h Dolar 8,6817 %0.46
h Euro 10,3825 %0.46
h BIST100 1.409,30 %0.50
h Bitcoin 294646 %0.36397
a İkindi Vakti 17:11
İstanbul 25°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
X

Veda Hutbesi 2021

Veda Hutbesi

Veda Hutbesi

Hz. Peygamber’in (s.a.s) Vedâ haccında okumuş olduğu hutbeler

Veda Hutbesi

Resûl-i Ekrem Vedâ haccı (10/632) esnasında Arafat, Mina ve Akabe benzer biçimde yerlerde ashaba hitap etmiş ve kısa, veciz bir halde tavsiyelerde bulunmuştur. Bu hitabeler, Câhiz’in el-Beyân ve’t-tebyîn (II, 31-33) adlı eseri başta olmak suretiyle bazı tarih kitaplarında derlenerek uzunca bir Vedâ hutbesi metni teşkil edilmiştir. “Hutbetü’l-vedâ” ifadesini ilk kez Câhiz kullanmış, bu ifade daha sonraki müelliflerce de benimsenmiştir.

Resûlullah’ın arefe günü Arafat’ta irat etmiş olduğu ilk hutbe Cübeyr b. Mut‘im, Câbir b. Abdullah ve Abdullah b. Mes‘ûd benzer biçimde sahâbîler tarafınca nakledilmiştir. Câbir b. Abdullah’ın anlatımına bakılırsa Hz. Peygamber Arafat’a ulaşınca Nemire’de kendisi için kurulan çadıra yerleşmiş, güneş batıya doğru kayınca devesiyle vadinin ortasına gelmiş ve deve üstünde ashaba hitap etmiş, Rebîa b. Ümeyye b. Halef adlı sahâbî de söylediklerini tekrarlamıştır. Süleyman b. Amr b. Ahvas, Ebû Bekre ve İbn Abbas’ın naklettiklerine bakılırsa Resûl-i Ekrem bayramın birinci günü Mina’da da halka hitap etmiştir. İbn Abbas’ın hutbeyi naklettikten sonrasında, “Allah’a vallahi billahi ki bu sözler Resûlullah’ın ümmetine vasiyetidir; burada hazır bulunanlar bulunmayanlara bildiri etsin” şeklindeki sözleri manidardır. Hadis kaynaklarındaki bazı rivayetlere bakılırsa Hz. Peygamber tekrar bayramın birinci günü şeytan taşlama yerlerine gittiğinde halka yine hitap etmiştir. Bayramın ikinci yada üçüncü günlerinde aynı mevkide irat etmiş olduğu hutbeyi Abdullah b. Ömer, tâbiînden Ebû Nadre ve Ebû Hürre er-Rekāşî amcasından naklen anlatmaktadır. İbn Ömer’in bu rivayetine bakılırsa Nasr sûresi Vedâ haccı esnasında Mina’da teşrîk günlerinin birinde nâzil olmuş, Resûlullah bunun vedalaşma anlamına geldiğini anlamış, devesine binerek Akabe’ye gelmiş, sahâbîler onun çevresinde toplanınca yine bir hutbe irat etmiştir. Bazı rivayetlerde ise hitabelerin zamanı verilmemektedir. Muhtemelen tekrar bayram günlerinde Mina’da gerçekleşen derhal derhal aynı içerikteki bir hitabeyi de Amr b. Hârice ile Ebû Ümâme el-Bâhilî nakletmiştir. Hz. Peygamber’in bu hutbelerinde söylediği sözler âdeta bir vedalaşma gibidir. Orada bulunanların şahsında tüm ümmetine mesajlar veren Resûlullah, hitabelerinin sonunda ashaba Allah’ın kendisine verdiği bildiri görevini yerine getirip getirmediğini sormuş ve “evet” yanıtını alınca, “Tebliğ ettim Allahım, tanık ol!” demiştir.

Resûl-i Ekrem’in birkaç yerde yapmış olduğu bu konuşmalarda soru-cevap tarzını kullandığı, fazla kalabalık olan cemaatten birçoğunun duyması için aynı sözleri yine yine söylediği anlaşılmaktadır. Konuşmaların sonunda tebliğini ulaştırdığını onaylatması kontakt açısından ayrı bir ehemmiyet arzetmektedir. Hutbe metinlerinde görülen farklılıkların mâna ile rivayet edilmesinden, râvi tasarruflarından yada mezhep faktöründen kaynaklandığı söylenebilir. Hz. Peygamber’in miras olarak bıraktığı şeyin rivayetlere Kur’an yada Kur’an ve Sünnet veya Kur’an ve Ehl-i beyt şeklinde yansımasıyla ilgili ihtilâf bu şekilde açıklanabilir. Ayrıca hadis usulüne bakılırsa ferd, garîb, hatta şâz kalan bazı rivayetler de söz mevzusudur.

