h Dolar 8,3213 %-0.34
h Euro 9,9116 %-0.34
h BIST100 1.403,68 %0.29
h Bitcoin 323565 %-2.98688
a İkindi Vakti 17:09
İstanbul 31°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
X

Zekatla ilgili bilinmesi gerekenler 2021

Yazı İçeriği

Zekatla ilgili bilinmesi gerekenler

Zekatla ilgili bilinmesi gerekenler

BİLGİ – Zekatla ilgili bilinmesi gerekenler. İçki, kumar benzer biçimde haramları işleyen hiç kimseye zekât ya da fitre verilebilir mi? Sivil cemiyet kuruluşlarına zekât verilebilir mi? Geçimini maaş yada ücretle sağlayanlara zekât verilebilir mi? Kayınvalide ve kayınpedere zekât verilebilir mi? Fakir kardeşe zekât verilebilir mi?

Kaynak. Diyanet İşleri Başkanlığı

Zekât nedir?

Zekât, dinen zenginlik ölçüsü kabul edilen miktarda (nisap) mala haiz olan kimselerin Allah rızası için belirli kişilere vermesi ihtiyaç duyulan belli miktarı ifade eder. Zekâtın farz olması için şartlar; malların nisaba yetişmesi yanında nâmî (üreyici/artıcı) olması, haiz olunduğu andan başlayarak üstünden bir sene geçmesi, bir senelik borcundan ve aslî ihtiyaçlardan çok olmasıdır.

Nisap, zekâtla yükümlü olmak için temel alınan zenginlik ölçüsüdür. Bu ölçü, altında 20 miskal (80.18 gr), devede 5, sığırda 30, koyun ve keçide 40 adettir.

Zekâtın kimlere verileceği Kur’an-ı Kerim’de detaylı şekilde açıklanmış (Tevbe, 9/60), nisabı da hadislerde belirtilmiştir (Buhârî, Zekât, 32, 36, 38, 43). Buna gore esas gereksinimleri haricinde nisap miktarı mala haiz olan şahıs başka şartlar da yerine gelmişse bu mallarının zekâtını vermesi gerekir (Kâsânî, Bedâî’, II, 4 vd).

Zekât ne vakit farz kılınmıştır? Zekâtın farz kılınmasındaki hikmetler nedir?

Zekât hicretin ikinci senesinde Medine’de farz kılınmıştır. Zekât, Kur’an-ı Kerim’de pek fazla âyette namaz ile beraber zikredilmiş (Bakara, 2/43, 110; Hac, 22/78; Nûr, 24/56); Hz. Peygamber (s.a.s.) de zekâtın İslam’ın esas ibadetlerinden biri bulunduğunu bildirmiştir (Buhârî, Zekât, 1).

Kur’an ve hadislerde namaz ile zekâtın ardı ardına zikredilmesi, toplumların ruhî olgunluğa ulaşmasında bu iki ibadetin rolünü göstermesi bakımından nihayet aşama önemlidir. Kur’an-ı Kerim, iyiliğe erişmenin ve muttakî bir mümin olabilmenin en mühim şartlarından birinin zekât vermek bulunduğunu ifade eder (Bakara, 2/177). Aynı zamanda zekât kurtuluşa eren müminlerin vasıflarından biridir (Mü’minûn, 23/1, 4). Tüm bunlara ilaveten zekât vermek, Allah’ın rahmetini celbeden hususlardandır (A’râf, 7/156). Özetlemek gerekirse zekât, malı temizleyen ve içsel arınmaya vesile olan bir ibadettir (Tevbe, 9/103). Âyet ve hadislerde çoğunlukla emredilen zekâtı vermemek müşriklerin vasfı olarak görülmüş ve Kur’an’da bu vaziyet yerilmiştir (Fussilet, 41/6-7).

Zekâtın topluma dönük pek fazla yararı da vardır. Mesela zekât, maddi gücü olmayanların ihtiyaçlarının giderilmesine katkı sağlar, varlıklı ile fukara arasındaki uçurumu azaltır; aralarında sevgi ve yakınlık doğmasına vesile olur. Bu yönüyle zekât toplumsal kenetlenmeyi artırır. Ayrıca toplumları bencillik ve kin benzer biçimde etik hastalıklardan arındırır. Zekâtın verileceği yerlerin toplumun her katmanındaki insanları kapsaması toplumsal dayanışmanın da garantisidir.

Zekât kimlere farzdır? Geçerli olmasının şartları nedir?

Zekât ibadeti ile ilgili şartlar, zekâtın bir hiç kimseye farz olmasının ve verilen zekâtın geçerli olmasının şartları şeklinde iki ayrı başlık altında ele alınır.

Bir hiç kimseye zekâtın farz olması için o kimsenin müslüman, us sağlığı yerinde, erişkinlik çağına gelmiş ve özgür olması (Kâsânî, Bedâî’, II, 4-5) bir senelik borcundan ve aslî gereksinimlerinden çok hakikaten ya da hükmen artıcı, şu demek oluyor ki kazanç sağlayıcı özellikte “nisap miktarı” mala haiz olması gerekir. Artıcı olmaktan kastedilen, malın sahibine gelir, kâr, yarar temin etmesi ya da kendiliğinden çoğalma ve artma özelliğine haiz bulunmasıdır.

Zekâtın farz olması için ayrıyeten nisap miktarı mal ya da servete haiz olduktan sonrasında üstünden bir kameri senenin geçmesi ve sene sonunda da nisap miktarını koruması gerekir (Kâsânî, Bedâî’, II, 13 vd.; İbn Kudâme, el-Muğnî, IV, 73-74). Sene içindeki artış ve düşüşlere saygınlık edilmez. Zekât bu süre dolmadan evvel de verilebilir. (Kâsânî, Bedâî’, II, 15).

Zekâtın geçerli olmasının şartlarına ulaşınca, ilk olarak “niyet” şarttır. Zekât bir yakarma olduğundan niyetsiz yerine getirilemez (Kâsânî, Bedâî’, II, 40; İbn Kudâme, el-Muğnî, IV, 88). Ayrıca fakire verilmesi ve teslimi demek olan “temlik” de şarttır (Kâsânî, Bedâî’, II, 39). Yemek hazırlayıp yedirmek benzer biçimde ibâha denilen yollarla fakire zekât verilmiş olmaz.

Zekât hesaplanırken hangi borçlar düşülür?

Zekât vermekle yükümlü olan şahıs, elindeki zekâta tâbi olan malından kul haklarına müteallik borçlarını düşer. Hanefî mezhebinin umumi görüşüne gore ödeme günü gelmiş yada gelmemiş olan borçlar bu mevzuda aynı hükme tâbidir. Ancak Hanefîlerden bir kısım âlimlerin görüşüne gore, yalnız vadesi gelmiş olarak birikmiş ve alacaklısı tarafınca talep edilen borçlar düşülür; hemen hemen ödeme günü gelmemiş olan borçlar düşülmez. Zira bu tür veresiye borçlar çoğu zaman alacaklıları tarafınca istenmez; ödeme günü gelmiş olan borçlar istenir (Kâsânî, Bedâî’, II, 6).

Şâfiî mezhebinin ünlü olan görüşüne gore ise hiçbir borç, zekâta tâbi olan malların hiçbirisinden düşülmez, dolayısıyla borçluluk hâli zekât vermeye engel değildir (Nevevî, el-Mecmû’, V, 344).

