h Dolar 8,5580 %0.08
h Euro 10,0977 %0.08
h BIST100 1.351,59 %-0.86
h Bitcoin 328133 %12.02027
a Öğle Vakti 13:16
İstanbul 26°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
X
  • MEBhaber.NET
  • Din
  • Taşıyıcı Annelik Uygulaması ve Bu şekilde Bir Yolla Doğan Çocuğun Annesi, Nesebi, Mirası, Mahremiyeti ve Velayetinin Dini Hükmü Hakkında 2021

Taşıyıcı Annelik Uygulaması ve Bu şekilde Bir Yolla Doğan Çocuğun Annesi, Nesebi, Mirası, Mahremiyeti ve Velayetinin Dini Hükmü Hakkında 2021

Taşıyıcı Annelik Uygulaması ve Böyle Bir Yolla Doğan Çocuğun Annesi, Nesebi, Mirası, Mahremiyeti ve Velayetinin Dini Hükmü Hakkında 2021

Taşıyıcı Annelik Uygulaması ve Bu şekilde Bir Yolla Doğan Çocuğun Annesi, Nesebi, Mirası, Mahremiyeti ve Velayetinin Dini Hükmü Hakkında 2021 2021

Taşıyıcı Annelik Uygulaması ve Böyle Bir Yolla Doğan Çocuğun Annesi, Nesebi, Mirası, Mahremiyeti ve Velayetinin Dini Hükmü Hakkında 2021

Taşıyıcı Annelik Uygulaması ve Bu şekilde Bir Yolla Doğan Çocuğun Annesi, Nesebi, Mirası, Mahremiyeti ve Velayetinin Dini Hükmü Hakkında
Din İşleri Yüksek Kurulu, 11.09.2014 tarihinde Dr. Hüseyin KAYAPINAR’ın başkanlığında toplandı. Dini Konuları İnceleme ve Soruları Cevaplandırma Komisyonunca hazırlanan “Taşıyıcı Annelik ve Sonuçları” adlı metin görüşüldü.
SORU: Tıp alanında meydana gelen gelişmelerin, çocuk sahibi olamayan hanımefendilerin taşıyıcı annelik diye adlandırılan yöntemle çocuk sahibi olmalarını mümkün kıldığı görülmektedir. Bu yöntemle çocuk sahibi olmanın dini hükmü nedir?
Her ne suretle olursa olsun taşıyıcı annelik kanalıyla bir çocuk dünyaya gelmişse bu şekilde bir çocuğun anası hangi hanım olur? Bu çocuğun nesep, miras, mahremiyet ve velayet açısından durumu nedir?
KARAR: Kadının yumurtası ile adamın spermlerinin laboratuar ortamında döllendirilmesi ile elde edilmiş zigotun, başka bir kadının rahmine yerleştirilmesi, rahim sahibi kadının doğum yapmasından sonrasında bebeği, sperm ve yumurta sahibi eşlere teslim etmesi suretinde cereyan eden taşıyıcı annelik uygulaması, dinin mahremiyet, evlilik, neslin korunması, şahsiyetin korunması, kişilerin ruh ve gövde sağlığının korunması ve insanoğlunun saygınlığı ile ilgili bir ekip ilkeleri ihlal etmesi sebebi ile caiz değildir.
Haram olmasına karşın bu yöntemle dünyaya getirilen çocuğun nesebi ve velayeti, sperm ve yumurta sahibi olan evli adam ve hanıma ilişik olur. Öte taraftan çocuk, onu rahminde taşıyıp doğuran hanıma da annelik şüphesi sebebiyle mahrem olur.
GEREKÇE:
Modern tıp ve biyoloji bilimindeki gelişmeler, düzgüsel yoldan yada tüp bebek yöntemiyle çocuk sahibi olamayan ya da bu imkâna haiz olması durumunda doğum yapmanın sıkıntılarına katlanmak istemeyen kimselerin, taşıyıcı annelik diye malum yöntemle çocuk edinmelerine imkân sağlamaktadır.
Taşıyıcı annelik uygulamasında genel anlamda şu yöntemlere başvurulmaktadır:
1. Evli hanım ve adamın yumurta ve spermleri laboratuar ortamında döllendirildikten sonrasında yabancı bir kadının rahmine yerleştirilir.