Vedâ hutbelerinde tüm insanlara yönelik evrensel mesajlar olduğu benzer biçimde kul haklarını ilgilendiren mevzular da ele alınmıştır. Dolayısıyla Vedâ hutbesinin alternatif bir insan hakları beyannâmesi durumunda sayılması isabetli olmamakla beraber Allah’ın affetmeyeceği iki günahtan kabul edilen kul hakkına büyük ehemmiyet vermesi dikkat çekicidir. Resûlullah Vedâ hutbelerinde can ve mal dokunulmazlığı, Câhiliye âdetlerinden olan ribânın ve kan davalarının kaldırılması, suçun şahsîliği, karı-koca arasındaki haklar ve sorumluluklar, çocuğun babasından başkasına nisbet edilmemesi, müslüman kardeşliği, müslümanların birbiriyle savaşmaması, emanetlerin sahiplerine iade edilmesi benzer biçimde direkt kul hakkını ilgilendiren hususlar yanında kendisinin nihayet peygamber olması, ümmetine miras olarak Allah’ın kitabını ve sünnetini bırakması benzer biçimde esas esaslara vurgu yapmıştır. Vedâ hutbesiyle Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 1948’de yayımladığı İnsan Hakları Evrensel Beyannâmesi’ni karşılaştıran emekler yapılmıştır (bk. bibl.).

Güvenilir kaynaklardaki rivayetlerden derlenen Vedâ hutbeleri metni anne hatlarıyla şöyledir:

Hz. Peygamber Allah’a hamd ve senâdan sonrasında şu şekilde buyurdu: Ey insanoğlu! Bilmiyorum, kim bilir bugünden sonrasında burada sizinle tekrar buluşamayacağım. Allah’ın rahmeti bugün sözümü işitip onu iyice kavrayanların üstüne olsun! Benim bu sözlerimi burada bulunanlar bulunmayanlara bildirsin. Olabilir ki bildirilen kimse burada bulunandan daha iyi anlamış olur ve itaat eder. Ey insanoğlu! Biliniz ki rabbiniz birdir, atanız da birdir. Tüm insanoğlu Âdem’den gelmiş, Âdem de topraktan yaratılmıştır. Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap’a, beyazın siyaha, siyahın da beyaza hiçbir üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük sadece takvâ iledir. Biliniz ki bu şehriniz Mekke, bugününüz arefe ve bu ayınız zilhicce nasıl ne şekilde mukaddes ve dokunulmaz ise mallarınız ve canlarınız da aynı şekilde dokunulmazdır. Câhiliye devrindeki her türlü ribâ kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Fakat anne paranız sizindir. Ne haksızlık edin ne de haksızlığa uğrayın. Kaldırdığım ilk nema amcam Abbas b. Abdülmuttalib’in faizidir. Câhiliye devrinin kan davaları da kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası akrabalarımdan Rebîa b. Hâris b. Abdülmuttalib’in oğlu Âmir’in kan davasıdır.

Ey insanoğlu! Kadınların haklarına riayet etmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz hanımefendileri Allah’ın emaneti olarak aldınız. Onların namus ve iffetini Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Dikkat edin! Sizin hanımefendiler üstünde hakkınız olduğu benzer biçimde onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin onlar üstündeki hakkınız iffet ve namuslarını korumalarıdır. Kadınların sizin üzerinizdeki hakları geleneklere uygun şekilde yiyecek ve giyeceklerini sağlamanızdır. Kadınlar hususunda Allah’tan korkun ve onlara en iyi şekilde davranın. Ashabım! Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda tekrardan saltanat ve nüfuz kurma ümidini ebediyen yitirmiştir. Fakat size yasakladığım şeyler haricinde minik gördüğünüz şeylerde şeytana uyarsanız bu da onu sevindirir ve cesaret verir. Sözümü iyi kulak verin ve belleyin. Müslüman müslümanın kardeşidir. Bir müslümanın malı rızası olmadan başka bir müslümana helâl olmaz. Sakın zulmetmeyin. Herkes sadece kendi işlediği suçtan mesuldür. Baba oğlunun, oğul da babasının suçundan görevli tutulamaz. Allah her vârisin mirastan payını belirleme etmiştir. Artık bir vârisin başka mirasçıları yoksun edecek şekilde vasiyette bulunulması helâl değildir. Çocuklar babalarından başkasına nisbet edilemez. Ödünç alınan şeyler sahibine sona verilmelidir. Yararlanılmak suretiyle alınan şeyler de sahiplerine iade edilmelidir. Borçlar ödenmelidir. Birinin borcunu üstüne alan kefil de o borcu ödemelidir. Kimin yanında bir emanet var ise onu sahibine iade etsin. Rabbiniz olan Allah’tan sakının, O’na kulluk edin. Beş zaman namazınızı kılın. Ramazan ayında oruç tutun, hac ibadetini yerine getirin, mallarınızın zekâtını gönül hoşluğuyla verin. Yöneticilerinize Allah’ın kitabına uydukları sürece itaat edin ve böylece rabbinizin cennetine girin. Benden sonrasında küfre ve sapkınlığa düşüp birbirinizin boynunu vurmayın. Benden sonrasında hiçbir peygamber gelmeyecektir. Ey müminler! Size iki emanet bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldığınız takdirde tekrar asla yolunuzu şaşırmazsınız. Bunlar Allah’ın kitabı Kur’an’la peygamberinin sünnetidir (yada Ehl-i beyti). Daha sonrasında Resûlullah, “Ey insanoğlu! Yarın beni sizden soracaklar. O vakit ne diyeceksiniz?” diyince ashap, “Allah’ın risâletini bildiri ettin, görevini yaptın, bizlere nasihatte bulundun diye şahitlik ederiz” dediler. Bunun üstüne Resûlullah şehâdet parmağını semaya doğru kaldırdı, sonrasında da insanlara doğru çevirip indirerek, “Tanık ol yâ rab, tanık ol yâ rab, tanık ol yâ rab!” dedi.(Müsned, VII, 307, 330, 376; Buhârî, “Ḥac”, 132, “Meġāzî”, 78; Müslim, “Ḥac”, 147; Ebû Dâvûd, “Menâsik”, 56, 61; Tirmizî, “Tefsîrü’l-Ḳurʾân”, 10; İbn Mâce, “Menâsik”, 76, 84; Vâkıdî, III, 1103, 1110-1111; İbn Hişâm, IV, 259-261; İbn Sa‘d, II, 183-186; Câhiz, II, 31-33; Taberî, III, 150-152; ayrıyeten bk. Gökalp, s. 35-96). Vedâ hutbeleriyle ilgili çeşitli emekler yapılmıştır (bk. bibl.).