Günümüzde ödeme planı uzun bir takvime bağlanmış olan ve ileriki yıllarda tertipli olarak ödenecek olan halk, TOKİ, birleşke, kredi türü borçlar, bütünüyle zekât malından düşülmemelidir. Zira bu ödeme takvimleri 10-20 senelik fazla uzun vadeleri kapsamakta ve insanoğlu bu borçları derhal o yılda ödeme durumuyla karşı karşıya kalmamaktadırlar.

Bu bakımdan ilgili kişinin elinde bulunan zekâta doğal olarak mallardan, yalnız “o zekât yılına ilişkin olan birikmiş borçlar, vadesi o sene içinde dolmuş yada dolacak olan ve dolayısıyla o zekât senesi içinde derhal ödenmesi ihtiyaç duyulan borçlar” düşülmelidir. Zira zekât, senelik bir ibadettir.

İhtiyaç için kullanılan araç-gereç ve malzemelere zekât düşer mi?

Sanat ve mesleğin icrası için lüzumlu olan araç-gereç, makine ve malzemeler, aslî gereksinimler kapsamında yer alır. Dolayısıyla bunların zekâtının verilmesi gerekmez. Ancak, ilgili kişinin kendi mesleğinin icrası için değil de, tecim için üretilen yada alınıp satılan araç-gereç, araç-gereç ve makinelerin zekâtının verilmesi gerekir (Zeylaî, Tebyîn, I, 253; el-Fetâva’l-Hindiyye, I, 190).

Babası ile beraber oturan kimse zekât ile yükümlü midir?

İslam’da mülkiyetin şahsiliği esastır. Buna gore bir kimse babasıyla beraber oturuyor olsa bile zekâta tâbi nisap miktarı mala haiz ise zekât ile mükelleftir. Ancak babası ile mallarını ayırmamışlar da ortak kazanıp ortak harcıyorlarsa, bu takdirde ellerindeki birikim üstünde tutum yetkisine haiz olan şahıs zekâtla yükümlü olur.

Büluğ çağına ermemiş varlıklı evlatların malından zekât vermek gerekir mi?

Bir kimsenin zekâtla yükümlü olması için âkil ve bâliğ olması gerekir (Kâsânî, Bedâî’, II, 9 vd.). Bu bakımdan Hanefîlere gore varlıklı de olsa büluğ çağına girmemiş evlatların mallarından zekât vermek gerekmez. Ancak, küçüklere ilişkin ziraat arazilerinden elde edilmiş ziraat ürünlerinin öşrü şu demek oluyor ki zekâtının verilmesi gerekir (Serahsî, el-Mebsût, III, 50; İbn Nüceym, el-Bahr, II, 255).
Şâfiî mezhebine gore zekât vermek için us ve büluğ koşul değildir. Çocuk ve aklî yeterliliği olmayan (mecnun) kimsenin de zekât vermesi gerekir (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, I, 602).

Bir öğrencinin burs olarak almış olduğu para nisap miktarına ulaşırsa zekât vermesi gerekir mi?

Bir senelik borcu ve esas gereksinimleri haricinde 80.18 gr. yada daha çok altına yada bu değerde para yada tecim malına haiz olan bir kimse, buna mâlik olduğu günden başlayarak üstünden bir sene geçtiğinde, zekât vermekle yükümlü olur (Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 330). Zekâta mevzu olan paranın alınan yardımlardan ve burs paralarından oluşması durumu değiştirmez.

Kira gelirleri zekâta tâbi midir?

Bir senelik borcu ve aslî gereksinimleri haricinde 80.18 gr. altını yada bu miktar değerinde malı ya da parası olan kimseler, dinen varlıklı sayılır. Kira gelirlerinin zekâta tâbi başka mal ve gelirlerle beraber, esas gereksinimler ve borçlar çıktıktan sonrasında nisap miktarına (80.18 gr. altın yada kıymeti) yetişmesi ve üstünden bir sene geçmesi hâlinde kırkta bir ( % 2,5) oranında zekâtının verilmesi gerekir (Merğînânî, el-Hidâye, II, 165, 190-191).

Ticaret yada yatırım amaçlı alınan taşınmaz mallar için zekât vermek gerekir mi?

Ticaret maksadıyla elde bulundurulan taşınmaz mallar zekâta tâbidir. Kişilerin ticarî amaçlı olarak alıp sattıkları taşınmaz mallar da bu kapsamda yer alır. Buna gore, ofis ve konut benzer biçimde kullanım amaçlı olmayıp alıp satmak amacı ile kişilerin ellerinde bulundurdukları taşınmazların, bir senelik borçları çıktıktan sonrasında değerleri nisap miktarına ulaşmış ve üstünden bir sene geçmiş ise kırkta bir (% 2,5) oranında zekâtının verilmesi gerekir (Kâsânî, Bedâî’, II, 20).

Ticaret yada yatırım amaçlı şu demek oluyor ki ondan sonra değerlenince satmak suretiyle alınmış olan taşınmazların zekâtları her sene piyasa değerleri üstünden verilir. Ev, dükkân, tarla yada bağ-bahçe yapma niyetiyle satın alınan arsalar ise zekâta tâbi değildir.

Ticaret malının zekâtı nasıl ne şekilde hesaplanır?

Kâr amacıyla alınıp satılan mallara “tecim malları” denir. 80.18 gr. altın değerinde tecim malına haiz olan ilgili kişinin, nisab miktarı mala haiz olmasının üstünden bir sene geçmesi hâlinde, kırkta bir (% 2,5) oranında zekâtını vermesi gerekir.

Zekât, başka şartlar yanında, hakikaten yada hükmen elde var bulunup üstünden bir sene geçen maldan verilir. İleride sağlanması olası artışlar zekâtın hesaplanmasında dikkate alınmaz. Ticaret malları için de aynı ilke geçerlidir. Bu itibarla, tecim malının zekâtı verilirken, satılmış olduğu takdirde elde edilecek kâr dikkate alınmadan sanki malın aynından (bizzat kendisinden) zekât veriyormuş benzer biçimde zekâtın verileceği tarihteki maliyet kıymeti temel alınır.

Ticaret malının zekâtı kendi cinsinden ödenebilir mi?

Ticaret mallarının zekâtı, malın kıymeti üstünden hesaplanıp parayla verilebileceği benzer biçimde, malın kendi cinsinden de verilebilir.

Kâğıt paraların/banknotların zekâtı verilir mi?

Günümüzde mübadele aracı olarak kullanılan para, kâğıt paradır. Para, eşyanın bedeli olarak kullanılmakta, alım satım onunla yapılmakta, işçi ücretleri, memur (işgören) maaşları vs. onunla verilmekte ve zenginlik ölçüsü kabul edilmektedir. Dolayısıyla kâğıt para, altın ve gümüşün mübadele vasıtası olarak yapmış olduğugörevi yüklenmiştir. Bu itibarla, altın ve gümüşün zekâtının verilmesi gerektiği benzer biçimde kâğıt paranın da zekâtı verilmelidir (Cezîrî, el-Mezâhibü’l-erbe‘a, I, 546; Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, II, 772).

Altın ticareti meydana getiren bir kimse zekâtını nasıl ne şekilde verir?