2. Evli hanım ve adamın yumurta ve spermleri laboratuar ortamında döllendirildikten sonrasında adamın başka eşinin rahmine yerleştirilir.
3. Birbirine yabancı erkekle hanımdan alınan sperm ve yumurtalar laboratuvar ortamında döllendirildikten sonrasında, çocuk sahibi olmak isteyen bir bayan için üçüncü bir kadının rahmine yerleştirilir. Bu durumda çocuk sahibi olmak isteyen hanım, hamile kalma, dünyaya getirme işlerinde asla katkısı olmaksızın, bir tek ödeyeceği para karşılığında “çocuk sahibi” olmaktadır.
4. Erkeğin spermi ile yabancı bir kadının yumurtası laboratuvar ortamında döllendirildikten sonrasında yumurta aynı kadının rahmine yerleştirilir. Çocuk dünyaya ulaştıktan sonra adamın eşine teslim edilir.
5. Kadının yumurtası, kocası haricinde bir adamın spermi ile döllendirilip yabancı bir kadının rahmine yerleştirilir. Çocuk dünyaya ulaştıktan sonra yumurta sahibi eşe teslim edilir. 
Bu bağlamda Kurulumuz şu değerlendirmede bulunmuştur:
Kur’an-ı Kerîm ve Sünnette taşıyıcı annelik ile ilgili direkt ve sarih bir yargı bulunmamaktadır. Ancak bu iki kaynağa dayalı şu umumi ilke ve hükümler uygulamanın caiz olmadığını göstermektedir:
1. Allah Teâlâ “Onlar ki, ırzlarını korurlar. Ancak eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri bunun dışındadır; onlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar. Kim bunun ötesine geçmek isterse işte onlar haddi aşanlardır.” (Mü’minûn 23/5-7) buyurmaktadır.
Ayette yer edinen “ırzlarını korurlar” ifadesi, haber şeklinde bir emirdir. Yani “ırzlarını/cinsel organlarını korusunlar” anlama gelir. “Cinsel organın korunması” ise mutlak bir ifade olup nikâhlı beraberlikler haricinde başkasının cinsel organından, onun sperminden yada yumurtasından ya da bunların birleşmesi ile oluşan ceninden korunmayı kapsar. İnsanlığı ilgilendiren tüm tanrısal buyruk ve yasaklarda olduğu şeklinde ırzı koruma yükümlülüğü mevzusunda da adam ve hanım içinde ayrım yoktur; kısaca hem erkekler, hem de bayanlar ırzlarını korumakla yükümlüdürler.
Günümüzde dünyada görülen taşıyıcı annelik uygulamasında, sperm sahibi adam ile o adamın ve eşinin üreme hücrelerinin sun’i döllenmesinden oluşan cenini rahmine kabul eden hanım içinde nikâh ilişkisi bulunmamaktadır. Şu halde taşıyıcı annelik uygulaması ayette anlatılan “ırzı koruma” ilkesini ihlal etmek anlamına gelmekte, başka bir ifade ile bir tür hukuk dışı münasebet anlamı ve şüphesi taşımaktadır.
2. “Andolsun, senden evvel de yolladık. Onlara da eşler ve çocuklar verdik.” (Ra’d 13/38) “Allah size kendi cinsinizden eşler var etti. Eşlerinizden de oğullar ve torunlar verdi ve sizi temiz şeylerden rızıklandırdı.” (Nahl 16/72) mealindeki ayetlerde insana verilen nimetleri hatırlatma sadedinde eşler ile beraber bunlardan dünyaya gelenler de (zürriyet/çocuklar ve torunlar) zikredilmektedir. Buradan anlaşılıyor ki, soyu sürdürmenin meşru yolu, bu işin eşler kısaca aralarında nikâh bağları bulunan erkekle hanım vasıtası ile gerçekleşmesidir. Taşıyıcı annelik uygulamasında ise yumurta sahibi kadının eşi ile rahim sahibi hanım içinde nikâh bağları bulunmamaktadır. Bu sebeple neslin devamı için meşru bir yol değildir. Bu noktada taşıyıcı annenin, sperm sahibi adamın ikinci eşi olması, aşağıda değinilecek başka gerekçeler ve doğuracağı kimi menfi bedeni-ruhi etkisinde bırakır sebebiyle durumu değiştirmez.
