h Dolar 8,6731 %0.07
h Euro 10,1827 %0.07
h BIST100 1.391,91 %-1.94
h Bitcoin 372239 %-9.13256
a İmsak Vakti 05:18
İstanbul 20°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
X

Muharrem ayının önemi nedir? 2021

Muharrem ayının önemi nedir?

Muharrem ayının önemi nedir?

Hicrî senenin ilk ayı olan Muharrem ayının önemi nedir?

Muharrem ayının önemi nedir?

Sözlükte “haram kılınan, yasaklanan; mukaddes olan, saygı duyulan” anlamlarındaki muharrem savaşmanın haram kabul edilmiş olduğu dört aydan birinin adıdır. Bu ayın İslâm’dan öncesi Arab-ı bâide (Âd ve Semûd) yada Arab-ı âribe döneminde mü’temir ve mûcib diye adlandırıldığı rivayet edilir. Bazı kaynaklarda muharremin Câhiliye devrinde “nâtık” şeklinde anıldığı belirtilmekteyse de (Mes‘ûdî, II, 207) nâtık ramazan ayının ismiydi (İbn Düreyd, III, 489; Lisânü’l-ʿArab, “emr” md.; Yahyâ b. Ziyâd el-Ferrâ, s. 52). Muharremü’l-harâm şeklinde de malum bu ay Osmanlı belgelerinde (م) kısaltmasıyla gösterilmiştir.

Hicrî takvimde yer edinen ay isimlerinin milâdî V. yüzyılın başlarında Hz. Peygamber’in baba tarafınca beşinci büyükbabası Kilâb b. Mürre tarafınca belirlendiği nakledilmektedir. İslâm’dan evvel muharrem ayına “saferü’l-evvel” denirdi. Bundan dolayı Araplar senenin ilk altı ayını her iki aya bir ad vermek suretiyle safer, rebî‘ ve cumâdâ diye adlandırmış, bu tarz şeyleri birbirinden ayırmak için birincisine “önce”, ikincisine “âhir” yada “sânî” sıfatlarını eklemişlerdi. İlk iki aya “saferân” adı de verilmiş, birinci safer haram aylardan olduğundan “saferü’l-muharrem” şeklinde de anılmıştır. Önceleri ödat olarak kullanılan muharrem kelimesi İslâmî dönemde yada İslâm’dan önce bu ayın özel adı olmuş, ikinci safere de yalnız safer denilmiştir. İslâm öncesinde receb ayı için de muharrem kelimesinin kullanılması, bunun aslen bir ad değil ödat bulunduğunu göstermektedir.

Câhiliye devrinde Araplar, haram aylardan üçünün (zilkade, zilhicce, muharrem) peş peşe gelmesini önlemek için “nesî’” uygulamasıyla seneyi iki yada üç yılda bir on üç aya çıkarıp muharrem ayını saferin yerine kaydırmak suretiyle safer ayını haram ay kabul ediyorlardı. Böylece muharremle kendisinden önceki başka haram ayların arasına helâl bir ay ilave ederek üç haram ayı birbirinden ayırıyor ve muharrem ayında da savaşmakta sakınca görmüyorlardı. Nesî’ uygulaması Kur’ân-ı Kerîm’de kötülenmiş (et-Tevbe 9/37), Hz. Peygamber, ayların kendi vakit dilimlerine döndüğü bir yıla (10/632) denk gelen haccı esnasında Mina’daki hutbesinde dönemin Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü durumuna döndüğünü ifade edip muharremin haram aylardan biri bulunduğunu belirtmiştir (Buhârî, “Bedʾü’l-ḫalḳ”, 2; Ebû Dâvûd, “Menâsik”, 67).

Kur’ân-ı Kerîm’de muharrem kelimesi ay adı olarak geçmemekle beraber saldırıya uğrama durumu dış savaşın haram olduğu aylardan söz edilerek bu aylara saygı gösterilmesi emredilmiştir (el-Bakara 2/191, 194, 217; el-Mâide 5/2, 97; et-Tevbe 9/5, 36). Resûl-i Ekrem haram ayları zilkade, zilhicce, muharrem ve receb olarak açıklamıştır (Buhârî, “Meġāzî”, 77; “Tevḥîd”, 24; Müslim, “Ḳasâme”, 29; ayrıyeten bk. HARAM AYLAR). İbn Abbas’tan, Fecr sûresinde üstüne yemin edilen “fecr”den (89/1) maksadın muharrem ayı olduğu şeklinde bir yorum rivayet edilmiştir. Aynı sûrede tekrar üstüne yemin edilen on gecenin (89/2) muharrem ayının ilk on gecesi kabul edilmiş olduğu de belirtilmiştir (Taberî, XXX, 107). Resûl-i Ekrem, muharrem ayını “Allah’ın ayı” olarak nitelendirip ramazandan sonraki en faziletli orucun bu ayda tutulan oruç bulunduğunu ifade etmiştir (Müslim, “Ṣıyâm”, 202-203; Nesâî, “Ḳıyâmü’l-leyl”, 6).