Altın ticareti meydana getiren bir kimse zekâtını haiz olduğu altın ve elde etmiş olduğu gelirin toplamı üstünden verir. Farklı ayarlarda altın var ise, her ayarın zekâtı kendisinden yada değerinden verilir. Ancak nisap hesaplanırken ayar farklılığına bakılmaksızın eldeki altınların hepsi beraber tartılır (Kâsânî, Bedâî’, II, 20).

Zekâtı ödenecek altın miktarını belirlerken, geçen yıl zekât verilen tarih temel alınır. Söz gelimi, geçen yıl 1 Ramazan’da zekât verilmişse, bu yıl 1 Ramazan’da elde var altın temel alınarak zekât verilir. Sene içindeki artışlar ve eksilmeler dikkate alınmaz.
Ticaret için olan zinetlerin zekâtı, sırf maden değerleri üstünden değil, işçilik, kullanılan kıymetli taşlar vb. şeylerin kazandırdığı ek değerler dikkate alınarak maliyetleri üstünden verilir.

Farklı ayarda altını bulunan kimse zekâtını nasıl ne şekilde hesaplar?

Zekât nisabının oluşması açısından altındaki ayar farkı mühim değildir. Şundan dolayı hangi ayarda olursa olsun, netice itibariyle altın hükmündedir. Buna gore değişik ayarda da olsa haiz olunan tüm altın çeşitlerinin toplam ağırlıkları 80.18 grama ulaştığında, başka şartları da taşıması hâlinde zekâta tâbidir. Ancak bu durumda değişik ayarlardaki altınların zekâtı, ayrı ayrı değerleri üstünden hesaplanarak kırkta bir (% 2,5) oranında verilir (Kâsânî, Bedâî’, II, 20).

Kadınların, ziynet eşyasından zekât vermeleri gerekir mi?

Altın ve gümüşten yapılmış ziynet eşyaları, zekât için lüzumlu başka şartları da taşımış olduğu takdirde Hanefîlere gore zekâta tâbidir. Bu itibarla altından yapılmış ziynet eşyaları, 80.18 gr. yada daha çok olup üstünden de bir sene geçmiş ise kırkta biri oranında zekâtları verilir. Altın ve gümüş dışındaki maden ve taşlardan mamul ziynet eşyası ise zekâta tâbi değildir (İbn Nüceym, el-Bahr, II, 243).

Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî datanlerine gore ise, kadının düzgüsel olarak takıp kullandığı ziynet (takı) eşyası, aslî ihtiyacı sayıldığından bunlardan zekât gerekmez (Nevevî, el-Mecmû’, VI, 46; İbn Kudâme, el-Muğnî, IV, 220).

Hayvanların zekâtı, para olarak da verilebilir mi?

Hayvanların zekâtı, kendi cinsinden verilebileceği benzer biçimde, değerleri üstünden para olarak da verilebilir. (Bkz. Kâsânî, Bedâî’, II, 41). Ancak fakirin yararına olanı tercih etmek daha uygundur.

Emlakçı, kendi mülkiyetindeki gayrı menkullerin zekâtını vermekle yükümlü müdür?

Emlakçıların ticarî amaçla alıp sattıkları gayrı menkuller zekâta tabidir. Buna gore, emlakçıların alıp satmak amacı ile mülkiyetlerinde bulundurdukları gayrı menkuller, bunlardan meydana gelen borçlar düşüldükten sonrasında kıymeti nisap miktarına ulaşmış ve üstünden bir sene geçmiş ise kırkta bir (%2,5) oranında zekâta tabidir (Kâsânî, Bedâî’, II, 20). Her bir gayrı taşınır üstünden ayrı ayrı bir sene geçmiş olması koşul değildir. Dolayısıyla zekât vermekle yükümlü olduktan sonrasında mülkiyete geçen emlakın, başka mal ve emlak ile beraber hesaplanarak zekâtı verilir. Bu kapsama giren gayrı menkullerin zekâtları verilirken o sıradaki piyasa kıymeti temel alınır.

Üretim araçları için zekât vermek gerekir mi?

Üretim araçları zekâta doğal olarak değildir. Bunlarla elde edilmiş mahsul yada gelirlerin tek başına ya da başka birikimlerle beraber nisap miktarına ulaşır ve üstünden bir sene geçerse kırkta bir (% 2,5) oranında zekâtları verilir.

Hisse senetleri için zekât vermek gerekir mi?

Bir firmanın pay senetlerini, satın alan şahıs, bu firmanın yapı, makine ve demirbaşlarına hissesi oranında ortak olmuş olur. Bu durumda pay sahibi, firmanın elde edeceği kâr ya da uğrayacağı zarara ortaktır. Firmanın kâr etmesi durumunda pay sahibine isabet eden kâr oranı, tek başına ya da başka birikimlerle beraber nisap miktarına ulaşır ve üstünden bir sene geçerse % 2,5 oranında zekâta tâbi olur.

Söz mevzusu hisselere, elde tutulup kâr payından yararlanmak amacı ile değil de, alınıp satılmak amacıyla haiz olunursa, bu hisseler tecim malı olarak değerlendirilir. Zekâta doğal olarak başka mallarla beraber nisap miktarına ulaşırlarsa piyasa değerleri üstünden ve % 2,5 oranında zekâtları verilir. (Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, II, 774, 799).

Şirket ortakları nasıl ne şekilde zekât verirler?

Firmalar, hükmî kişi durumunda olduklarından, şirketlerin kendisi değil de, ortaklardan her birinin hissesi, tek başına yada var ise başka mallarıyla beraber nisap miktarına ulaşırsa zekâta tâbi olur. Buna gore, aslî gereksinimlerinden çok, nisap miktarı (80.18 gr. altın yada kıymeti) mala haiz olan kimsenin, bu malın üstünden bir sene geçmesi hâlinde zekâtını vermesi gerekir.

Sanayi sektöründe etkinlik gösteren şirketlerin; duran varlıkları (üretim aletleri, makine vb.) zekâttan muaftır. Bir senelik borçlar, araç-gereç, işçilik, üretim, pazarlama, yönetim, finansman vb. giderlerin maliyet hesapları yapılıp çıkarıldıktan sonrasında dönen varlıklar (yarı mamül ve üretilmiş mallar, hammaddeler, para para, çek vs.) net kâr ile beraber kırkta bir (% 2,5) oranında zekâta tâbidir (Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, II, 864-865).

Dolayısıyla bu şekilde bir firmanın ortağı olan ilgili kişinin, firmanın ofis, alet vb. duran varlıkları dışındaki dönen varlığından kendi hissesine düşen miktarın nisaba yetişmesi ve üstünden bir sene geçmesi hâlinde zekâtını vermesi gerekir. Ticaret alanında çalışan şirketlerde de vaziyet aynıdır.

Hisse sahiplerinin, zekâtın verilmesini şirket yönetimine bırakması hâlinde, yönetim, pay sahiplerine vekâleten onların payının zekâtını verebilir. Bu durumda, gerçek şahıslar mallarının zekâtını nasıl ne şekilde hesaplayıp veriyorlarsa, şirket yönetimi de o şekilde verir. Şirket, hisselerin zekâtını vermemişse, hissedarların kendi hisselerinin zekâtını vermeleri gerekir (Mecma’u’l-Fıkh, Karârât ve Tevsıyât, 6-11 Şubat 1988 tarihindeki karar, s. 143-145).