3.Eşyayı kullanma, tabiattan istifade etme ve tasarrufta bulunma hususundaki “Eşyada temel olan mubah oluştur” umumi fıkıh kuralı yanında, özel bir alan olan kadının cinselliğinden yararlanma hususunda ise “Rahimlerde/cinsellikte temel olan haramlıktır” hükmü durağan(durgun) olmuştur.
Helalliğine dair kanıt bulunmayan rahimle ilgili uygulamalar peşinen haram sayılır. Buna bakılırsa helalliği yönünde kanıt bulunmayan taşıyıcı annelik uygulaması haramdır.
4. Niza ve anlaşmazlığa neden olacak nitelikteki her türlü akit caiz değildir. Taşıyıcı annelik uygulaması ise iki hanım içinde kimin anne olacağı mevzusunda niza ve ihtilaf çıkmasına müsaittir. Bu sakıncalı durumun gerçekleşme ihtimali {hiç de} düşük değildir.
Bilhassa doğacak çocuk üstünden sağlanacak maddi menfaatin söz mevzusu olması, çocuğun sağlıksız olarak dünyaya gelmesi ya da taşıyıcı hanım ile çocuk içinde güçlü bir rûhî bağın oluşması şeklinde durumlar bunun için elverişli bir zemin oluşturmaktadır.
5. İnsan vücudunda, kendi hemcinsi olsa bile başkalarına gösterilmesi, onlarca görülmesi ve üstünde işlem yapılması asla caiz olmayan bölgeler vardır. Kur’ân ve Sünnetin mahremiyet, saygı ve avret kelimeleriyle ifade etmiş olduğu ve örtülmesini emrettiği bu bölgeler sadece, tıbbî zaruretler dolayısıyla açılabilir ve bir operasyona mahal olabilir (A’râf 7/26; Nûr 24/31, 58; Müslim, Hayz, 74, 78; Ebû Dâvûd, Libâs, 34, 37; Tirmizî, Edeb, 22, 38, 39). Taşıyıcı annelik uygulamasında iki ayrı kadının “mahremiyeti” ve “avreti”nin ihlali söz mevzusudur.
Zira yumurtanın alımı esnasında birisinin, laboratuvarda aşılanmış yumurtanın (zigotun) kendi rahmine yerleştirilmesi esnasında ötekinin avreti birçok şahıs tarafınca görülmekte ve dokunulmaktadır. Burada bunu meşru hale getiren bir fakirlik de bulunmamaktadır. Zira tabii yollardan “çocuk sahibi” olamamak, “Göklerin ve yerin mülkü (hükümranlığı) Allah’ındır. O, dilediğini yaratır. Dilediğine kız evlatları, dilediğine adam evlatları verir. Yahut o evlatları erkekler, dişiler olmak suretiyle çift verir, dilediği kimseyi de kısır yapar. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilendir, hakkıyla gücü yetendir.” (Şûrâ 42/49-50) ayetine bakılırsa dinî açıdan bir fakirlik olarak değerlendirilmemiştir. Hal bu şekilde olunca taşıyıcı annelik uygulamaları sırasındaki mahremiyet ve avret ihlalleri, haram hükmünü taşımaya devam edecektir.
6. Taşıyıcı annelik, İslam’ın benimsediği sütanneliğe benzetilemez. Bu şekilde bir benzetme ölçme maalfârık, kısaca illet açısından değişik şeylerin birbirine kıyaslanması olur. Şundan dolayı sütannelik, temelde dünyaya gelmiş olan çocuğun yaşamını idame ettirebilmesi zorunluluğuna dayalı olarak meşru kılınmıştır. Ceninin yabancı rahme yerleştirilmesi ise yeni bir varlık oluşturma amacına yöneliktir. Her ikisi ayrı şeylerdir. Öte taraftan sütannelik neseplerin karşıması riskini taşımaz. Taşıyıcı annelikte ise bir risk söz mevzusudur.
