h Dolar 8,3296 %0.17
h Euro 10,0587 %0.17
h BIST100 1.429,68 %0.68
h Bitcoin 480131 %3.9002
a İkindi Vakti 16:58
İstanbul 20°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
X

Tedavi Amacıyla Bevl Kullanımı 2021

Tedavi Amacıyla Bevl Kullanımı 2021

Tedavi Amacıyla Bevl Kullanımı 2021 2021

Tedavi Amacıyla Bevl Kullanımı 2021

Tedavi Amacıyla Bevl Kullanımı
Din İşleri Yüksek Kurulu, 12/04/2012 tarihinde Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı Prof. Dr. Raşit KÜÇÜK’ün başkanlığında toplandı. “Tedavi Amacıyla Bevl Kullanımı” mevzusu görüşüldü. Yapılan müzakerelerden sonrasında:
Buhari ve Müslim’in Sahih’leri başta olmak suretiyle esas Hadis kaynaklarımızda yer edinen bir rivayete gore; Ukl ve Ureyne kabilelerinden Medineye gelen ve Hz. Peygamberin huzurunda Müslüman olan bir grup, oranın havası ağır gelip hastalanınca, Medine’den ayrılmak istediler. Hz. Peygamber, onlara zekat develerinin yanına giderek, develerin süt ve idrarlarından içmelerini tavsiye etti. Onlar denileni yaptılar ve iyileştiler. Fakat, dinden çıktılar, çobanları öldürüp develeri götürdüler. Hz. Peygamber vakası duyunca arkalarından bir ekip gönderdi. Yakalandılar. Öldürdükleri çobanlara kısasen, öldürüldüler. (Buhari, Megâzî, 36 )
Rivayette yer edinen Hz. Peygamber’in tedavi amacıyla deve idrarı içme tavsiyesi, İslam’ın ilk asırlarından başlayarak tartışılmış, bazı fakihler, eti yenen hayvanların idrarının temiz olduğu hükmünü, bu rivayete dayandırmışlardır. Konuyla ilgili kaynaklar incelendiğinde, bilhassa karın hastalıklarının tedavisinde, insan ve hayvan idrarının, geçmiş asırlarda, tedavi amaçlı olarak yoğun bir halde kullanıldığı görülmektedir. Misal olarak ünlü hekim İbn Sina’nın “el-Kanun fi’t-Tıb” isminde eserinde yer edinen “kitabu’l-ebvâl” kısmı gösterilebilir. Bu bölümde İbn Sina, insan ve çeşitli hayvan idrarlarının, hangi hastalıklar için yararlı bulunduğunu açıklamaktadır. (Bkz. İbn Sîna, el-Kânûn fi’t-Tıb (Kitabu’l-Edviye el-Müfrede ve’n-Nebâtât) Şerh ve Tertib: Cebran Cebbûr, (Beyrut 1986), 107.)Yakın zamanlara kadar Anadolu’da, bilhassa sarılık hastalığı için, insanlara idrar içirildiği bilinmektedir. Tüm bunlar,idrarın günümüzde de tedavi amaçlı kullanılabileceği anlamına asla gelmez. Zira bugün, idrar içinde bulunan ve bazı hastalıklar için yararlı olan etken madde ne ise, tüm türevleriyle daha etkili bir halde ilaç halinde kullanılabilir hale gelmiştir. Geçmiş toplumların tecrübeyle tespit ettikleri birçok tıbbî metot ve uygulama, bugün yerini binlerce deneyle kontrol edildikten sonrasında onaylanan metot ve ilaçlara bırakmıştır. Yüzlerce senelik birikimle ve bilimsel çabalarla ortaya çıkmış günümüz tıp biliminin, uygun ve doğru bulmadığı ilaç ve yöntemlerin Hz. Peygamber gerekçe gösterilerek uygulanması doğru değildir. Dolayısıyla, bu tarz şeyleri kullanarak hasta olan yada şifa bulamayan kimse, lüzumlu tedbirleri almadığı için dinen vebal altına girmiş olur. Bundan dolayı Hz. Peygamber, yukarıdaki vakada olduğu şeklinde, tavsiye etmiş olduğu ilaç ve tedavi yöntemlerini Allah’tan almış olduğu bilgiye gore değil, tamamen kendi toplumunun data ve tecrübesine dayanarak önermiştir. Burada uyulması ihtiyaç duyulan sünnet, o mahalli data ve tecrübeye dayalı ilaç ve şekilleri birebir