Kamerî sene esasına gore senede bir envanter/bilanço çıkarılır. Dönen varlıklar, nakitler, çekler ve alacaklar kıymet olarak toplanır. Varsa borçlar çıkarıldıktan sonrasında geride kalan bütün meblağın % 2,5’u zekât olarak verilir.

Toprak ürünlerinin zekâtı nasıl ne şekilde verilir?

İmam Ebû Hanîfe’ye gore azca yada fazla tüm toprak ürünleri zekâta tâbidir (Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 372). İmam Mâlik ve İmam Şâfiî’ye gore bir yıl saklanabilen ve besin amaçlı tüketilen toprak ürünleri zekâta tâbidir (İbn Cüzey, el-Kavânîn, 208; Şîrâzî, el-Mühezzeb, I, 288).

Ahmed b. Hanbel’e gore, ölçülebilen, tartılabilen ve kurutulabilen dayanıklı besin maddeleri ile pamuk ve keten benzer biçimde topraktan elde edilmiş ürünler zekâta tâbidir (İbn Kudâme, el-Muğnî, IV, 155-160).

Günümüz âlimlerinin çoğunluğuna gore buğday, arpa, mısır, pirinç benzer biçimde saklanabilir tarımsal ürünlerden, üretim için meydana getirilen gübre, ilaç vb. fazladan harcamalar çıkarıldıktan sonrasında, geriye kalan mahsul, nisap miktarına (beş vesk / ürününe gore 653-1000 kilo. arası, örneğin buğdayda 653 kilo.) ulaşırsa zekâta doğal olarak olur.

Bunların dışındaki ürünler ise yukarıdaki maddelerden beş veskının kıymeti en düşük olanının kıymetine ulaşmış olduğu vakit (Şeybânî, el-Câmi‘u’s-sağîr, s. 130-131) öşür verilir. Bu görüş, nassların ruhuna uygunluğu ve yoksulların lehine olması sebebiyle daha uygun görülmektedir.

Çay ve pancar benzer biçimde ürünlerden zekât vermek gerekir mi?

Tercih edilen görüşe gore her türlü toprak mahsulleri ile meyveler için zekât/öşür vermek gerekir. (Kâsânî, Bedâî’,II, 53). Dolayısıyla çay ve pancar da zekâta tâbidir.

Öşrü verilen ürün elden çıkarılmayıp muhafaza edilirse ve üstünden bir yıl geçerse, bu mahsule tekrardan zekât ve öşür gerekir mi?

Öşrü verilen ziraat ürünleri, üreticisi tarafınca paraya dönüştürülmedikçe mahsul olarak ambarda ne kadar kalırsa kalsın tekrardan öşre doğal olarak olmaz. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 186-187, 228).

Ancak öşrü verilen bir mahsul satılır ve paraya dönüştürülürse bu para para türü başka zekât malları ile beraber değerlendirilir.

Vergi, zekât yerine geçer mi?

Vergi bir vatandaşlık görevidir; zekât ise dinî bir yükümlülüktür. Ayrıca zekât ile vergi; mükellefiyet, esas amaç, nispet, miktar ve harcanacağı bölgeler (Tevbe, 9/60) bakımından birbirinden farklıdır. Bu itibarla, devlete ödenen vergiler zekât yerine geçmez. Zekâtın ayrıyeten verilmesi gerekir (Karadâvî, Fıkhu’z-zekât, II, 1118; İslam Ticaret Hukukunun Günümüzdeki Meseleleri, (Sonuç Bildirileri) s. 996).

Gayrimeşru yolla sağlanan kazançtan zekât vermek gerekir mi?

Gayrimeşru yolla sağlanan kazancın sahibi belli ise, bu kazancın sahibine iade edilmesi; belli değil ise, karşılığında sevap beklemeksizin yoksullara yada hayır kurumlarına verilerek elden çıkarılması gerekir (Serahsî, el-Mebsût, XII, 172). Bu itibarla, gayrimeşru yolla elde edilmiş kazancın tamamı ya sahibine iade edilerek yada hayır yolunda harcanarak elden çıkarılacağından, zekâtının verilmesi söz mevzusu değildir.

Alacağın zekâtını vermek gerekir mi?

Zekâta tâbi olup olmama bakımından alacaklar üç kısımdır:

a) Kuvvetli Alacak: Bunlar, borç olarak verilen paralar ile tecim mallarının bedeli olan alacaklardır. Bu alacaklar, borçlular tarafınca ikrar edilirse yada borcu ispata yarayan kati kanıt var ise, alacaklı tarafınca her sene zekâtlarının ödenmesi gerekir. Önceki yıllara ilişkin zekâtı verilmemiş ise, alacak eğitim edildikten sonrasında, geçmiş yıllara ilişkin zekâtları ödenir.

b) Orta Alacak: Satım için olmayan bir malın gelirinden meydana gelen alacaktır. Ev kirası alacağı benzer biçimde. Bu alacakta da geçmiş senelerin zekât borcu gerçekleşir. Ancak zekât borcunun ödenme mecburiyeti için alacaklının minimum nisap miktarı kadar eğitim etmesi gerekir.

c) Zayıf Alacak: Vasiyet, mehir ve rejim benzer biçimde mal bedeli olmayan alacaklardır. Şundan dolayı bu tür alacaklar mal değişiminde oluşmuş bir borç değildir. Bu nevi alacakların geçmiş yıllara ilişkin zekâtları gerekmez. Tahsil edilip üzerlerinden bir sene geçince zekâtları verilir (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 238, 239; Mehmed Zihni, Ni‘met-i İslam, s. 739, 740).

İnkâr edilen yada sona alınma ihtimali olmayan alacaklar için, alacaklının her sene zekât vermesi gerekmez. Şâyet bu tür umut kesilmiş bir alacak ondan sonra ödenirse, eğitim edilip üstünden sene geçtikten sonrasında yalnız o senenin zekâtı verilir; geçmiş seneler için zekât gerekmez (Merğînânî, el-Hidâye, II, 166-167).

Vadeli alacağa dair bir çek yada senet zekât olarak verilebilir mi?

Zekât, besin ve giyim eşyaları benzer biçimde mallardan aynî olarak verilebileceği benzer biçimde para, döviz, altından da nakdî olarak verilebilir. Çek yada senet, bir malın, bir paranın kime ilişkin bulunduğunu belirten, iki yada daha çok şahıs içinde tanzim edilmiş bir belgedir. Dolayısıyla üstünde yazılı miktardaki malı yada parayı temsil etmektedir. Bu nedenle, zekât mükellefi olan bir varlıklı, vadesinde ödeneceğini kati olarak bilmiş olduğu senedi, zekâtına mahsuben fakire ciro edebilir. Ancak mesuliyet para eğitim edilmiş olduğu vakit düşer. Senet ödenmediği takdirde zekâtın yine verilmesi gerekir (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 227-233).

Zekât vermenin belirli bir zamanı var mıdır?

Zekât vermenin belli bir zamanı yoktur. Oruç ve hac ibadetlerinde olduğu benzer biçimde nisap miktarı malın üstünden yıl geçmiş olması mevzusunda da kamerî ay hesabı uygulanır. Farz olduğu andan başlayarak verilmesi gerekir. Bunun için belli bir kamerî ayı yada Ramazan’ı beklemeye gerek kalmamıştır. Zekât vermekle yükümlü olanların, yükümlü oldukları andan başlayarak en yakın zamanda zekâtlarını vermeleri gerekir. Şundan dolayı zekât bir kulluk borcudur, borç da bir an evvel ödenmelidir (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 175, 191-192, 223).

