin şeklinde Anadolu’yu ve Bizanslılar’ı iyi tanıyan tecrübeli akıncı beyleriyle Artuk, Tutak, Dânişmend, Saltuk, Mengücük, Çavlı, Çavuldur ve Porsuk şeklinde Selçuklu devletinin en kıymetli emîrleri bulunuyordu. Alparslan, öncü savaşlarından bir süre sonrasında Ahlat’tan ayrılarak Ahlat-Malazgirt arasındaki Rahve ovasında karargâhını kurdu ve bir kısım askerini tepelere yerleştirip ovayı kontrolü altına aldı (25 Zilkade 463 / 24 Ağustos 1071). Arkasından, Bizans ordusuna oranla kendi ordusunun küçüklüğü sebebiyle bir alan muharebesine girişmeye hemen hemen karar vermediğinden görünüşte sulh teklifinde bulunmak, gerçekte ise düşmanın durumunu tesbit etmek maksadıyla imparatora bir elçilik heyeti gönderdi. Öncü savaşlarını kaybetmesine karşın askerlerinin çokluğuna ve iyi donatılmış olmasına güvenen imparator Alparslan’ın bu elçilik heyetini köşeye sıkıştığı için gönderdiğini zannederek teklifini sert bir halde reddetti. Bunun üstüne savaşın kaçınılmaz bulunduğunu gören sultan ordusunu harp düzenine soktu ve bir kısım atlı kuvvetlerini ufak bir yarma vadi süresince pusuya yatırırken bizzat kumanda edeceği 4000 kişilik hassa askerini merkez hattına yerleştirdi. Bir süre sonrasında, merkez hattında Romanos Diogenes olmak suretiyle Nikephoros Bryennios, Aliattes ve Andronikos Dukas şeklinde kumandanların yer almış olduğu Bizans ordusunun da harp düzenine girmesiyle iki ordu karşı karşıya geldi ve 26 Zilkade (25 Ağustos) nihayet hazırlıklarla geçirildi. Bu arada Abbâsî Halifesi Kāim-Biemrillâh da o sıralarda tüm İslâm dünyasının yakından ilgilenilmiş olduğu Malazgirt Muharebesi’nin Alparslan tarafınca kazanılması hususunda bir yakarış metni hazırlatarak cuma namazında tüm İslâm ülkelerindeki minberlerden okutulmasını emretti. 27 Zilkade 463 (26 Ağustos 1071) Cuma günü öğleye kadar orduyu denetleyen ve kumandanlarına nihayet direktiflerini veren Alparslan, imamı ve fakihi Buharalı Ebû Nasr Muhammed’in tüm müslümanların İslâm’ın zaferi için yakarış ettikleri cuma günü öğle zamanında düşmana saldırması tavsiyesine uyarak ordusuyla beraber cuma namazını kıldıktan sonrasında “Ölürsem kefenim olsun” söylediği ak bir kıyafetle askerin karşısına çıktı ve şu şekilde dedi: “Ben, müslümanların camilerde bizim için yakarış etmekte oldukları bu saatlerde düşmanın üstüne atılmak isterim. Galip gelirsek istek ettiğimiz netice gerçekleşmiş olur, yenilirsek şehid olarak cennete gideriz. Bugün burada ne emreden bir sultan ne de buyruk alan bir asker var; ben de içinizden biri olarak sizinle beraber savaşacağım; benimle gelmek isteyenler peşime düşsünler, istemeyenler serbestçe sona dönebilirler.” Alparslan bu meşhur konuşmasının arkasından ilk hücumu başlattı.