uygulamak değil, Hz. Peygamber’in hastalıklar karşısında kesinlikle tedavi olunması mevzusundaki tavsiye ve ısrarıdır. Amaç aynı olduktan sonrasında, araçların vakit ve zemine gore değişmesi, oldukça doğaldır. Bilindiği şeklinde Hz. Peygamber, ashabından hasta olanlara, kesinlikle tedavi olmalarını emretmiş ve bazı dostlarını da o devrin en ünlü tabiplerine göndermiştir. Kendisi de arasıra, toplumundan edinmiş olduğu data ve tecrübeye dayanarak çeşitli hastalıklarla ilgili bazı tavsiyelerde bulunmuştur. İbn Haldun’un söylediği şeklinde, Hz. Peygamber bizlere tıbbı değil, dini öğretmek için gelmiştir. O da asla şüphesiz başka insanoğlu şeklinde, en iyi hekim, en iyi ziraatçi, en iyi marangoz, en iyi avcı, en iyi ozan olabilir. Ancak bunlar, onun peygamberlik göreviyle ilgili değildir. Bu alanlardaki yetersizliği de peygamberliğine bir noksanlık getirmez. Başka bir ifadeyle Peygamberlik, insanlara dünyevi beceriler öğretme görevi değil, insanları Allah’ın istediği hidayet yoluna çağrı etme görevidir. Bu açıdan bakılınca, Hz. Peygamberin sünneti, O’nun dini ve etik örnekliğidir. Onun dünyevi mevzularla, doğrusu her insanoğlunun data ve tecrübeyle elde edebileceği ya da sırf beşer olarak gereksinim duyduğu tabii talepleriyle ilgili söz ve eylemleri bağlayıcı değildir. Ancak, bu gereksinimler karşılanırken nasıl ne şekilde davranılması gerektiği ile ilgili dînî ve etik tavsiyeleri, tabii olarak onun sünneti kapsamındadır.
Sonuç olarak, Hz. Peygamber’in, kendi dönemine ve içinde yaşamış olduğu topluma ilişik geçmişten intikal eden data ve tecrübeye dayanarak yapmış olduğu tıbbî tavsiyelerin, halk sağlığı ve koruyucu hekimlik bakımından ergonomik kıymeti bulunanlarının kabul ve uygulamalı mümkün olmakla birlikte, modem tıp ilminin uygun bulmadığı, hatta zararı dokunan saydığı hususları, Hz. Peygamber’den geliyor diye savunmanın Kur’an ve Sünnet’le bağdaşır bir tarafı yoktur. Bugün, bilimsel gelişmeler karşısında geçersiz hale gelmiş Tıbb-ı Nebevi örnekleri kaynaklarımızda mevcuttur. Mesela, Sahabi Esâd b. Zürâre hicretten kısa bir süre sonrasında difteri yada kızıl (zübha) hastalığına yakalanınca, Hz. Peygamber dağlanmasını emretmiş, bir rivayete gore de bizzat kendisi Esad’ın şişen boğazını iki kez dağlamıştır. Bu sırada Yahudilerin, “eğer Muhammed hakikaten Peygamberse arkadaşını iyileştirsin” demeleri üstüne Hz. Peygamber, “ona direkt yarar yada ziyan veremeyeceğini” söyleyerek kendisinde insanüstü bir kuvvet olmadığını belirtmek istemiştir. Nitekim Esad b. Zürâre kısa bir süre sonrasında bu hastalıktan vefat etmiştir. (İbn Sa’d, Tabakât, III, 610-611; Ahmed b Hanbel, Musned I-VI, Davet Yayınları. İstanbul 1982, IV, 138).
Hz. Peygamber’den intikal eden ve sahih olduğu hadis alimleri tarafınca tesbit edilen tıpla ilgili rivayetlerden çıkartılabilecek en mühim netice, hastalık durumunda Hz. Peygamberin, kendi sürecinin olanak ve şartları ölçüsünde her türlü tedbiri alarak tedavi yoluna başvurması ve buna ehemmiyet vermesidir. Tedavi için başvurulan metot ve çarelerin zaman içinde değişim göstermesinin ise kaçınılmaz bir olgu olduğu mütalaa olunmuştur.

Kaynak: Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Estetik Ameliyatın Dini Hükmü 2021

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.