7. Kişilerin ruh ve gövde sağlığının korunması ilkesi de taşıyıcı annelik uygulamasının caiz olmayışının bir başka gerekçesidir. Bu şekilde bir uygulamada hem iki hanım hem de doğan çocuğun birçok açıdan rûhî travmaya maruz kalacağı, dolayısıyla ruh ve gövde sağlıklarının bozulacağı, bir tek küçük bir ihtimal değil bununla birlikte yaşanmış olan örnekler dolayısıyla zann-ı gâlip düzeyinde bir sonuçtur.
Annelik duygusuyla çocuk üstünde iyelik ve öncelik iddiasında bulunmak, olayın failleri olan iki hanımı; iki anne içinde kalmış olarak kime anne diyeceğini bilememek ve dolayısıyla psikolojik bölünmüşlük yaşayıp vicdanî mesuliyet baskısı altında kalmak, evladı derinden yaralayacaktır. Ayet ve hadislerden çıkarılan “Zarar vermek yoktur”; “def-i mefâsid celb-i menâfîden evlâdır” (fena ve zarardan kurtulmak menfaatleri elde etmekten evvel gelir), “ziyan mümkün olduğunca giderilir”, “zarar-ı âmmı def için zarar-ı hâs yaşlı olunur” (özel ziyan umumi zarara tercih olunur), “zarar-ı eşed zarar-ı ehaf ile izâle olunur” (zararın ağırı zararın hafifi ile giderilir) şeklinde umumi kurallar bu şekilde travmalar yaşatmaya kimsenin hakkı olmadığını göstermektedir.
8. Bu uygulama, velâyetten hadâneye, evlilik yasağından mirasa birçok hukukî mesele doğuracak ve yerleşik uygulamalarla çelişen sözde “çözümler” üretme karmaşasına yol açacağından hukukî istikrarı da bozacaktır.
9. İnsan elit bir varlıktır (İsrâ 17/70; Tîn 95/4). Sadece dünyevî hazlar yada kişisel doygunluk nedeni öne sürülerek bu saygınlığı zedelenemez. Aynı gerekçelerle tıbbî uygulamaların malzemesi ve mevzusu yapılamaz.
Nitekim İslam dünyasında belli başlı fıkıh kurulları ile modern fıkıh âlimlerinin çoğunluğu da evli eşlerin yumurta ve spermlerinin, laboratuvar ortamında döllendirildikten sonrasında adamın nikâhlısı da olsa ikinci bir kadının rahmine yerleştirilmesi şeklindeki uygulamaların tamamının haram olduğuna hükmetmişlerdir. (Bk. Karârâtü ve Tavsiyâtü Mecma’i’l-Fıkhi’l-İslamî ed-Devlî 1985-2011, Birleşik Arap Emirlikleri, s. 112; Karârâtü’l- Mecma’i’l- Fıkhıyyi’l-İslamî (1977-2004), Mekke, s. 162; Daru’l-İftâi’l-Mısriyye, http://daralifta. org/ViewFatwa.aspx?ID=2525, erişim: 28.08.2014 ; Yusuf el-Karadâvî, Fetâvâ Muâsıra,el-Mektebetü’l-İslâmî, III, 529; Câdelhak Ali Câde’l-Hak, Buhûs ve Fetâvâ İslamiyye fi Kadâyâ Muâsıra, Kahire, 2005, II, 169 vd.)
Bu egemen kanaatin karşısında azca sayıda bazı araştırmacılar taşıyıcı annelik mevzusuna müspet yaklaşmışlar; yumurta ve spermin evli eşlere ilişik olması şartı ile döllenen yumurtanın yabancı bir kadının ya da adamın başka eşinin rahmine yerleştirilmesi yöntemlerini (yukarıdaki birinci ve ikinci uygulamaları) caiz görmüşlerdir.