Muharrem ayının onuncu günü “âşûrâ” diye adlandırılır. Sâmî dinlerde özel bir yere haiz bulunan âşûrâ gününde Câhiliye Arapları da oruç tutardı. Hz. Peygamber risâletten evvel ve Medine’ye hicretinden sonrasında bu günde birkaç kez oruç tutmuş, müslümanlara da tutmalarını emretmiş, ramazan orucunun farz kılınmasıyla beraber bu orucu isteğe bırakmıştır. Resûl-i Ekrem muharremin bir tek onunda değil dokuz ve on birinci günlerinde de oruç tutulmasını tavsiye etmiştir (Buhârî, “Ṣavm”, 69). Hanefî ve Mâlikî mezheplerinde muharremin dokuzuncu günü ile beraber onuncu günü ya da onuncu günü ile on birinci günü oruç tutulması sünnet kabul edilmiştir. Şâfiîler ise bu ayın dokuz ve onuncu günlerinde oruç tutmayı müstehap sayar. Hanefî mezhebine nazaran muharremin bir tek onuncu günü oruç tutulması yahudileri yansılamak etme anlamına gelebileceği için mekruhtur. İbn Kayyim el-Cevziyye muharrem ayındaki oruçların en faziletlisinin dokuz, on ve on birinci günlerinde tutulan oruç bulunduğunu, sonrasında da dokuz ve onuncu günlerin, bunun peşinden yalnız onuncu günün geldiğini ifade eder (Zâdü’l-meʿâd, II, 76). İslâm’ın ilk yıllarında muharrem ayında icra edilen kurban ibadeti sonrasında neshedilerek zilhicce ayında yapılmaya başlanmıştır.

Hz. Hüseyin ile aile fertlerinin 10 Muharrem 61’de (10 Ekim 680) Kerbelâ’da şehid edilmesi üstüne muharrem ayı başka bir mana kazanmış, Şîa için bu tarih Hz. Hüseyin’in öcünü alma ahdinin tazelendiği bir yas günü olmuştur. Bilhassa İran’da 10 Muharrem’de “tâziye” isminde olan törenlerin düzenlenmesi, matem merasimlerinde ağıtların söylenmesi ve maktel-i Hüseyin türü eserlerin okunması anane halini almıştır. Muharrem ayındaki yas âyinlerinin en meşhuru âyîn-i sükvârîdir. Şiîlik’te büyük ehemmiyet taşıyan bu âyin Büveyhîler döneminde resmî bir kimlik kazanmıştır. Muizzüddevle, 352 (963) senesinde muharrem ayının ilk on gününü Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’daki şehâdeti için yas zamanı olarak ilân etmiş, Şiîler’in bu günlerde toplu olarak ağlayıp matem tutma, zincirlerle kendilerini dövme şeklindeki yas törenleri bugüne dek devam etmiştir.

Anadolu’daki Alevî-Bektaşî geleneğinde de muharrem ayının özel bir yeri vardır. Bazı peygamberlerin kurtuluş günleriyle dördüncü imam Zeynelâbidîn’in kurtuluşu için tutulacak oruçlar ve Kerbelâ’da Hz. Hüseyin ile başka şehidlerin yasının tutulması amacıyla yapılacak faaliyetler bir erkânla düzenlenmiştir. Bu ayın ilk on yada on iki gününde oruç tutulması gerekir. Bu günlerde tıraş olunmaması, çamaşır değiştirilmemesi ve yıkanılmaması, cinsel ilişkide bulunulmaması, eğlenceden ırak durulması, ağıtlar, mersiyeler ve nefesler okunması benzer biçimde uygulamalar yaygındır. Bazı yerlerde su içilmemesi şeklindeki su orucu âdetine de rastlanmaktadır. Ayrıca Fuzûlî’nin Hadîkatü’s-suadâ adlı eserinin okunması yaygın bir gelenektir (Noyan, s. 86-87; Tur, s. 184-196).

Hz. Ömer’in halifeliği devrinde 17 (638) senesinde Resûl-i Ekrem’in Mekke’den Medine’ye hicretinin resmî takvim başlangıcı olarak kabul edilmesiyle muharrem hicrî senenin ilk ayı olarak belirlenmiştir. Arap hükümdarları yeni senenin ilk gününe saygı gösterir ve tebrikleri kabul etmek suretiyle törenler düzenlerlerdi. Osmanlılar döneminde de muharrem ayında devlet erkânı padişahın huzuruna çıkarak yeni senesi kutlama eder ve padişahtan “muharremiyye” denilen armağanları alırlar, kendileri de maiyetlerindeki kişilere muharremiyye verirlerdi. Ayrıca şairler tarafınca yeni yıla ilişkin manzumeler yazılırdı. Muharrem ayında özellikle tekke ve camilerde okunan Kerbelâ Vak‘ası’na dair ilâhiler “muharremiyye” olarak adlandırılmıştır. Günümüzde Mısır, Tunus, Cezayir ve Fas benzer biçimde ülkelerde bu ayda çeşitli kutlama törenleri düzenlenmektedir.