Zekât, vekâlet, havale, EFT vb. yollarla ödenebilir mi?

Kişi zekâtını, bizzat kendisi elden verebileceği benzer biçimde, başkasına vekâlet vermek yada havale kanalıyla da verebilir. Burada mühim olan, zekâtın, zekât alacak kişiye ulaşmasıdır (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 187, 189).

Zekât taksitle ödenebilir mi?

Zekâtta aslolan olan, ilgili kişinin üstüne terettüp eden zekâtı bir an evvel ödemesidir. Ancak peşin ödeme imkânı bulunmayan durumlarda bir sene içinde taksitle de ödenebilir. (Bkz. İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 191-192).

Zekât, vaktinden evvel verilebilir mi?

Oruç ve hac ibadetlerinde olduğu benzer biçimde zekât mevzusunda da kamerî ay hesabı uygulanır. Zekâtın farz olması için nisap miktarı malın üstünden bir kamerî senenin geçmesi gerekir. Buna karşın mal sahibi dilerse nisaba ulaşmış olan malın zekâtını yıl dolmadan evvel de verebilir (Kâsânî, Bedâî’, II, 15; İbnü’l-Hümâm, Feth, I, 179).

Önceki yıllara ilişkin zekâtını vermeyen bir kimse ondan sonra zekât borçlarını nasıl ne şekilde öder?

Zekât vermekle yükümlü olduğu hâlde önceki yıllarda zekâtını vermemiş olan kimse, elinde malı var ise zekâtını vermediği geçmiş yılların zekâtını da verir. Mesela iki sene zekât vermeyen bir şahıs, ilk senenin zekâtını verdikten sonrasında ikinci yıl için kalan paranın % 2,5’unu zekât olarak verir (Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 329-333, 391).

Zekât yükümlüsü bir kimse, zekâtını vermeden fukara düşse ve vefat etse, zekât sorumluluğu düşer mi?

Zamanında zekâtını vermeyen bir şahıs, ondan sonra fukara düşer ve zekât borcunu ödemeden ölürse zekât sorumluluğundan kurtulamaz. Bu durumdaki şahıs mirasçılarına, zekât borcunu ödemeleri hususunda vasiyette bulunmalıdır. Eğer vasiyet etmeden ölürse günahkâr olur. Geride kalan varisleri onun adına zekâtı verirlerse bu borçtan kurtulacağı umut edilir.

Bir malda zekât borcu doğduktan sonrasında mal çalınma, kaybolma, gasp benzer biçimde istem dışı bir yolla telef olsa; yükümlü ödeme gücüne haiz olsun yada olmasın, Hanefîlere gore o malın zekât sorumluluğu ortadan kalkar. Mal bulunmayınca, zekât da gerekmez. Diğer fakihlere gore ise zekât sorumluluğu devam eder. Mükellefin onu ödemesi gerekir. Ancak bağış yada satış kanalıyla elden çıkartılmış olan malın zekâtının verilmesi gerektiği ittifakla kabul edilmiştir (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 176, 183; Bilmen, İlmihal, s. 321-322).

Zekât kimlere verilir?

Zekâtın verileceği kimseler Kur’an-ı Kerim’de belirtilmiştir. Bunlar; fakirler, miskinler, zekât toplamakla görevlendirilen memurlar, müellefe-i kulûb isminde olan kalpleri İslam’a ısındırılmak istenen kimseler, esaretten kurtulacaklar, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış olanlardır (Tevbe, 9/60).

Fakir ve miskin, esas gereksinimleri haricinde herhangi bir maldan nisab miktarına haiz olmayan kimsedir. Ancak esas gereksinimleri haricinde, ister artıcı (nâmî) vasıfta olsun ister olmasın, herhangi bir maldan nisap miktarına haiz olan kimse fukara yada miskin kapsamında olmadığından ona zekât verilmez (İbnü’l-Hümâm, Feth, II, 266).

Borçlu, kul hakkı olarak borcu olan ve borcunu ödeyeceği maldan başka nisab miktarı malı bulunmayan kimsedir (İbnü’l-Hümâm, Feth, II, 268).

Yolda kalmış kimse, devamlı yaşamış olduğu yerde malı bulunsa bile, çıkmış olduğu yolculukta parasız kalıp parasına erişme imkânı bulamayan, başka bir deyişle, parasızlıktan yolda kalmış ve memleketine dönemeyen kimsedir. Bu hiç kimseye, malının bulunmuş olduğu yere dönmesine ve dönünceye kadarki gereksinimlerini gidermesine kafi gelecek kadar zekât verilebilir (Kâsânî, Bedâî’, II, 43-46). Günümüzde yolcu olan şahıs istediği vakit memleketindeki parayı banka kartı yada başka bir yöntemle alma imkânına sahipse ona zekât verilmez.
“Allah yolunda” anlamına gelen “fî sebîlillah” ifadesi ise, kendisini Allah yoluna ve İslam’a adamış hac yolcuları, askerler ve bilim için yola çıkan gerçek kişiler olarak yorumlanmıştır.

Zekât kimlere verilmez?

Hanefilere gore aşağıda sayılanlara zekât ve fitre verilmez:
a) Ana, baba, büyük anne ve büyük babalara,
b) Oğul, oğlun evlatları, kız, kızın evlatları ve bunlardan doğan küçüklere,
c) Eşine,
d) Müslüman olmayanlara,
e) Zengine şu demek oluyor ki aslî gereksinimleri haricinde nisap miktarı mala haiz olan kişiye,
f) Babası varlıklı olan ergen olmamış çocuğa (Merğinânî, el-Hidâye, II, 223-228).

Sütanne ve sütbabaya zekât verilir mi?

Usûl ve furûa şu demek oluyor ki anne, baba, dede ve ninelerle, çocuk ve torunlara zekât verilmez (Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 381). Şundan dolayı şahıs bakmakla yükümlü olduğu bu kimselere zekât verecek olsa verdiği zekât dolaylı yoldan kendisine dönmüş olacaktır. Oysa zekât veren, verdiği zekâttan hiçbir maddî çıkar sağlamamalı ve ondan yararlanmamalıdır. Ayrıca bu durumda, zekât olarak verilen malın gereksinim sahibinin mülkiyetine geçirilmiş olması şartı da ihlal edilmiş olur. Sütanne ve sütbaba ise ilgili kişinin bakmakla yükümlü olduğu kimselerden olmadığı için onlara zekât verilebilir.

Fakir kardeşe zekât verilebilir mi?

Fakir olan kardeşe zekât verilebilir. Kardeş evladı, amca, dayı, hala ve bunların evlatları da böyledir (Merğînânî, el-Hidâye, II, 224; İbnü’l-Hümâm, Feth, II, 275; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 172, 293). Hatta zekât verirken fakir akrabalara öncelik verilmesi daha sevaptır. Şundan dolayı bunda hem zekât borcunu ödeme, hem de sıla-i rahim vardır. Hz. Peygamber (s.a.s.), “Sadakasını hısımına veren için iki ecir vardır: Hısımlık ecri ve sadaka ecri.” (Buhârî, Zekât, 44; İbn Mâce, Zekât, 24) buyurarak bunu teşvik etmiştir.