Mekke merkezli el-Mecma’u’-Fıkhiyyu’l-İslâmî, 1404/1984 senesinde akdettiği dördüncü dönem toplantısında bu görüşü benimsemiş iken (Bk. Karârâtü’l-Mecma’i’l-Fıkhıyyi’l-İslami, 1977-2004, Mekke, s. 148-152) bir sene sonraki toplantısında, nesebin karışması şüphesi bulunmuş olduğu ve ikinci eşin, kocasından düzgüsel yoldan hamile kalma ihtimali olduğu öne sürülen sebebi ile ikinci eşin taşıyıcı anne olabileceği görüşünden vaz geçmiştir. ( Aynı yapıt, s.162)
Her nede olsa taşıyıcı annelik kanalıyla doğan çocuğun hukukî durumuna ulaşınca;
Haram olmasına karşın bu yöntemle dünyaya getirilen çocuğun nesebi ve velayeti, sperm ve yumurta sahibi olan evli adam ve hanıma ilişik olur.
Yapay döllenme, embriyo transferi ve taşıyıcı annelik şeklinde uygulamalardan doğacak sonuçlara ilişkin olarak Kur’an ve Sünnette açık ve direkt bir kanıt bulunmadığı şeklinde; modern tıbbî uygulamalardan biri olması hasebi ile sorun önceki fıkıh âlimlerince de ele alınmış değildir. Bu sebeple mevzuyu Kur’an ve Sünnetin umumi hükümleri ile tıp, psikoloji ve ilgili başka bilimlerinin verileri ışığında çözüme kavuşturmak gerekecektir.
Bilimsel olarak yumurta ve sperm, ceninin hem fizik hem de genetik yapısının temelini oluşturmaktadır. Nitekim Kur’an-ı Kerim birçok ayette insanoğlunun yaratılış sürecinin yumurtayı döllemiş olan sperme dayalı olduğuna işaret etmektedir. (İnsan 76/2; Mürselât 77/20-23; Târık 86/ 5-7; Mü’minûn 23/12-14) Bu sebeple yumurta ve sperm sahibi eşler, çocuğun anne ve babasıdır. Konu ile ilgili nesep, mahremiyet, kalıtım ve velayet meseleleri bu temel üstünden değerlendirilir.
Taşıyıcı kadının evladı kanı ile beslemesi, her ikisinin rahim ve göbek bağları vasıtası ile bir araya gelmesi, ortak bir yaşam yaşamaları ve nihayet düzgüsel şartlarda annelik için objektif ölçü sayılan doğurma fiilini gerçekleştirmiş olması sebebi ile taşıyıcı kadının, en azından bir yönü ile anne olduğu şüphesini ortaya çıkarmaktadır. Bu tür şüpheli şeyleri dikkate alma ve onlardan kaçınma ilkesi uyarınca çocuğun taşıyıcı hanıma da haram olduğuna hükmetmek gerekmektedir.
Yeni bir sorun olan taşıyıcı annelik yolu ile dünyaya gelen çocuğun annesini belirleme mevzusunda Kurulumuzun bu yaklaşımı yanında modern literatürde iki değişik görüş ortaya konulmuştur:
1. Yumurta sahibi hanım çocuğun anası, onun nikâhlı eşi de çocuğun babasıdır. Evladı karnında taşıyıp doğuran hanım (taşıyıcı anne) ise evladı karnında taşıyıp beslemesi itibarı ile sütanne hükmündedir. Sütannelik ise nesep bağına neden olmaz.
2. Çocuğun anası yumurta sahibi hanım değil, onu rahminde taşıyan, besleyip doğuran hanım kısaca taşıyıcı annedir. Yumurta sahibi hanım ise sütannelikte olduğu şeklinde hükmen annedir. Buna bakılırsa çocuğun anne tarafınca nesebi, onu doğuran hanıma aittir. Dolayısı ile eğer evladı doğuran hanım evli ise çocuk onun kocasına oran edilir (Görüşler için bk. Dr. Arif Ali Arif, “el-Ümmü’l-Bedîle Ru’ye İslâmiyye”, Dirâsât Fıkhiyye fî Kadâyâ Tıbbiyye Muâsıra, Ürdün 2001, s. 823 vd.)