Şiddetle saldırıya geçen hassa askerleri birkaç saat içinde, Alparslan’ın bizzat yönettiği düzmece ric‘at harekâtı ile başlarında Romanos Diogenes’in bulunmuş olduğu Bizans merkez kuvvetlerini peşlerine düşürerek pusudaki birliklerin önüne çekmeyi başardılar. Pusudaki Selçuklu atlıları taarruza geçtikleri sırada Alparslan da çekilmekte olan kendi kuvvetlerini sona çevirerek hücuma kaldırdı. İmparator hatasını anladığında artık fazla geç kalmıştı. Romanos Diogenes sol kanattan yardım istediyse de pusudan çıkmış bulunan Selçuklu atlıları buna engel oldular. Öte taraftan sağ kanat kuvvetlerinin çoğunluğunu teşkil eden Türk kökenli askerler başlarında Tamış adlı beyleri olması durumunda Selçuklu tarafına geçtiler ve bu vaka ordunun dağılmasına neden oldu. Bu vaziyet karşısında imparator askerlerini geriye çekip karargâhın arkasında toparlanmak istediyse de sona çekilişi kaçış şeklinde değerlendirildi ve evvel ihtiyat kuvvetleri, arkasından Ermeni kıtaları harp alanını terketti. Sonuçta öğle vaktinden geceye kadar devam eden bu alan muharebesinde Bizanslılar ağır bir yenilgiye uğradı. Ordunun büyük bir kısmı kılıçtan geçirilmiş, imparator ve fazla sayıda general tutsak alınmış, askerlerin sadece bir kısmı kaçarak canlarını kurtarabilmişti.

İslâm, Bizans, Ermeni ve Süryânî kaynaklarının belirttiğine bakılırsa Alparslan imparatora bir harp esiri değil bir misafir hükümdar muamelesi yapmış, hatta onu yanına oturtmuştur. İki hükümdar içinde geçen müzakereler sonunda aşağıdaki maddeleri ihtiva eden bir sulh antlaşması imzalandı: 1. İmparator kurtuluş akçesi olarak 1,5 milyon altın verecek. 2. Bizans Devleti her sene Selçuklular’a 360.000 altın vergi ödeyecek. 3. Bizans’ın elinde bulunan tüm İslâm esirleri özgür bırakılacak. 4. Bizanslılar gerektiğinde Selçuklular’a askerî yardımda bulunacak. 5. İmparator kızlarından birini sultanın oğluna nikâhlayacak. 6. Antakya, Urfa, Menbic ve Malazgirt Selçuklular’a bırakılacak. Barış antlaşmasının imzalanmasından bigün sonrasında Alparslan, maiyetine iki hâcib ve 100 hassa askeri verdiği Romanos Diogenes’i İstanbul’a doğru uğurladı. Ancak Bizans Senatosu, mağlûbiyet haberini alınca Romanos Diogenes’i tahttan indirip yerine VII. Mikhail Dukas’ı imparator ilân etmişti. Bizans kuvvetleri tarafınca teslim alınan Romanos Diogenes getirilmiş olduğu Kütahya’da gözlerine mil çekilerek hapse atıldı; ertesi sene da Kınalıada zindanında öldü.

Savaştan sonrasında İsfahan’a giden Alparslan, başta Abbâsî halifesi olmak suretiyle tüm İslâm hükümdarlarına fetihnâmeler göndererek kazanılmış olduğu zaferi müjdeledi. Bu haber ulaşmış olduğu her yerde büyük coşkuyla karşılandı ve tüm müslümanlar üstünde derin bir tesir meydana getirdi. Halife Kāim-Biemrillâh, Alparslan’a kıymetli armağanlarla beraber özel bir name göndererek kazanılmış olduğu zaferden dolayı onu kutladı ve ona çeşitli unvanlar verdi. Diğer İslâm memleketleri hükümdarları da Alparslan’ı özel heyetlerle kıymetli armağanlar ve tebriknâmeler gönderip kutladılar. Ayrıca devrin ozan ve edipleri sultan ile ilgili kasideler, çeşitli övgü yazıları kaleme aldılar. Birfazla tarihçi bu büyük zaferi, Hz. Ömer devrinde Bizans’a karşı kazanılan Yermük ve Sâsânîler’e karşı kazanılan Kādisiye zaferlerine benzetmiştir. Yalnız İslâm dünyasında değil Batı dünyasında da dikkat ve ilgiyle izlenen bu zaferden birkaç sene sonrasında Anadolu ve Suriye’de hâkimiyetin müslüman Türkler’in eline geçmesi üstüne tüm Avrupa bir araya gelmiş ve Haçlı seferlerinin hazırlıklarına adım atmıştır.

Malazgirt Muharebesi Türk ve dünya tarihinin dönüm noktalarından birini oluşturur. Bu zafer sonunda, Bizanslılar’ın tüm maddî imkânlarını kullanarak hazırladıkları büyük ordu dağıldığından daha sonraki yıllarda Türkler mühim bir direnişle karşılaşmadan Anadolu içlerine akarak kısa zamanda Ege ve Marmara kıyılarına kadar ilerlemişler ve bu kez istilâ ve yağma amacı taşımadan fethettikleri toprakları yurt edinip Saltuklu, Mengücüklü, Dânişmendli, Dilmaçoğulları, Ahlatşahlar, Yinaloğulları, Çubukoğulları ve Artuklu devletlerini kurmuşlardır.