Üvey anne, üvey baba ve üvey küçüklere zekât verilebilir mi?

Üvey anne, üvey baba ve üvey küçüklere, fukara olmaları hâlinde zekât verilebilir. Şundan dolayı bunlarla zekâtı veren şahıs içinde usûl ve fürû ilişkisi olmadığı benzer biçimde, zekât veren kişi düzgüsel durumlarda bunlara bakmakla yükümlü de değildir. (İbnü’l-Hümâm, Feth, II, 275; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 172, 293).

Damat ve geline zekât verilebilir mi?

Fakir olan damada ve geline zekât verilebilir. Şundan dolayı bunlarla zekâtı veren şahıs içinde usûl ve fürû ilişkisi olmadığı benzer biçimde, zekât veren kişi bunlara bakmakla yükümlü de değildir (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 172, 293).

Kayınvalide ve kayınpedere zekât verilebilir mi?

Fakir olan kayınvalide ve kayınpedere zekât verilebilir. Şundan dolayı bunlarla zekâtı veren şahıs içinde usûl ve fürû ilişkisi olmadığı benzer biçimde, zekât veren kişi bunlara bakmakla yükümlü de değildir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 172, 293).

Evlat edinilen (bakımı üstlenilen) çocuğa zekât verilebilir mi?

Dinimizde kimsesiz evlatların bakım ve gözetilmesi tavsiye edilmiş olmakla beraber hukukî bazı sonuçlar doğuracak şekilde bir evlatlık müessesesi kabul edilmemiştir (Ahzab, 33/4-5). Buna gore “evlat edinme”, evlat edinenle evlatlık içinde usûl-fürû ilişkisi meydana getirmez. Bu sebeple şahıs, bakımını gönüllü olarak üstlendiği ve kendi soyundan olmayan bir çocuğa, fukara olması kaydıyla, zekât verebilir.

Geçimini maaş yada ücretle sağlayanlara zekât verilebilir mi?

İslam’da zekât ve fitrenin kimlere verilip verilemeyeceği, kişilerin iş gruplarına bakılmaksızın belirlenmiştir. Bu itibarla, belirli bir geliri bulunmuş olduğu hâlde, bu geliriyle asgari esas gereksinimlerini karşılayamayan yada esas gereksinimlerini karşıladıktan sonrasında elinde 80.18 gram altın yada bu değerde bir mal bulunmayan kişilere zekât verilebilir. Bu kişilerin ücretli memur (işgören), esnaf yada işi olmayan olması ayrım etmez. Ancak bu kadar malı olmasa bile kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin esas gereksinimlerini karşılayabilecek durumda olanlara zekât verilemeyeceği görüşünde olan âlimler bulunduğundan (Râfiî, el-Azîz, VII, 377), zekât verirken daha fakir olanlara öncelik verilmesi uygun olur.

Zekât âyetinde geçen “fî sebîlillah”ın kapsamına okullar, Kur’an kursları, camiler ve benzeri hayır kurumları girer mi?

Zekâtın sarf bölgeleri, Kur’an-ı Kerim’de (Tevbe, 9/60) belirlenmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.) de toplanan zekâttan kendisine pay verilmesini isteyen bir zata hitaben, “Ulu Allah, zekât (taksimi) hususunda ne bir peygamberin ne de başkasının hükmüne razı olmadı, onunla ilgili hükmü kendisi verdi ve onu sekiz sınıfa bölme etti. Eğer o sınıflardan isen sana hakkını veririm.” (Ebû Dâvûd, Zekât, 24) buyurmuştur.

Bu itibarla, belirli şartları taşıyan müslümanların yükümlü oldukları zekât ve fıtır sadakasının, Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hak tarafınca belirlenen bölgeler haricinde herhangi bir yere verilmesi yada cami, köprü, yol, okul, vatan, suyolu vb. hayır işlerine sarf edilmesi fakihlerin çoğunluğunca caiz görülmemiştir. Zira zekât ve fıtır sadakasının sahih olmasının şartlarından biri de temliktir. Temlik, eşya üstündeki iyelik hakkını yada malî bir hakkı başkasına devretmeyi ifade eder.

Bu sebeple bilhassa müslüman fakirin ve gereksinim sahibinin hakkı olan ve sadece temlik etmekle yükümlünün zimmetinden düşen zekât ve fıtır sadakasının, tüzel kişilere, hayır kuruluşlarına verilmesi caiz görülmemiştir (el-Fetâva’l-Hindiyye, I, 207). İlgili âyetteki “Allah yolunda” anlamına gelen “fî sebîlillah” ifadesi, kendisini Allah yoluna ve İslam’a adamış hac yolcuları, askerler ve bilim için yola çıkan gerçek kişiler olarak yorumlanmıştır.

Sivil cemiyet kuruluşlarına zekât verilebilir mi?

Zekâtın verileceği bölgeler, Tevbe sûresinin 60. âyetinde belirlenmiştir. Buna gore zekât, ilke olarak fakirlerin ve gereksinim sahibi bireylerin hakkıdır. Bu itibarla, belirli şartları taşıyan müslümanların yükümlü oldukları zekât ve fıtır sadakasının, Kur’an-ı Kerim’de belirlenen bölgeler haricinde herhangi bir yere verilmesi yada cami, köprü, yol, okul, su benzer biçimde hayır işlerine sarf edilmesi, Hanefîlerce caiz görülmemiştir. Bu temel gözetilmeksizin zekât niyeti ile meydana getirilen ödemeler zekât yerine geçmez. Zekât, kendilerine zekât verilmesi caiz olan kimselere direkt teslim edilebileceği benzer biçimde, aracı vasıtası ile de ulaştırılabilir. Bu aracının fert olması ile kurum olması içinde ayrım yoktur. Buna gore hayır kurumu yada sivil cemiyet kuruluşu, toplayacağı zekâtları Kur’an’da belirlenen bölgelere/fukara ve gereksinim sahiplerine ulaştırıyorsa aracı konumunda olan bu kuruluşlara zekât emanet edilebilir.

Zekâtı hak sahiplerine ulaştırmayıp, inşaat, aydınlatma, ofis harcamaları benzer biçimde umumi hizmetleri içinde değerlendirecek olan kuruluşlara ise zekât verilmez.

Halka hizmet veren bu benzer biçimde kurumların varlıklarını sürdürmeleri için desteklenmeleri önemlidir. Ancak bu, zekât haricinde gönüllü yardımlar yolu ile yapılmalıdır. Bunun yanında kamusal ve bireysel denetimler de dikkatsizlik edilmemelidir.

Fakir ve fakir kimselerin sıhhat tedavilerini yaptıran vakıf, dernek benzer biçimde kuruluşlara zekât verilebilir mi?

Zekât ve fıtır sadakasının sahih olmasının şartlarından biri temliktir. Temlik eşya üstündeki iyelik hakkını yada malî bir hakkı başkasına devretmeyi ifade eder. Bu itibarla fakirlere temlik etmek suretiyle zekât ve fıtır sadakalarını ayrı bir fonda toplayan ve her bakımdan kendilerine güvenilen kimseler eliyle yönetilen dernek ve kurumlara (muhtaçlara ulaştırmaları için yöneticileri, vekil atama edilerek) zekât ve fıtır sadakası verilebilir (Kâsânî, Bedâî’, II, 4).