Bu görüş için “Çocuk doğduğu yatağa aittir” (Buhari, Buyû’, 3) hadisi ile başta “Onların anneleri sadece onları doğuran kadınlardır” (Savaşım 58/ 2) ayeti olmak suretiyle, “Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu!” (Ahkâf 46/15), “(Allah) sizi annelerinizin karnında bir yaratılıştan öbürüne geçirerek üç (kat) karanlık içinde oluşturuyor.” (Zümer 39/6) şeklinde ayetler kanıt olarak gösterilmektedir. (Ayrıca bak. Bakara 2/233, Nahl 14/78; Necm 53/32; Lokman 31/14)
Söz mevzusu görüşlerden birincisi, çocuğun nesebini isabetli bir halde yumurta ve sperm sahibi eşlere bağlamaktadır. Ancak, taşıyıcı anneyi hükmî sütanne şeklinde değerlendirerek çocukla onun bir tek mahremiyet ilişkisi bulunmuş olduğu, nesep bağının ise söz mevzusu olmadığı tespitini yapmaktadır. Varılan netice isabetli olmakla birlikte takip edilen yol, çocukla taşıyıcı anne arasındaki mahremiyeti hükmî sütanneliğe bağlaması açısından sıhhatli değildir. Şundan dolayı her ne kadar süt emzirme ile evladı karnında besleme işlemleri bir insan uzvunun sağlamış olduğu menfaatin kiralanması noktasında benzeşmekte şeklinde görünseler de gerçekte, bunların birbirine benzetilmesi ölçme maalfârık olur. Şundan dolayı süt annelik (radâ’) mevzusu Kur’an ve Sünnetle meşru kılınmış iken ( Talak 65/6; Nisa 4/23; Ebû Dâvûd, Nikah, 7) taşıyıcı annelik ise rahmin haramlığı (Mü’minûn 23/5; Nûr 24/30; Ahzab 33/35) ve neslin korunması umumi ilkelerine aykırılığı sebebiyle meşru değildir. Oysa aynı sonuca hükmî sütannelik benzetmesi üstünden değil de, evladı karnında taşımak, beslemek ve dünyaya getirmek şeklinde karineler sebebi ile ortaya çıkan “annelik şüphesi” üstünden gidilmesi daha isabetli olacaktır.
İkinci görüşe ulaşınca, ceninin, sperm ve yumurtanın birleşmesi ile oluştuğu; rahmin ise onun beslenip geliştiği ve korunduğu bir mahfaza konumunda olduğu gerçeğini dikkate almayan bu görüş, delilleri açısından sağlam bir altyapıya haiz değildir.
Şu şekilde ki; “Çocuk doğduğu yatağa aittir” (Buhârî, Büyû’, 3) hadisi, düzgüsel evliliklerdeki umumi duruma işaret etmesi bir yana, vürud sebebinden açıkça anlaşıldığı suretiyle ceninin kime ilişik bulunduğunun bilinmediği vaziyet için kanıt olur. Burada ise ceninin kime ilişik olduğu bellidir.
Öte taraftan annenin, evladı doğuran hanım olduğuna kanıt olarak ileri sürülen ayetlerde söz mevzusu olan bayanlar, hem yumurtanın hem de rahmin sahibi olan kadınlardır. Taşıyıcı anne ise rahim sahibi olsa da yumurta sahibi değildir. Bu sebeple ayetin annelik mevzusunda ortaya koyduğu“doğurma” kendi bağlamında objektif bir ölçü iken, taşıyıcı annelik uygulamasında objektif bir ölçü olmamaktadır.Dolayısı ile zikredilen ayetlerden taşıyıcı anneliğin caiz olduğu hükmünü çıkarmak mümkün değildir. Bir başka ifadeyle söz mevzusu ayetler, yeni bir sorun olan taşıyıcı annelik uygulamasında annenin ve babanın kim olduğu mevzusunda kanıt olarak ileri sürülemez.
Nasların, nüzul yada vürud zamanındaki anlaşılma biçimi ile erek ve maksatlarını göz ardı edip bir tek zahirî anlamlarına dayanarak onlardan, İslam’ın umumi ilkelerinin, aklın ve bilimsel gerçeklerin onaylamayacağı sonuçlar çıkarmak doğru bir istidlal şekli değildir.
Bu sebeple nesep, miras, nafaka, hadâne ve benzeri tüm hükümler sperm ve yumurta sahibi evli eşler üstünden durağan(durgun) olacağına karar verilmiştir.

Kaynak: Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

İnsan sütünün saklanması ve bebeklere verilmesi caiz midir? 2021

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.