BİBLİYOGRAFYA

Ebü’l-Ferec, Târih, I, 320-324.

Urfalı Mateos Vekayi-nâmesi (952-1136) ve Papaz Grigor’un Zeyli (1136-1162) (nşr. ve trc. H. D. Andreasyan), Ankara 1962, s. 48 vd., 140 vd.

Ahmed b. Mahmûd, Selçuknâme (haz. Erdoğan Merçil), İstanbul 1977, I, tür.yer.

M. Halil Yinanç, Türkiye Tarihi, Selçuklular Devri I: Anadolu’nun Fethi, İstanbul 1944, s. 57-85.

Selçuklular Tarihi, Alp Arslan ve Malazgirt Bibliyografyası (haz. Milli Kütüphane Genel Müdürlüğü), Ankara 1965.

Cl. Cahen, Pre-Ottoman Turkey, London 1968, s. 26-30.

a.mlf., “İslâm Kaynaklarına Bakılırsa Malazgirt Savaşı” (trc. Zeynep Kerman), TM, XVII (1972), s. 77-100.

Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslâm Medeniyeti, Ankara 1965, s. 123-134.

a.mlf., Selçuklular Zamanında Türkiye Tarihi, İstanbul 1984, s. 21-44.

Semavi Eyice, Malazgirt Savaşını Kaybeden IV. Romanos Diogenes: 1068-1071, Ankara 1971.

Ali Sevim, Malazgirt Meydan Savaşı, Ankara 1971.

a.mlf., Anadolu’nun Fethi, Ankara 1993.

a.mlf. – Faruk Sümer, İslam Kaynaklarına Bakılırsa Malazgirt Savaşı, Ankara 1988.

Faruk Sümer, “Malazgirt Savaşına Katılan Türk Beyleri”, Selçuklu Araştırmaları Dergisi, IV, Ankara 1975, s. 197-207.

Nejat Kaymaz, “Malazgirt Savaşı ile Anadolu’nun Fethi ve Türkleşmesine Dair”, Malazgirt Armağanı, Ankara 1972, s. 259-268.

G. Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi (trc. Fikret Işıltan), Ankara 1981, s. 319.

Mehmet Altay Köymen, Alp Arslan ve Zamanı, Ankara 1983, I, 46-75.

Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi, I, 47-50.

Şerif Baştav, “Malazgirt Meydan Muharebesi ve Romen Diojen”, BTTD, sy. 47 (1971), s. 28-41.

Akdes Nimet Kurat, “Malazgirt Savaşına Ait Yazı ve Tedkikler”, a.e., sy. 47 (1971), s. 68-72.

Erdoğan Merçil, “Türkçe Selçuknâmeye Bakılırsa Malazgirt Savaşı”, TED, sy. 2 (1971), s. 16-50.

İbrahim Kafesoğlu, “Türk Fütûhat Felsefesi ve Malazgirt Muharebesi”, a.e., sy. 2 (1971), s. 1-16.

a.mlf., “Malazgirt”, İA, VII, 242-248.

a.mlf., “Alparslan”, DİA, II, 528-529.

M. Angold, “The Byzantine State on the Eve of the Battle of Manzikert”, Byzantinische Forschungen, XVI, Amsterdam 1991, s. 9-34.

Carole Hillenbrand, “Malāzgird”, EI2 (İng.), VI, 243-244.

Müellif: Ali Sevim

Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi
 

Kaynak: Diyanet Haber

Haber Kaynağı – Diyanethaber

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Günümüzde yaygın hurafeler nedir? 2021

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Sperrmüll Berlin

İstanbul escort Tuzla escort Acıbadem escort Bostancı escort Bağdat caddesi escort Erenköy escort Suadiye escort Küçükyalı escort Şerifali escort Kurtköy escort Sultanbeyli escort Göztepe escort Kayaşehir escort Çapa escort Bahçelievler escort Fatih escort Fındıkzade escort Beşiktaş escort escort girl dubai escort girls berlin seks hikayeleri sex hikayeleri sex izle sikiş kısa link