Söz mevzusu dernek ve vakıflar, zekât almaları caiz olan kimselerin tedavileri için, zekât almak ve aldıkları zekâtı bu ihtiyaçlara sarf etmek suretiyle bunlardan vekâlet aldıkları takdirde, onlar adına zekât alabilirler. Henüz erişkinlik çağına varmamış küçükler için de bunların velilerinden vekâlet almak gerekir. Şüphesiz vekâlet verilecek kişilerin her bakımdan güvenilir kimseler olmaları, toplanacak zekâtın başka işlere harcanmaması ve bu yöndeki denetimlerin dikkatsizlik edilmemesi gerekir.

Adı geçen vakıf ve kuruluşlarda tedavi gören sadece fukara olmayan insanlara zekât, fitre ve fidye gelirlerinden harcama yapılamaz.

İçki, kumar benzer biçimde haramları işleyen hiç kimseye zekât ya da fitre verilebilir mi?

Zekât, Tevbe sûresinin 60. âyetinde sayılan başta yoksullar olmak suretiyle sekiz derslik (seviye) insana verilir. Dolayısıyla bu görevin yerine getirilmesi esnasında dinî hassasiyeti olan fakirlere öncelik verilmesi tavsiye edilirse de müslüman olmak kaydı ile bazı haramları işleyenlere de verilebilir.

Gayrı meşru işler meydana getiren ve verilen zekâtı bu işlere harcayacağı tahmin edilen fakir bir hiç kimseye ailesinin gereksinimlerini göz önüne alarak zekât vermek gerektiğinde, zekâtın para olarak değil de besin yada giyim eşyası olarak verilmesi uygun olur.

Zekât gayrimüslimlere verilebilir mi?

Aralarında dört mezhep imamının da bulunmuş olduğu fakihlerin çoğunluğu zekâtın, gayrimüslimlere verilemeyeceğinde görüş birliğine varmışlardır. Şundan dolayı temel olarak zekât müslüman fakirlerin hakkıdır (Kâsânî, Bedâî’, II, 49; Nevevî, el-Mecmû’, VI, 197; el-Fetâva’l-Hindiyye, I, 207; İbn Nüceym, el-Bahr, II, 261).

Ancak Kur’an-ı Kerim’de zekâtın sarf edileceği bölgeler içinde, kalpleri İslam’a ısındırılacak olan “müellefe-i kulûb” da zikredilmiş (Tevbe, 9/60); Hz. Peygamber (s.a.s.) de gerek zekât gerekse başka devlet gelirlerinden kalplerini İslam’a ısındırmak istediği kişilere hisse ayırmıştır (Buhârî, Farzu’l-humus, 19; Tirmizî, Zekât, 30).

Resûlullah’ın (s.a.s.) vefatından sonrasında bazı kimseler bu uygulamayla bağlantı kurarak devlet başkanı olan Hz. Ebû Bekir’den zekât gelirinden hisse istemişler, duruma muttali olan Hz. Ömer (r.a.) de “De ki: Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen inanç etsin, dileyen inkâr etsin.” (Kehf, 18/29) âyetini okuyarak, artık müellefe-i kulûbun kalmadığını ifade etmiş ve onların talebini reddetmiştir (Bkz. Kâsânî, Bedâî’, II, 45; Zeylaî, Nasbu’r-râye, II, 394-395; Aliyyü’l-kârî, Fethu bâbi’l-‘inâye, I, 530).

Bu sebeple fakihlerin çoğunluğu, Hz. Ömer’in bu ictihâdına ve Hulefâ-yı Râşidin döneminde “müellefe-i kulûb”a hisse ayrılmamış (İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, IV, 361) oluşuna dayanarak Tevbe sûresinin 60. âyetinde sözü edilen bu payın düşmüş olduğu sonucuna varmışlardır. Fakat Hz. Ömer’in “müellefe-i kulûb” sınıfından zekât isteyenlerin talebini reddetmesi, bu mevzu ile ilgili âyetin hükmünün yürürlükten kaldırılmış olmasından değil, bu mevzuda kendisine başvuran kimseleri “müellefe-i kulûb” sınıfından saymamasından dolayıdır.

Dolayısıyla günümüzde de kalpleri kazanılmak, İslam’a ısındırılmak yada kötülüklerinden güvenilir olunmak istenen ya da müslümanlara yararlı olacakları umulan gayrimüslimlere de “müellefe-i kulûb” sınıfından zekât verilmesi maslahata uygun bulunabilir. Bu sınıfa zekât verilebileceğini korumak için çaba sarfeden âlimler bu yönde bir tasarrufun devlet yetkililerinin takdirine bağlı bulunduğunu; uygun görmeleri hâlinde “müellefe-i kulûb”a zekât verilebileceğini, vakit vakit buna gereksinim duyulabileceğini söylemişlerdir (Karadâvî, Fıkhu’z-zekât, II, 607-608).

Sünnet ettirmek yada evlendirmek için fakire harcanan para zekât yerine geçer mi?

Kendilerine zekât verilecek gruplardan biri de fakirlerdir (Tevbe, 9/60). Bir şahıs zekâtını, elindeki malın cinsinden verebileceği benzer biçimde bedeli olan başka mallardan para olarak da verebilir. Bu itibarla evlenecek kişiye, zekât alma şartlarını taşıyor ise, gereksinim duyan eşyalar zekât olarak verilebilir. Velisi fukara olan evlatların sünnet harcamaları da zekât niyetiyle karşılanabilir. Ancak daha uygun olanı zekâtı gereksinim sahiplerine verip harcamayı onların yapmasına imkân tanımaktır.

Ramazan ayında belediye, dernek yada vakıflarca hazırlanan iftar yiyecekleri, aşevlerinde dağıtılan yemekler zekât ve fitre yerine geçer mi?

Belediye, dernek yada vakıflarca hazırlanıp ikram edilen iftar yiyecekleri zekât yerine geçmez. Şundan dolayı bu ikramda, zekâtın sağlık şartı olan temlik bulunmadığı benzer biçimde, iftar yemeği yiyenler içinde kendilerine zekât verilmesi caiz olmayan birçok şahıs de bulunmaktadır. Ancak hazırlanan yemekler zekât niyetiyle yoksullara ulaştırılırsa zekât yerine geçer.

Fakir kiracıdan alınacak kira bedeli, alınmayarak zekâta sayılabilir mi?

Zekâtın geçerli olması için, fakire verilecek para yada malın ona temlik edilmesi şu demek oluyor ki onun mülküne geçirilmesi şarttır. Bu da zekâtın fiilen fakire teslimi ile gerçekleşir (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 171). Mesela aş hazırlayıp bunu fakirlerin yiyebileceğini duyuru etmekle ya da onlara yedirmekle o aş temlik edilmiş/verilmiş olmaz. Ancak aynı aş yapılıp zekât niyeti ile fakire teslim edilirse, temlik gerçekleşmiş şu demek oluyor ki zekât verilmiş olur. Buna gore, bir hiç kimseye borç verirken zekâta niyet edilmediği, ondan sonra da bu parayı zekâta saymaya niyet edilmiş olduğu vakit, paranın kendisi ortada bulunmadığı için temlik gerçekleşmiş olmayacaktır.