BİBLİYOGRAFYA

İbn Düreyd, Cemheretü’l-luġa, Haydarâbâd 1345, II, 142, 355; III, 47, 290, 489.

Lisânü’l-ʿArab, “emr”, “ḥrm”, “dvr”, “sfr”, “nsʾe”, “vcb” md.leri.

Kāmus Tercümesi, IV, 232.

Wensinck, el-Muʿcem, “ḥrm” md.

Buhârî, “Bedʾü’l-ḫalḳ”, 2, “Meġāzî”, 77, “Ṣavm”, 69, “Tevḥîd”, 24.

Müslim, “Ṣıyâm”, 202-203, “Ḳasâme”, 29.

Ebû Dâvûd, “Menâsik”, 67.

Nesâî, “Ḳıyâmü’l-leyl”, 6.

Yahyâ b. Ziyâd el-Ferrâ, el-Eyyâm ve’l-leyâlî ve’ş-şühûr (nşr. İbrâhim el-Ebyârî), Kahire 1400/1980, s. 41, 47-49, 52.

Ezrakī, Aḫbâru Mekke (Melhas), I, 183-185, 287.

Taberî, Câmiʿu’l-beyân (Bulak), X, 92-93; XXX, 107.

Mes‘ûdî, Mürûcü’ẕ-ẕeheb (Abdülhamîd), II, 80, 204-205, 207, 280.

Bîrûnî, el-Âs̱ârü’l-bâḳıye ʿani’l-ḳurûni’l-ḫâliye (nşr. C. E. Sachau), Leipzig 1923, s. 60-63, 69, 329-331.

Ahmed b. Hüseyin el-Beyhakī, Feżâʾilü’l-evḳāt (nşr. Adnân Abdurrahman Mecîd el-Kaysî), Mekke 1410/1990, s. 426-456.

Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî, el-Mevżûʿât (nşr. Abdurrahman M. Osman), [baskı yeri yok] 1403/1983 (Dârü’l-fikr), II, 122-123, 199-204.

Zekeriyyâ b. Muhammed el-Kazvînî, ʿAcâʾibü’l-maḫlûḳāt, Beyrut, ts. (Dârü’ş-şarki’l-Arabî), s. 68-69.

Nevevî, el-Mecmûʿ, VI, 382-383.

Nüveyrî, Nihâyetü’l-ereb, I, 157-159, 165.

İbn Kayyim el-Cevziyye, Zâdü’l-meʿâd, II, 66-77.

Kalkaşendî, Ṣubḥu’l-aʿşâ (Şemseddin), II, 401-405.

Süyûtî, el-Müzhir, I, 300-301.

Diyarbekrî, Târîḫu’l-ḫamîs, I, 360-361.

Abdülganî b. İsmâil en-Nablusî, Feżâʾilü’ş-şühûr ve’l-eyyâm (nşr. Mustafa Abdülkādir Atâ), Beyrut 1406/1986, s. 15-19, 70-75.

Şevkânî, Neylü’l-evṭâr, IV, 269-274.

Cevâd Ali, el-Mufaṣṣal, VIII, 454-461.

M. Tayyib Gökbilgin, Osmanlı Paleografya ve Diplomatik İlmi, İstanbul 1979, s. 47, 76.

Ethem Ruhi Fığlalı, İmâmiyye Şîası, İstanbul 1984, s. 181-182.

Bedri Noyan, Bektâşilik Alevîlik Nedir?, Ankara 1985, s. 86-87.

Vehbe ez-Zühaylî, el-Fıḳhü’l-İslâmî ve edilletüh, Dımaşk 1405/1985, II, 584, 590-591.

Seyit Derviş Tur, Erkânname, İstanbul 2002, s. 184-196.

Metin And, Ritüelden Drama: Kerbelâ-Muharrem-Ta‘ziye, İstanbul 2002, s. 33-75.

E. Littmann, “Über die Ehrennamen und Neubenennungen der islamischen Monate”, Isl., VIII/3-4 (1918), s. 227-236.

Seyyid Abdülhâliḳ en-Nakvî, “Taḥḳīḳu esâmi’ş-şühûri’l-ʿArabiyye ve eyyâmi’l-üsbûʿ”, S̱eḳāfetü’l-Hind, XIII/4, New Delhi 1962, s. 14-15.

Pakalın, II, 565-567.

M. Plessner, “Muharrem”, İA, VIII, 506-507.

a.mlf., “al-Muharram”, EI2 (İng.), VII, 464.

Müellif: M. Kâmil Yaşaroğlu

Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi

banner242

Haber Kaynağı – Diyanethaber

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Haşir ne anlamına gelir? 2021

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Sperrmüll Berlin

İstanbul escort Tuzla escort Acıbadem escort Bostancı escort Bağdat caddesi escort Erenköy escort Suadiye escort Küçükyalı escort Şerifali escort Kurtköy escort Sultanbeyli escort Göztepe escort Kayaşehir escort Çapa escort Bahçelievler escort Fatih escort Fındıkzade escort Beşiktaş escort escort girl dubai escort girls berlin seks hikayeleri sex hikayeleri sex izle sikiş kısa link