BİBLİYOGRAFYA

Müsned, IV, 186; V, 31, 72, 251, 267, 411; VII, 307, 330, 376.

Dârimî, “Muḳaddime”, 24.

Tirmizî, “Ḥac”, 57, “Tefsîrü’l-Ḳurʾân”, 9.

Nesâî, “Menâsikü’l-ḥac”, 211.

Vâkıdî, el-Meġāzî, III, 1103, 1110-1111.

İbn Hişâm, es-Sîre2, IV, 259-261.

İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt, II, 183-186.

Abd b. Humeyd, el-Münteḫab min Müsnedi ʿAbd b. Ḥumeyd (nşr. Subhî es-Sâmerrâî – Mahmûd M. Halîl es-Saîdî), Beyrut 1408/1988, s. 270-271.

Câhiz, el-Beyân ve’t-tebyîn, II, 31-33.

Taberî, Târîḫ (Ebü’l-Fazl), III, 130-152.

İbn Hazm, Ḥaccetü’l-vedâʿ (nşr. Memdûh Hakkī), Beyrut 1966.

Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr, Ḥaccetü’l-vedâʿ (nşr. Mustafa Abdülvâhid), Beyrut 1986.

Muhammed Hamîdullah, el-Ves̱âʾiḳu’s-siyâsiyye, Beyrut 1405/1985, s. 360-368.

Cihan Aktaş, Veda Hutbesi: İnsanın Temel Hakları, İstanbul 1992.

Ebü’l-Hasan en-Nedvî, Rahmet Peygamberi (trc. Abdülkerim Özaydın), İstanbul 1996, s. 366-369.

Hâşim Sâlih Mennâ‘, Ḫuṭbetü’r-Resûl fî ḥacceti’l-vedâʿ, Dübey 1416/1996.

Mehmet Şener, “Veda Hutbesinin İnsan Hakları Yönünden Özetlemek gerekirse Tahlili”, Doğuda ve Batıda İnsan Hakları (Kutlu Doğum Haftası: 1993-94), Ankara 1996, s. 125-130.

Osman Şekerci, İnsan Hakları Alanında Temel Belgeler ve İslam, İstanbul 1996.

Muhammed Zekeriyyâ el-Kandehlevî, Ḥaccetü’l-vedâʿ ve cüzʾü ʿumrâti’n-nebî ṣallallāhu ʿaleyhi ve sellem, Beyrut 1418/1997.

Vehbi Ünal, Peygamber Efendimizin Veda Hutbesi, İstanbul 1998.

Murat Gökalp, İlk Dönem Hadis ve İslam Tarihi Kaynaklarına Gore Veda Hutbesi Rivayetlerinin Tetkiki (yüksek lisans tezi, 2001), AÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Yavuz Ünal, Hz. Muhammedin Vasiyeti (Veda Hutbesi), Çorum 2006.

İbrahim Bayraktar, “İslam’ın İnsana Tanıdığı Bazı Temel Haklar ve Vedâ Hutbesi”, EAÜİFD, sy. 9 (1990), s. 245-269; sy. 10 (1991), s. 221-231.

H. Ahmet Özdemir, “Son Peygamber’in Son Mesajı Olarak Vedâ Hutbesi”, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, V/1 (2005), s. 95-112.

Müellif: Bünyamin Erul

Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi
 

Kaynak: Diyanet Haber

Haber Kaynağı – Diyanethaber

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Kurban ibadeti ne vakit emredilmiştir? 2021

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.