Dolayısıyla bir hiç kimseye borç olarak verilmiş olan paranın ondan sonra borçluya zekât niyeti ile bağışlanması ile zekât verilmiş olmaz. Dört mezhep âlimleri bu görüştedir.

Temlik terimine daha geniş bir mana yükleyen bazı âlimler ise, fakirin zimmetinde bulunan alacağın ona bağışlanmasını da temlik olarak değerlendirmişler ve bunu caiz görmüşlerdir (Karadâvî, Fıkhu’z-zekât, II, 848-850; Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, II, 895 vd.). Bu nihayet görüşle de iş edilebilir.

Hastanelere alınan sıhhat cihazları zekât yerine geçer mi?

Zekâtın verilebileceği bölgeler Kur’an-ı Kerim’de ismen sayılarak belirtilmiştir. Bunlar; fakirler, yoksullar (miskinler), esaretten kurtulacaklar, borçlular, Allah yolunda cihad edenler (fî sebîlillah), yolda kalmış olanlar, zekât toplamakla görevlendirilen memurlar ve müellefe-i kulûb (kalpleri İslam’a ısındırılmak istenen kimseler)dur (Tevbe, 9/60). Bu âyette belirtilenler kurum değil, bireylerdir. Buna gore zekât bizzat bireye yada onun vekiline verilmelidir. Bu umumi ilkeye gore adı ne olursa olsun kurumlara zekât verilmez. Âlimlerin çoğunluğunun görüşü bu istikamettedir (Kâsânî, Bedâî’, II, 43-46; İbnü’l-Hümâm, Feth, II, 272; İbn Kudâme, el-Muğnî, IV, 125). Ancak halka hizmet veren bu benzer biçimde kurumlara gönüllü yardımlar yapılabilir.

Ağaç dikme kampanyası için harcanan paralar zekât yerine geçer mi?

Ağaç dikme kampanyasına meydana getirilen bağışlar zekâta ve sadaka-i fıtra mahsup edilemez. Kur’an-ı Kerim’de zekâtın verileceği bölgeler sekiz derslik (seviye) olarak belirlenmiştir. Bunlar; fakirler, düşkünler, esaretten kurtulacaklar, borçlu düşenler, Allah yolunda cihada koyulanlar, yolda kalmış olanlar, zekât toplamakla görevlendirilen memurlar ve kalpleri İslam’a ısındırılmak istenen kimselerdir (Tevbe, 9/60). Bu sayılanlardan başka bölgelere zekât ve fitre verilemez.

Fakat şu da bilinmelidir ki, Kur’an-ı Kerim, ekosistemin fazla mühim bir parçası olan ağaç dikmeye ve yeşili korumaya dikkatlerimizi çekmiştir (Bakara, 2/266; Abese, 80/25-32). Hz. Peygamber (s.a.s.) de müslümanları ağaç dikmeye yönlendirmiş ve “Müslümanlardan bir kimse bir ağaç dikerse, o ağaçtan yenen meyve ne olursa olsun onun için sadaka olur.” (Buhârî, Muzâraa, 1; Müslim, Müsâkât, 7) ifadeleri ile ağaç dikmeye teşvik etmiştir. Hz. Peygamberin (s.a.s.) bu tavrını her müslüman misal almalıdır.

Bir şirket, çalışanlarına dağıttığı yardımları zekât yerine sayabilir mi?

Firma tarafınca yapılacak olan yardım ve bağışların zekâta mahsup edilebilmesi için bağışların;
a) Zekât niyetiyle verilmesi,
b) Yardım yapılanların zekât alması caiz olan kimselerden olması,
c) Firma bir şirketse, ortakların zekât verme mevzusunda yöneticilere vekâlet vermesi,
d) Yapılacak yardımın, sözleşme gereği verilmesi ihtiyaç duyulan promosyon vb. ödeme kalemlerinden olmaması gerekir.

Zekât verilen ilgili kişinin varlıklı olduğu ortaya çıkarsa ne yapmak gerekir?

Zekât mükellefi, kime zekât verdiğini araştırmalıdır. Araştırma sonucu zekât verilebilecek kişilerden olduğu kanaatine ulaşmış olduğu birisine zekât verir, ondan sonra bu kimsenin zekât verilecek kişilerden olmadığı ortaya çıkarsa, zekâtı geçerli olur. Araştırma yapmaksızın zekât verir ve ondan sonra bu kimsenin zekât verilebilecek kişilerden olduğu ortaya çıkarsa, zekâtı geçerlidir. Ancak bu şekilde olmadığı anlaşılırsa, zekâtı geçerli olmaz, tekrardan vermesi gerekir (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 302, 303).

Ortaklardan birinin şirket malından (bağışlama ve sadaka benzer biçimde) teberruda bulunması, ödünç yada zekât vermesi caiz midir?

Ortaklar ticari faaliyetlerde birbirlerinin vekilidirler. Bu vekâlet, ticari etkinlik dışındaki alanları kapsamadığı için her birinin diğeri adına teberru yetkisi yoktur. Dolayısıyla başka ortakların izni olmadıkça şirket malından bağış yapmaları, sadaka, ödünç (karz) ve başka ortakların zekatını vermeleri caiz değildir. Zira ortaklıktan maksat, ticari faaliyette bulunarak şirkete gelir sağlamaktır. Söz mevzusu tasarruflar ise, ticari ortaklıkta aranan bu amacı gerçekleştirmez (Merğînânî, el-Hidâye, IV, 422-423; Kâsânî, Bedâi’, VI, 71-72).

İçinde Bulunulan Zor Şartlar Sebebiyle İşçinin Maaşının Zekattan Ödenmesinin Hükmü?

İşveren, zekât alabilecek durumda olan işçisine hak etmiş olduğu tutarının yanı sıra zekât da verebilir. Ücret ve zekât değişik şeyler olduğundan biri ötekini etkilemeyeceği benzer biçimde birbirlerinin yerine de geçmezler.

İş akdi feshedildikten sonrasında işverenin, eski işçilerinin gereksinimlerini onlara zekât vererek gidermesi takdir edilecek bir davranıştır. Bunun yanında işveren bakımından mecburi sebeplere ilgili olarak işçinin resmiyette işten çıkarıldı gösterilip fakat fiilen işe devam etmesi karşılığında ya da fiilen iş yapmadığı halde resmiyette devam ediyor görünmesi karşılığında meydana getirilen ödemenin zekât kaleminden olması caiz değildir. Şundan dolayı işveren, birinci durumda gerçekte çalışan işçinin ücretini; ikinci durumda da resmen devam eden iş akdinden meydana gelen işçi (ecîr-i hâs) ücretini vermekle yükümlüdür. Yukarıda ifade edilmiş olduğu benzer biçimde işçi tutarı ile zekât birbirinden değişik ve biri diğeri yerine geçmeyen iki ayrı yükümlülüktür. Ücret yükümlülüğünün zekât kaleminden karşılanması, işverenin hukuken ödemesi ihtiyaç duyulan ücretten bir hile ile kurtulması anlamına gelir. Bu durumda şahıs gerçekte işçi ücretini ödemiş olduğundan zekâtını vermiş sayılmaz.

Haber Kaynağı – Diyanethaber

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Cünüp iken tutulan oruç geçerli midir? 2021

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.